<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052</id><updated>2011-10-20T13:31:00.225+03:00</updated><category term='türkiye'/><category term='devlet'/><category term='abd'/><category term='ulus'/><category term='terör'/><category term='israil'/><title type='text'>düşündüremediklerim</title><subtitle type='html'>bişeyleri biyerlere yazma ihtiyacı</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>71</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-4508257153857629953</id><published>2011-10-10T23:26:00.004+03:00</published><updated>2011-10-10T23:57:54.672+03:00</updated><title type='text'>şiddet üzerine deneme 1</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Peki, sorun nedir?&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;i&gt;(Belki de bir tutarlılık ya da sistematik düşünme kalıbı arayışı beni derin bir "hiatus"a soktu. belki de kelimelerimin zaten tesirsiz olduğu nihayet kafama dank etti. Ama ne farkeder? Neden yazmayayım ki?)&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Şiddet hakkında düşünmek istiyorum. Sesli düşünmek. Siz de düşünün.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Önce şunu soralım, şiddete kategorik olarak mı karşıyız? Yoksa geçerli ve meşru bir yöntem olarak görülebileceği bağlamlar mevcut mu? Baskı altındaki bir halk, veya bir "meşru müdafaa" durumu. Burada ilk sorun belki de kendi meşruiyetimizi kendimiz üretmemiz. Eylemimizi yapıyor, bunu meşrulaştıran durumu sonradan üretiyoruz. O anki şiddetin mantıklı bir açıklaması yok belki de. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Devleti devlet yapan şey şiddet tekeli diyoruz örneğin. Bu tekel nasıl elde ediliyor? Önce bir "kurucu şiddet" gerekmiyor mu? Tekeli eline geçiren bu kurucu şiddet oluyor. Meşrulaştırma sonradan geliyor, "başka çaremiz yoktu" cümlesi genelde eşlik eder. Şiddetin en son çare olması gerektiği ifade edilir, ama genelde ilk başvurulanlardan biridir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Bir şeylere çare olduğu gerçeği de yadsınamaz doğrusu. Bütün dünyada, ister kişiler, ister toplumlar nezdinde olsun, normalde görmezden geldiğimiz, umursamadığımız ama aslında çok hayati olan şeyleri görmemizi sağladığı çok olmuştur şiddetin. Ve bu, genelde daha büyük bir şiddetin sonucu olan tepkisel bir şiddet olarak vuku bulmuştur.  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Gel gör ki insanlar gördükleri şiddeti unutmazlar. Bütün eleştiriler, konuşmalar, politikalar unutulur ama şiddet unutulmaz. Öğretmeninizin ilkokulda attığı her dayağı, kulağınızı çektiği her esnayı dünmüş gibi hatırlamıyor musunuz? Peki o şiddet işe yaradı mı, bizi daha iyi/daha çalışkan insanlar yaptı mı? Belki de yaptı, ama mecburiyetten. Öyleyse makbul değil mi?  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Kolay mı tahrik oluyoruz acaba? Şiddete bu kadar rahat meyletmemizin açıklaması nedir? Konuşmayı bilmemek mi? Fazla ezilmiş olmak mı? Burada siyasetten, kimliklerden, toplumlardan daha derinlikli bir araştırma yapmak gerekiyor belki de. Şiddetin farklı tezahürleri arasındaki ortak noktayı deşmek gerekiyor, öyle bir nokta varsa tabii..&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Galiba kategorik olarak şiddete karşı çıkmak savunulması hemen hemen imkansız bir pozisyon. Kimin kime nasıl bir şiddet uyguladığı çok önemli. Genelde "güçlü" olanın ya da "egemen" olanın şiddeti hoş karşılanmamalı. Ancak, yine devlete dönüyoruz. Herhangi bir devletin çoğuvatandaşı, o devletin şiddet kullanımını doğal ve meşru bir hadise olarak görür bence. Yoksa daha fazla isyan olmalıydı dünyada sanki. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Güçsüz olanın, mağdur olanın şiddeti haklı görülebiliyor bazı durumlarda. Geçen gün izlediğim bir dizide, bir adam, karısını ve çocuğunu katletmiş olan bir diğer adamı çat diye öldürüyor, kaçmayıp suçunu itiraf ediyor ve mahkemede de beraat ediyordu (tabi abd mahkemesi-jüri muhabbeti vs). Bu doğru bir hukuksal süreç mi? Daha doğrusu adil mi? Bunun yerine adamı öldürmeyip polise yakalatsaydı bir "katharsis" yaşamayacak mıydı kahramanımız? Görülen o ki, hayır. Kısasa kısas demek lazım. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Ama bunu dediğimizde bir şiddet sarmalına kapılmak da olası. Kısasa kısas kısasa kısas diye gidiyor. Güçlü-güçsüz arasındaki asimetri bozulabiliyor bazen. Mesela "sivil" öldürmeyen bir örgüt, ama devletin silahlı güçleriyle çatışan bir örgüt..Ya da direk şehirlerin göbeğine bomba koyup patlatan bir örgüt. Veya şiddeti bırakıp siyaseti seçen bir örgüt. Hangisi daha meşru? Hangisi daha başarılı? Hangisi daha çok ses getirir? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Demek ki şiddetle neyi hedeflediğimiz de önemli. Başarı ve meşruiyet "kıstaslarımız" da.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Peki, ben kimim? Şiddete bulaşmamış bir insan olarak şiddete bulaşmış olanlara karşı bir ahlaki üstünlüğüm mevcut mudur otomatikman? Ya şimdiye kadar oluşan mağduriyetlere karşı kayıtsız kalmışsam? Ya bizzat eylemsizliğimle egemen olanın, güçlü olanın "şiddetine" dolaylı da olsa cevaz vermişsem? Ahkam kesme hakkım hala mevcut mu, sırf şiddete bulaşmadığım için?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Şiddete şiddetle karşılık vermek oldukça olağan sayılıyor günümüz dünyasında. Şiddetlerarası bir nedensellik bağı, şiddet eylemlerini açıklamaya ve meşrulaştırmaya yarıyor. En suçlu olan, zincirin ilk halkasını oluşturandır genelde. İlk tokatı atan. Oluşan şey bir mağduriyet, bir asimetri. Aslında kimse bunu haketmiyor çünkü. "Tokat" denen şeyde fiziksel acıdan ziyade insanda bir hakaret hissi barınıyor. Acıttığı için değil, kızdırdığı için tehlikeli sanki tokat.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Peki fiziksel şiddetle eşitlenebilecek şiddetler var mıdır? Farklı türde şiddetler arasında bir paralellik kurulabilir mi? Bunun net bir ölçüsü olabilir mi? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Bunlar hep önsevişme soruları sanırım. Henüz tahrik olmadık, henüz herşey fazla teorik, fazla mesafeli. Siyaset, aktörleri yerli yerine oturtunca mı baş gösteriyor? Mesela kadın cinayetleri. Şimdi toplum ve kültür analizine mi yönelmeli? Sistematik ve evrensel bir sorunla mı karşı karşıyayız yoksa münferit olaylar mı? Erkekler neden bu kadar kolay "tahrik" oluyor? Ve neden anında şiddete başvuruluyor? Cinayet, toplumdan topluma değişebilen bir veri olabilir, ama şiddetin kendisinin yer almadığı bir toplum var mı? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;i&gt;(Bu da bu blogumda yeni bir dönemin başlangıcı olarak kayda geçsin.) &lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Düşünün!&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-4508257153857629953?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/4508257153857629953/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=4508257153857629953' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/4508257153857629953'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/4508257153857629953'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2011/10/siddet-uzerine-deneme-1.html' title='şiddet üzerine deneme 1'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-6058903129388739932</id><published>2011-05-09T13:36:00.003+03:00</published><updated>2011-05-09T14:13:50.424+03:00</updated><title type='text'>piskevüt</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Nedir? 3 aydır yazmıyordum hiçbişey. Ama bir sorun, niye yazmıyordun? Ne bileyim ben. Yazacak öyle çok şey birikti ki bir noktadan sonra üşendim sanırsam. Ancak, şu son haftalarda öyle acaip işler gördük, öyle skandallar, böyle sansasyonlar, yok çılgın proce yok yılgın bilmemne derken..Bir patlama anının yaklaştığı belli. Yok yani bu ülkenin genelinde değil, benim kendi mütevazı iç patlayışım. &lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Bu ülkede ümit etmek ölümcül bir hata; aslında bunu çoktaan farketmiş olmam gerekirdi de..Belki de farkettim ve o yüzden yazmayı bıraktım. Öyleyse şimdi niye geri döndüm? Piskevüt için.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Biz devletle hep squash oynuyoruz. Bir ara tenis maçına dönüyor gibi oldu ama, ı-ıh. Hiçbir zaman yenemeyeceğimizi bile bile bütün taleplerimizi, politik alternatiflerimizi dümdüz bir duvara fırlatıp duruyoruz. Bizleri temsil edeceğini düşündüğümüz insanlar, bize benzeyeceklerine o duvara benzemeye başlıyorlar. Kimisi zaten bizzat duvarı temsil ediyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Basılmamış kitapları toplattıracak, tek bir gizli tanığın ifadesiyle çat tutuklamalar-gözaltılar patlatacak kadar hoyrat bir TMK, ve bu yönetmelikleri harfiyyen yerine getirecek-ve üstelik karşılığında hiçbir izahat vermeye gereksinim bile duymayacak-savcılar ve polisler..Bunu ister Ergenekon için söylediğimi düşünün, ister KCK. Veya isterseniz Türkiye'deki hapishanelerin yarısını dolduran bütün tutuklular için söylediğimi düşünün. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Hukuğun araçsallaştırılması yeni birşey değil elbet; ama bilhassa duvarın bir kısmıyla mücadele etme iddiasındaki partilerin, bu işlevsel kısma hiç dokunmaması, elleşmemesi, insanı korkunç bir karamsarlığa itiyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Bu ülkede rejime alternatif getireni susturuyorlar, diyor Nejat Ağırnaslı. Menşei ne olursa olsun, şiddete başvurmasına gerek yok, "acaba şöyle mi olsa" dediğiniz an kapınız çalınabilir. Tartışmaya izin verilmiyor, öneri sunmaya izin verilmiyor. Güya "konsensus"la yeni anayasa yapılacak. Bir ülkede "siyasi suç" diye birşey var, %10 barajı var..bunlar olunca konsensus olur mu a dostlar?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;"Nedir bu demokratik özerklik?", diyor Gandhi Kemal, bir allahın kulu çıkıp da "Açıp okusaydınız efendim DTK'nın projesini" demiyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;"Piskevüt" diyor Devlet Bahçeli. Buna birşey diyemiyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;"AKP'yi hedef almak milleti hedef almaktır" diyor RTE, alternatifsizliğin körleştirdiği bir sesle. Hiç mi çekinmiyor? Bu kadar mı güveniyor kendine? Güvenmesin de napsın, bu ülkede siyaset ilk günden beri yerlerde sürünüyor. Ve hep kendisini milletle/halkla özdeşleştirmeye çabalayan siyasetçiler, gitgide halkla alakası olmayan, kıymeti kendinden menkul birer iktidar odağı haline geliyorlar. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Yine RTE, biz de binlerce genç yürütürüz de yürütmüyoruz diye dayılanıyor. Bahçeli "bizde de bozkurtlar var höaaa" diye cevap veriyor. YGS'ye dair tepkilerini dile getirmek için sokağa dökülen liseli arkadaşlar da "Bu iş ne ara buna döndü" diye bakınıyorlar muhtemelen.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Ve tabii, bahsetmeden olmaz, bürokraside akıl almaz beceriksizlikler, muğlaklıklar baş gösteriyor sırayla. Önce YGS'de olağanüstü bir yeteneksizlik (Ali Demir, hala o makamda duruyor), sonra YSK'nın ülkeyi iç savaşa sürüklemesine ramak bırakan kararı-ve geri dönüşü-sonra şu TİB ve BTK'nın ne idüğü belirsiz düzenlemeleri. Elbette bunlar hemen bağlamlarından koparılıp genel bir "sivil dikta-über faşizm" söylemine ek malzeme olarak da kullanılıyor, o hep bildiğimiz ve alışık olduğumuz çevreler tarafından. Bu kavramları da amma rahat kullanıyoruz di mi? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Ana-akım medyamız, sadece "olmaması gereken" bişey olunca güneydoğuya bakabiliyor. Mesela bir kadın milletvekili polise el mi kaldırdı? Çullanın! Bir başka kadın "Kötü şeyler olacak" mı dedi? Davranın! Diğer zamanlarda, mesela gaz bombasıyla yaralanan bir başka kadın milletvekili bacağını kaybedecekken, veya onlarca kişi tek bir "kepçeyle" gözaltına alınırken, anlı-şanlı polisimiz "son derece orantılı bir güçle" sokaktaki adamın göğsüne kurşun sıkılırken, Ergenekon davasındaki hukuksuzlukların birebir aynısı KCK davasında da görülürken ana-akım medya suskun. Sadece patlama anlarına bakmak ve Kürt siyasetini "mutlak kötü" olarak lanse etmek peşindeler. Meclise girseler suç, Kürtçe konuşsalar suç, milletvekili adaylıkları tartışmalı, çadır kursalar bile suç..Sonra, insanlar niye dağa çıkıyor ayol, hep fakirlikten-eğitimsizlikten vesaire lafları..bu ülke insanı delirtir, yemin billah delirtir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;24 Nisan'da zorunlu olarak askerliğini yapan Sevag, günün anlam ve önemine uygun bir biçimde "şakalaşırken" öldürülüyor. Bu, zorunlu olarak askere gidip de dönemeyen kaçıncı insandır Türkiye'deki? Sayılabilir mi? Buna olsa olsa "terör par excellence" denir. TSK ne diyor bu konuda, umursamıyorum bile.  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Farkındaysanız argüman falan üretmiyorum artık, belli bir sebep-sonuç ilişkisi de kurmuyorum, sadece yakınıyorum. Neden bu haldeyiz? Neden birbirimizi ezmek için nefes tüketiyoruz? Nolacak yani? Beni bile karamsar yaptınız ulan, bu ülkenin sorunları öyle seçimle, yeni anayasayla falan filan çözülmeyecek bu gidişle. Uzlaşma deseniz, bu kadar ezilmiş/sömürülmüş kitlelere, "devletimizle-hükümetimizle uzlaşın" demek de artık hakaret olur. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;O squash duvarı bir şekilde kendini normal tenis kortuna bırakacak, arkadaş. Bunu devrimci bir söylem olarak almayın, ben herşeye rağmen yine reformistim de, radikal bir hareketlenme olmalı yani. Ki son birkaç aydır Ortadoğu'da gördük ki, o kadar da kırıp dökmek gerekmiyormuş. Hayatı rölantiye almak, gündelik yaşamın-sermayenin-devletin çarklarını bir süreliğine durdurmak yetiyormuş. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Biz napıyoruz? O çarkları, o devasa duvarı rakiplerimizin, bize benzemeyenlerin aleyhine kullanmaya çabalıyoruz. Ve sonuçta kimse kazanmıyor, kimse piskevüt alamıyor, hep beraber kaybediyoruz. Aferin bize. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-6058903129388739932?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/6058903129388739932/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=6058903129388739932' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/6058903129388739932'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/6058903129388739932'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2011/05/piskevut.html' title='piskevüt'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-641014494523470785</id><published>2011-02-16T00:59:00.004+02:00</published><updated>2011-02-21T22:06:16.116+02:00</updated><title type='text'>kurnazlık ve solculuk (2)</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Referanslar demiştik..Atatürk'e referans vermeyen Türk olur mu? İşçi sınıfını en tepeye koymayan/emek-sermaye çelişkisini yegane çelişki olarak benimsemeyen bir sol olur mu?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Önceki yazımda bahsettiğim melezlik burada da ortaya çıkıyor işte. Genelde "saf" kalmayı başarmış solcuların referansları aynı kalmakta, ve bu duruş adeta bir "namusluluk" veya bir "alnı açık-başı dik" olma haline denk getirilmekte. Halbuki 30 yıl öncesiyle aynı şeyleri söyleyen bir sol, artık yeni birşey sunamıyor, her olaya aynı dar pencereden bakıyor demektir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;"Sınıf çatışması" analizi bugünkü birçok siyasi meseleyi ıskalıyor örneğin. Tıpkı "iç ve dış düşmanlar" söyleminden hareketli, soğuk savaş yıllarının anti-emperyalist jargon gibi..Bu jargon ulusalcılıkla gelenekselci solun buluşma noktası aynı zamanda..Günümüz Türkiye'sini anlatmayı/açıklamayı imkansız kılan bir söylem bu. Çünkü kapalı bir söylem..&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Oysa ülkemizde (ve tüm dünyada) emek-sermaye çelişkisinin haricinde başka çelişkiler de mevcut. Kimlik sorunları, otoriter laiklik, askeri vesayet vs..Bu konularda bize hiçbişey söylemeyen, veya yüzeysel bir analizle yetinen sol, sol olabilir mi? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Eh, analiz yeterli olamayınca başvurulan merci mecburen bir takım "komplolar" oluyor. ABD'nin emrinde hükümetler var, Soros'tan, Fetullah Gülen'den sürekli para yardımı alan gazeteciler-yazarlar var vesaire..İnsanları "sorosçu-fetocu" düzeyine indirgedikten sonra, tartışmaya lüzum kalmıyor zaten, onlar hükmen yenik çünkü..(bu esnada Soner Yalçın olayı ne kadar güzel hatırlattı odatv'nin alenen hedef gösterici yayınlarını değil mi?)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Bu fetocu-sorosçu kişiler de hep kimlik üzerine, laiklik üzerine, askeri vesayet üzerine konuşuyorlar. Ne hadlerine değil mi? Üstelik kimileri kendilerini solcu olarak bile görmüyor, aralarında başörtülüler var kürtler var..Vah başımıza gelenler kısacası..&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Sonuçta, solun görevi Marx-Engels-Lenin külliyatını terennüm etmenin çok ötesinde olmalı bence. Dünyanın almakta olduğu şekle uygun olarak yeni analiz yöntemleri, yeni işbirlikleri, ve hatta yeni melezlikler peşinde olmalı. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Demek istediğim şu: tarihi ve bugünü anlamanın bir sürü farklı yolu var artık. Tarih hergün yeni perspektiflerden tekrar yazılıyor. Ve her perspektif farklı bir teorik çerçeveden ele alınarak anlaşılabilir artık. Tarihi yekpare haliyle anlatabilecek bir "meta-anlatı" teorilerinin geçerliliği bulunmuyor. Hatta sözkonusu meta-anlatıların kendileri yeni tarihi okumalarının, yeni eleştirilerin hedefi olabilmekte.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Meta-anlatı demişken, TKP-ÖDP çizgisinin (nedense) sahiplendiği bir başka jargon da ilerici-gerici jargonu. Bu jargonu "cumhuriyetin kazanımları" söyleminde bulmak da mümkün. Bu sola göre AKP sadece neo-liberal iktisadi politikaların taşıyıcısı değil, aynı zamanda İslamcı-gerici bir hareketlenmenin de öznesi, ve, mazallah, cumhuriyetin kazanımlarını (onlar da neydi acaba) kaybetme riski de mevcut siyasi gündemimizde.. Peki biz melezler olarak napıyoruz? İlericiliğin meşruiyetini sorguluyoruz, 20'lerde, 30'larda ilericilik adına yapılan zulümleri sorguluyoruz. Olacak şey mi? Bunun solcu olmakla ne alakası var, di mi?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Fakat, günümüzde sol'un ayrıştığı noktalardan biri de bu..İlerici söylem hangi noktada meşrulaşır? Ehlileştiremediği kesimleri gerici olarak addettiği vakit. İlericilik her daim normatiftir, modernizmle elele olduğundan "bilinmeyen"e tahammülü yoktur. Herşeyi zaten biliyor/görüyor olma durumu, sola değil, moderniteye özgüdür aslında. Pozitif bilimin ışığında yürüyoruzdur, herkes bizimle aynı yolda, ileri doğru yürüse, sorun kalmayacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Tarihte birçok kıyımı, zulmü meşrulaştırmak için kullanılmış bir söylemdir bu. Meta-anlatıların tehlikesi de buradadır zaten. Bilim dili, ekonomi-politik dili, çok ciddi insanlık suçlarının üzerini ilerici ve ulu amaçlarla örtebilir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Başörtüsü meselesindeki temel itirazlardan biri bu "bilinmeyene tahammül" meselesi zaten. Başı açık olan kadını tanıyabiliriz, çünkü onunla özdeşleşebiliriz..Ancak başı kapalıysa bilemiyoruz, şeriat mı istiyor, inancı öyle buyurduğu için mi takıyor, mahalle baskısı mı, başka bişey mi..Eh burada çok fazla "bilinmeyen" var, biz en iyisi buraya kendi önyargılarımızı boca edelim, İslam'a dair herşeyi bir gericilik-kötücülük eksenine oturtalım ki, zahmete girmek zorunda kalmayalım..&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Sözün özü: ben solcu olmayanlarla da konuşan, solcu olmayanları da anlamaya/görmeye çalışan &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;bir sol arıyorum. Çünkü sol'un nihai amacının kendisini yüceltmek değil, ezilen kesimlerin dertleriyle uğraşmak olduğunu düşünüyorum..Ezilenlerle, bizzat ezenlerin &lt;i&gt;ilerici&lt;/i&gt; dilinden konuşacaksak, işimiz zor..&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-641014494523470785?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/641014494523470785/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=641014494523470785' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/641014494523470785'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/641014494523470785'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2011/02/kurnazlk-ve-solculuk-2.html' title='kurnazlık ve solculuk (2)'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-7172619374514653928</id><published>2011-02-12T15:45:00.005+02:00</published><updated>2011-02-16T00:59:16.163+02:00</updated><title type='text'>kurnazlık ve solculuk (1)</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Ara sıra çok saf bir insan olduğum izlenimine kapılıyorum. Napayım, etrafımdaki biçok insan benim üzerinde uzunca bi süre düşünmem gereken şeyleri öylesine kolay biliyorlar ki...En karmaşık olaylarda bile bilgileri öylesine temiz, güvenilir ve bütüncül ki..&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Aslında temel sorunum şu: siyaseten yanlış yerde duruyorum ben. "Bilenler"in yanında değilim. Ben analiz etmeye, anlamaya çalışıyorum. Oysa, özellikle de solun büyük bir kısmı, çoktan biliyor. Yeteri kadar Marx, Lenin, Engels okusaydım ben de bilirdim belki. Ama yetersizim işte.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Neyse, ironik girişleri uzun tutmamakta fayda var. Son zamanlarda yaptığım kimi siyasi tartışmalardan edindiğim izlenim şudur ki, bu ülkede sol'un ikiye ayrılmış olmasının epistemolojik bir bağlamı da mevcut. Kaba genellemeler yapmadan derdimi anlatabilir miyim bilmiyorum, o yüzden mazur görün. Ama sol.org.tr (yani TKP), Birgün (yani ÖDP) kadrosunun epistemolojik konumuyla, DSİP'in, bazı Taraf yazarlarının, Yetmez Ama Evet'çi kesimin epistemolojik konumu birbirinden epey farklı. Dolayısıyla son zamanlarda sertleşen tartışmaların bir kaynağı da bu gibime geliyor. Baştan söyleyeyim, elbette TKP-ÖDP çizgisi içinde, ve elbette DSİP-Taraf çizgisi içinde dediklerimin dışında kalan insanlar vardır, ben genel bir çerçeve üzerinden hareketle bu yazıya girişiyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;TKP-ÖDP çizgisinin söylemi son zamanlarda bizim tarafın (yetmez ama evet diyenlerin) "kandırıldığı" yönünde. Bu söyleme göre AKP bize referandumda ileri demokrasi vaadetmiş, bizler de (saf olduğumuz için) buna inanıp evet demişiz, ama AKP'nin kimi uygulamaları ve söylemleri demokratikleşeceği yerde otoriterleşmiş. Biz de, bir nevi, keklenmişiz. Oysa onlara uyup hayır verseydik, AKP tam tersine demokratikleşecekti...mi? Yoksa aşağı yukarı aynı tabloyla mı karşılaşacaktık? Bu bir sorunsal olarak cepte dursun. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Bu söylemin kaynağında epistemolojik varsayımları görmek çok kolay. TKP-ÖDP çizgisi, gerçekliği bütünüyle görme ve bilme yetisine sahip. "%42 sol, %58 sağ" manşetini başka türlü açıklamak imkansız çünkü. Ancak referandumun işaret ettiği nihai sonucu tam anlamıyla kavrayabilenler bu çıkarsamayı yapabilir. Ve ancak kıymeti kendinden menkul bir bilgelik MHP gibi bir partiyi sol'da konumlandırabilir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Bu sol'a göre herşeyin zamanlaması manidar. Herşey aşırı biliniyor çünkü. Her edimin ardında daha derin bir motivasyon, gizli bir ajanda, bir takvim mevcut. Bizler, saf olduğumuz için, halkın somut taleplerine kulak veriyoruz (kürt meselesi, ermeni meselesi, başörtüsü, alevi sorunu vs). Oysa gözönünde bulundurmamız gereken şey, sözkonusu taleplerin hangi siyasi aktörlere&lt;i&gt;yaradığı. &lt;/i&gt;Askeri vesayetle hesaplaşmak AKP'ye mi yarıyor? Öyleyse bu işte bir bit yeniği vardır. Yargı reformunu AKP mi getiriyor? Öyleyse burada yargıyı kontrol altına alma çabası vardır vs.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Bu çizginin kendisini daha "saf" Marksist addetmesi, bizim kesimi yeteri kadar solcu olmamakla suçlaması boşuna değil. Benim gibi düşünenlerin, solcu olmayan kesimlerle bazı konularda anlaşma, konuşma, hatta ittifak kurma gibi garip bir huyu var. Bunun da bizi siyaseten daha "melez" bir konuma taşıdığı muhakkak. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Dolayısıyla karşımıza iki türlü sol çıkıyor. Bir tanesi kurnaz, her türlü siyasi olayın arka planındaki çıkar ilişkilerini, gizli ajandaları tek tek tespit etme yeteneğine sahip. Nasıl mı? Referansları sağlam. Buna da değineceğim. Diğer türlü sol (yani benim de dahil olduğum) o kadar kurnaz değil, çünkü melez. Çünkü gerçekliğin sadece küçük bir kısmını algılayacağını biliyor. Çünkü gerçekliği anlamak ve anlamlandırmak için başkalarının, ötekilerin ve ötekileştirilmişlerin bakış açılarına da muhtaç olduğunu biliyor. Bu haliyle daha mütevazı elbette. Birkaç somut örneğe bakınca duruşumuz daha net ortaya çıkabilir..&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Örneğin, biz melezler, başörtüsü meselesinde gönül rahatlığıyla "özgürlükçüyüz, ama salak değiliz"* diyemiyoruz. Salağız çünkü. Bir toplumsal talebin arkasındaki gerici ajandayı göremiyoruz. Onlar görüyorlar, çünkü salak değiller. Onlar, bilginin şaşmaz otoritesiyle kutsanmışlar.   &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Ve referandum sorunsalına geri dönecek olursak..Bugünlerde AKP'nin her yanlışı (özellikle polis şiddeti, hukuk skandalları) bu melez sol'un hanesine yazılmak isteniyor. Sanki referandumda evet diyerek biz bu olacaklara göz yummuşuz, sanki şimdi tepki gösterme hakkımız yokmuş gibi. AKP'nin kategorik olarak herşeyi yanlış, hatta kasten kötücül bir biçimde uygulayacağını varsayanlar, bizim de AKP'yi bir iyilik meleği, bir demokrasi havarisi olarak gördüğümüzü düşünüyorlar.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Problem şurada: ne yetmez ama evet'i anlamışlar, ne AKP'yi anlamışlar, ne de kendi duruşlarını. Anlamaya çalışmıyorlar, çünkü anladıklarını varsayıyorlar. Peşinen anladığını düşünen kişi, neden çaba göstersin? Yaftalayıp geç, artık o "cepheden" gelecek her türlü mesajı kendi dünya görüşüne göre yorumlayıp "bu liboş, bu gerici, bu yeterince sol değil, bu yalaka, bu yandaş" diye sıraya dizebilirsin..Sen ki herşeyi bilensin.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;TKP-ÖDP çizgisini anlatırken, aslında ister istemez ulusalcı ideolojiye de değinmiş oldum. Çünkü benzer "herşeyi çoktan biliyor olma" hali, benzer pozitivist jargon ulusalcılıkta da mevcut. Buradan referanslarla ilgili bir tartışmaya geçeceğim, sıradaki yazıda..&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;*: Zamanında Birgün'den Melih Pekdemir'in öne sürdüğü "kurnaz duruş".&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-7172619374514653928?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/7172619374514653928/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=7172619374514653928' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/7172619374514653928'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/7172619374514653928'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2011/02/kurnazlk-ve-solculuk-1.html' title='kurnazlık ve solculuk (1)'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-7655347480881265902</id><published>2011-01-09T13:05:00.007+02:00</published><updated>2011-01-09T14:26:43.748+02:00</updated><title type='text'>müstehcen yüzyıl ve kanuni üniversite</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Evet, dayanamadım, yazdım. Biraz da müstehcen bir yazı oldu, utananlar okumasın. Başlığı da alakasız attım, öyle bi dizi eleştirisi veya üniversite konusu pek beklemeden okuyunuz.&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;2011'in gelmesiyle ülkemizde adeta bir "patlama" yaşandı. Yok, öyle özgürleştirici, rahatlatıcı türden bir patlama değil, daha ziyade bir öfke patlaması. Zaten bizim sürekli ocakta ısınan bir düdüklü tenceremiz var, arada bir, bazı olaylar sayesinde tıssssss diye şiddetli bir buhar çıkarmaya başlıyor. &lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;İki olay var, malum. Birincisi Bilgi Üniversitesindeki tez meselesi. Diğeri de Muhteşem Yüzyıl dizisindeki Kanuni imajı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;İlginçtir, bu ülkede pornografik içeriği ima yoluyla iletmekte hiçbir sakınca yoktur. "Bir atımlık çıtır" sloganlı, veya posterinde parmağını emen bir kızın olduğu doritos reklamları. Fatmagülün suçu ne dizisindeki malum sahnede kameranın gidip gelmesi. Bazı gazetelerin en arka sayfalarındaki manken resimleri ve yine imalı cümlelerle yaptıkları güya "açıklamalar". Bunlar hayatımızın bir parçasıdır artık, alışagelmişizdir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Ancak, cinselliğin olanca "çıplaklığıyla" karşılaşmayıverelim.. Off, çok zararlı, çok ayıp, çok seviyesizce, çok hayvanca vs. Halbuki, şu dünya üzerinde yaşayıp da belli bir yaşın üzerinde olan insanların büyük bir çoğunluğu sevişmiştir bence. Daha da büyük bir çoğunluğu düzenli bir biçimde mastürbasyon yapmıştır/yapmaktadır. Buna canı gönülden inanıyorum. Bu nüfus ve bu porno sektörü başka bir fenomenle açıklanamaz zaten.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Peki böylesine haşır neşir olduğumuz cinselliği pis kılan, onun filme aktarılmasını neredeyse insanlık suçu mertebesine yükselten şey nedir? Üniversiteden hocaları kovdurtan, padişahlara atfedildiğinde binlerce kişinin itirazına yol açan o garip müstehcen içerik tam olarak nedir?  &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Bunu "kadının objeleştirilmesi" gibi bir hadiseye bağlayarak eleştirenler var. Pornoya yapılan bu itiraz, görünürde gayet temiz, feminist bir duruş olarak kabul görmekte, hatta bunu savunmayan pornocu, abaza, seviyesiz vs. diye dışlanmaktadır. Fakat bu objeleştirme nedir? Öncelikle, kadının rızası dışında mı gerçekleşmektedir? Ve o esnada erkeğe ne olmaktadır? Özneleştirme mi? Ve dahası, bu objeleştirme yukarıda bahsettiğim reklam stratejisinden bağımsız düşünülebilir mi? Bence bu konuda peşin hükümler vermeye herkes çok meraklı, kimse oturup da bu işin tarihini, gelmişini geçmişini düşünmüyor..&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Kaldı ki, tamamen kadının özneleştirilmesine ve erkeğin hareketsiz itaatkarlığına dayanan, "female domination" bazında pornolar da mevcut. Onları hangi bağlamda eleştireceğiz?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Herneyse, siz orgazmlarınızı nasıl yaşıyorsunuz bilmiyorum, ama orgazm anı bir "karşılıklı objeleşme" anıdır bana kalırsa. O anda iki taraf da hiçbişeyi düşünmez, karşındaki insanın ne kadar iyi huylu, düşünceli, zeki, duyarlı olduğunu, hatta başlı başına bir "insan" olduğunu bile düşünmez. O anlarda bütün zihin tek bir amaca odaklanır; "karşındakini bir obje gibi kullan ve boşal". Zaten o kadar yoğun yaşanır ki bu an, zihnin o olay dışında kalan şeyleri düşünecek hali yoktur. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Bu an, zevkli olduğu kadar korkutucudur da..Bir anlığına olduğumuz kişi olmaktan çıkarız çünkü. Kaşlarımız çatılır, yüzümüzde ifade bile kalmaz. Dışarıdan bakan için suratımızda kızgınlıkla zevk arası bir karışım dolaşır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Korkulan ve ayıplanan bu mudur peki? Başka insanları bu eylemi yaparken izlemek midir ayıp olan (onların rızası olsa dahi)? Veya kutsal saydığımız kişilerin de şu veya bu şekilde bir objeye dönüşmesini/ve bu dönüşümü bizzat arzulamasını mi kaldıramıyoruz? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Basbaya uyku ihtiyacı gibi birşey oysa ki..İnsanın sürekli bilinçli olması, sürekli her yaptığının farkında olması sağlıklı değil bana kalırsa. Ara sıra bilinç kapanmalı, özne olmaya ara verilmeli. Kısacası, obje olmaktan bu kadar korkmayalım. Biliyorum, Kant size şey dedi hani, insanları kendi amaçlarınıza alet etmeyin, onların da kendi isteklerine saygı gösterin falan..ama cinsellik bunun bir istisnası olamaz mı? Birbirini tatmin etmek, veya dışarıdaki bir başka insanı tatmin etmek için iki kişinin karşılıklı objeye dönüşmesi düşündüğümüz kadar korkunç mudur?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Şimdi bastırılmış cinsellik, yok efendim putlaştırılmış kişilikler gibi klişelere girmek istemiyorum. Bizim sorunumuz kendimizle dürüst olamamak. Kendimize ve kendimizi özdeşleştirdiğimiz kişilere (veya organlara?) aşırı kutsallık atfetmek. Kendi kimliksel bütünlüğümüzü ancak bu aşırı anlamlandırılmış/kutsallaştırılmış kişi ve şeylerle sağlayabilmenin getirdiği acziyet içindeyiz. Çünkü, (belki de) asla tam bir özne olamayacak olmamızın yarattığı boşluğu doldurmaya çalışıyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Evrensel kusurluluğumuzu itiraf etsek, padişahın da liderin de ergenin de benzer cinsel arzular duyduğunu ve bunları karşılamak için gözle görülür bir çaba sergilediğini kabul etsek..bunu filme almanın da dünyanın sonu olmadığını anlasak..işte bu rahatlatıcı bir "patlama" olacaktır diye düşünüyorum. O zamana kadarsa, cinsellikle dolu bir dünyada yaşayıp cinselliği açıkça gündeme getirenleri yargılamaya devam edicez sanırsam.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-7655347480881265902?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/7655347480881265902/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=7655347480881265902' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/7655347480881265902'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/7655347480881265902'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2011/01/mustehcen-yuzyl-ve-kanuni-universite.html' title='müstehcen yüzyıl ve kanuni üniversite'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-870227408916380016</id><published>2010-12-10T09:05:00.004+02:00</published><updated>2010-12-10T09:48:03.026+02:00</updated><title type='text'>yımırta</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Hani neresinden tutsanız elinizde kalacak konular olur ya, şu son günlerdeki polis şiddeti ve yumurta savunusu aynen bu minvalde işte. Öyle ki kafamda yazının bitmiş haliyle uyandım, oturup yazmak kaldı sadece. Olaylar çok yönlü olmasına rağmen, zihniyetler kabak gibi ortaya çıkıverdi bu olaylarla. &lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Derhal bir polisi aklama girişimi başlatıldı dört koldan. AKP, utanmadı, sorumluları ayıklamaya girişmedi "polis yetkisini kullandı" dedi..Polisin böylesine hunharca, böylesine insanlık dışı bir müdahalede bulunmasının "yetki" olarak yorumlanabildiği bir ülkede yaşıyor olmak sizde de utanç, mide bulantısı, başağrısı, hiddet, nefret karışımı bir duygular silsilesi uyandırmıyor mu?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;İşin bir de medya ayağı var..neler yazılmadı ki? Bu eyleme gidenlerin "&lt;i&gt;patolojik sorunları&lt;/i&gt;" varmış (Türköne), gidenler maksatlıymış, örgütlüymüş (süpriiz!), hatta efendim ergenekoncuymuş, komplocuymuş..Yahu, hırsızın hiç mi suçu yok?! Esas patolojik vaka devlet şiddetinde, polis gaddarlığında değil mi? Bir kadıncağıza, hamile olduğunu bile bile copla vurmak, tekmelemek ne demek yahu, hangi insanlık, hangi yetki anlayışı bu eylemi meşrulaştırabilir? Vicdan denen şeyden nasibini alamamış bu kadar çok insanın bulunması insanı çileden çıkarıyor..&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Bu kafayı yemiş medyada en çok rahatsız eden, saç baş yolduran, şüphesiz ki "hamile kadının orda ne işi var" lafıydı. Ataerkil zihniyet bu yorumda birleşti, billurlaştı adeta. Çünkü hamile kadının yeri eviydi, tek sorumluluğu karnında taşıdığı bebeğine karşıydı. Kendine karşı sorumlu olamazdı artık, sesini duyurma, sokağa çıkıp gösteri yapma hakkına haiz değildi. Zaten eylem dediğin, eninde sonunda polis copuyla, biber gazıyla bitmesi gereken, böyle zararlı kaka bişeydi. Böylesine aşağılık bir şiddet olayında bile faturayı mağdura kesmenin bir yolunu bulabiliyoruz ya...(bu üç noktadan sonra dilediğiniz küfürü yerleştirebilirsiniz)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Herneyse, bütün bunları yazdıktan sonra biraz daha genel bir noktaya dönmek ve biraz da eylemcilere bakmak istiyorum, orada da sorunlar var çünkü (polis şiddetiyle karşılaştırdığım zannedilmesin). &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Şiddetin nerede nasıl kullanılacağı, hangi kapsamlarda "mazur" görülebileceği bu ülkede hiç tartışılmıyor. Şiddetin farklı çeşitleri, dozları olabileceği hiç düşünülmüyor. Mağdurun yanında duracağız, polis şiddetine karşı çıkacağız derken, yumurta atmayı, farklı bir tür şiddeti o kadar kolay meşrulaştırabiliyoruz ki, hızımıza kimse yetişemiyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Madem o kadar felsefe okuyorum ve şu sıra madem her tarafımdan Kant fışkırıyor, izin verin şöyle Kantçı etikle bir değerlendirme yapayım (kendi ukalalığımdan zevk aldığım anlar var, kabul ediyorum). "Öyle bir şekilde davranalım ki, bu davranışımızın prensibinin aynı zamanda evrensel bir kural olabilmesini de kabul edebilelim.". &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;i&gt;Bir basın toplantısı, veya gösteri, veya yürüyüş, veya herhangi bir konuşma esnasında, beğenmediğimiz, katılmadığımız hatta açıkça düşmanı olduğumuz bir fikri dile getiren kişiye yumurta atmak meşrudur&lt;/i&gt;; sizce böyle bir prensip evrensel olmalı mı? Peki ya bu "öğrenci kollektifi" başka bir yerde eylem yaparken, seslerini duyururken, kendi fikirlerini ifade ederken bir grup AKP'li öğrenci gelse ve bu insanları yumurta yağmuruna tutsa; yani konuşmasına engel olsa..Bu kolektifin tepkisi ne olur?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Bana iki türlü olabilir gibi geliyor. Ya "arkadaşlar demokratik tepkilerini gösterdiler, teşekkür ediyoruz, biraz peçete alabilir miyiz?" derler. Ya da "Faşist-yobaz-gerici takımı kalleşçe saldırdı, bizi baskı altında tutmak istiyorlar, işte AKP zihniyeti" derler.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;İkinci tepki gösteriyor ki, sizin prensibiniz evrensel olamaz, çünkü başkasına reva gördüğünüz muameleyi kendinize kalleş bir saldırı olarak algılıyorsunuz, katiyen kabul etmiyorsunuz. Birinci tepkiyi gösterecek kadar "aşmış" iseniz, daha bile beter. O zaman herkes, beğenmediği seslere karşı yumurta atmakta serbest; bunu bir norm olarak kabul etmenin ifade özgürlüğüne, diyalog olasılığına ne kadar zarar vereceğini görmemek imkansız. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Fiziksel şiddetin berraklaştığı anlarda fiziksel şiddetle karşılık vermek daha anlaşılabilir bir durum. Örneğin, arkadaşınızı, can yoldaşınızı, hatta sevgilinizi saçından tutarak sürüklemeye çalışan bir polise karşı "ama nolur bir saniye dinleyin" demekten ziyade var gücünüzle saldırırsınız gibime geliyor. Bu, rasyonel olmasa da içgüdüseldir artık, bir takım sınırlar çoktan aşılmıştır zaten. Ancak, bütün yapacağı "konuşmak" olan bir bireye karşı gösterilen fiziksel şiddetle, bu bahsettiğim ani patlama halindeki tepkisel şiddet arasındaki farkı iyi okumak lazım. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Dediğim gibi, burada &lt;i&gt;polis şiddeti ve yumurta atmak aynı kefede tartılmalı&lt;/i&gt; demeye çalışmıyorum, "gaddarlık" konusunda polis rakip tanımıyor. Ama şiddetin hangi durumlarda "meşru" sayılabileceğini iyi tartmak gerekli. Şiddet üzerine düşünürken meşru'nun hemen ardından, adeta otomatikman gelecek olan laf "müdafaa" gibi geliyor bana..Diğer durumlardaysa, iki kere, üç kere, beş kere düşünüyorum, yine de herhangi bir konuşmacıya yumurta atmanın "demokratik hak" veya "ifade özgürlüğü" olduğu bir noktaya ulaşamıyorum. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Yani bir konuşmacıya verilecek olan cevap neden başka bir konuşma değil? Ayar vermek, rezil etmek, utandırmak, bunlar kelimelerle de mümkün, hatta daha bile vurucu. Yumurta atınca hem karşı taraf haklı çıkarılıyor, hem de kelimelere yaşam hakkı tanınmıyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  &gt;Acaba kelimelerle yaptığımızı yumurtalarla da yapabilir miyiz?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-870227408916380016?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/870227408916380016/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=870227408916380016' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/870227408916380016'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/870227408916380016'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2010/12/ymrta.html' title='yımırta'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-899571922975072635</id><published>2010-12-02T21:55:00.004+02:00</published><updated>2010-12-03T13:19:18.282+02:00</updated><title type='text'>critique of pure -isms?</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Evet, böyle bir sorunum var. Belki başka yazılarda da dile getirmişimdir bu meseleyi, ancak şimdi şöyle derli toplu bir biçimde bütün bu saf -izm'lere eleştirel bir bakış getirmek istiyorum. Bunu yaparken genel manada sivil mücadeleyi küçümsediğimi veya değersiz bulduğumu düşünmenizi istemem, bilhassa ciddiye aldığım için bunları dile getirmem gerek. Bu yazıdaki eleştirilerin de "yapıcı" bir hissiyatla yazıldığını belirtmek isterim.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Basitçe feminizmi ele almak istiyorum, ancak örnekleri çoğaltmak mümkündür. Burada ele almadığım herhangi bir -izm, bu eleştirilerden muaf sayılmamalıdır. Feminizmi ele almamın sebebi, çok net, açık-seçik bir ayrımdan kaynaklanmış oluşudur yalnızca.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Tabii çok farklı kolları, çok farklı yaklaşımları olan bir alan üzerine kaba genellemelerle yaklaşmak yazının güvenilirliğini azaltacaktır, ama bu riski de göze almadan derdimi anlatmam imkansız. Mesele şu ki, feminist hareket bana yer yer "kadın" kimliğini konsolide etmeye uğraşırken, erkek kimliğini de daha aşağı bir konuma çekmeye çalışan bir hareket gibi geliyor. Buradaki temel itiraz elbette şu: Erkek kimliği o kadar egemen ki, haddini bildirmek gerek, kadın kimliğiyle eşitlemek gerek. Buna katılmamak imkansız, zaten dediğim gibi feminist hareketi gayet değerli de buluyorum. Ancak bu mücadele esnasında "kadın" dediğimiz şeye bir nevi yüce ve mukaddes bir "öz" atfediliyor, bu "öz"ün de tarih boyunca bastırıldığı, yaşamasına izin verilmediği öne sürülüyor. Bu, doğru dahi olsa, feminist mücadelenin hedeflerinin bu özü &lt;i&gt;gerçekleştirme&lt;/i&gt; doğrultusunda gelişmesini biraz sorunlu buluyorum. Bunun sebebi, bu "öz" denen şeyin zaten erkek-egemen bir çerçevede, erkek-egemen bir dil içerisinden üretilmiş olması. Dolayısıyla bu öz'ün kadının kurtuluşu anlamına gelmekten ziyade, erkek-egemen dili bir başka biçim ve ad altında yeniden üretmesinden endişe duyuyorum. Bence bir -izm altında biraraya gelip, o -izm'in bütün gereklerini her ne pahasına olursa olsun yerine getirmeye çalışmak, biz erkeklere mahsus bir sığlık ve yetersizlik olarak kalsın; bunu derken tabii ki erkeklerin de bunu aşması gerektiğini ima ediyorum. Bir öz'ü gerçekleştirmeye çalışmaktansa, mutlak ve tartışılmaz öz'lerin yaratıldığı ve mücadelelerin de aynı eksenlerde yürütüldüğü o çerçeveyi kırmaya çalışmak bana daha anlamlı geliyor. Kısacası, demeye çalıştığım şey, feminist mücadele erkek-egemenliğinin alanını daraltıp yok etmeye uğraşırken, bu bahsi geçen kadın "öz"ünü de yok etmeyi hedeflemeli. Kısacası, tek bir cinsiyetin kurtuluşunu değil, bütün insanlığın bu "toplumsal cinsiyet" dediğimiz şeyden kurtuluşunu hedeflemeli gibime geliyor. Bu bağlamda, yani çok daha geniş çerçevede yapılacak mücadele, salt kadınların mücadelesi olmamzlı, yeri geldiğinde erkeklerin de bu mücadelenin bir parçası olma olasılığı bence düşünülmesi gereken birşey. Bunu yaparken erkek-egemen dilden/çerçeveden kaçınmak nasıl mümkün olacak? Elbette yeni bir dil ve yeni bir çerçeveyi üretmeye çalışarak. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;İnsan bir -izm'e elini verince kolunu kaptırabiliyor bana kalırsa. Sonrasında bu -izm adına ne yapılırsa yapılsın, o -izm'e duyulan saygı sebebiyle hoşgörmek ve her halükarda savunmak zorunda kalınıyor. Kemalizmi, marksizmi görüyoruz işte; bu -izmler adına ne zulümler yaşandı, halen doğru dürüst bir özeleştiri, yanlış öğelerle araya mesafe koyma çabası yok. Mesele yine öz'e bağlanıyor çünkü; Kemalizmin bir "Kemalist insan" özü var, çağdaş, laik, devletini ve Atatürk'ü herşeyin önüne koyan makbul vatandaşı. Marksizm de keza öyle: her ne pahasına olursa olsun proleterya diktatörlüğünü gerçekleştirmeye çalışan, her mücadeleye sınıf perspektifinden bakan bir marksist mücadeleci özü. Oysa dünya tek bir görüş, tek bir öz'le açıklanamayacak kadar komplike ve bütün  mücadeleler birbirleriyle içiçe. Üstelik bu "ne pahasına olursa olsun" düsturu, yıkıcı ve zarar verici eylemleri de içerisinde barındırdığından, -izmlerin elle tutulur bir biçimde kitleselleşmesinin önünde çok ciddi bir engel oluşturmakta. Sonuçta bir öz'ü aşırı önemli addederseniz, o öz'ün dışında kalanlar, o kalıplara uymayanlar sizin için önemini yitiriyor. Sonuç, kaçınılmaz bir cemaatleşme ve dışa kapalılık elbette. Bu cemaatleşmenin tezahürünü her yerde görmek mümkün.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;O yüzden ben daha radikal bir -izm taraftarıyım. İzm'lerin kendisiyle de mücadele edecek, aynı anda birden fazla mücadelenin, birden fazla bakış açısının farkında olacak; mücadeleyi, kazanmak için, bir ideale ulaşmak için değil, sürekli bir yeniden tanımlama-yeniden mücadele düsturuyla gerçekleştirecek bir -izm. Kendi kendini yok saymaktan çekinmeyecek, herhangi bir öz'ü yüceltmeyecek bir -izm. Ve bu -izm'e nasıl ulaşacağız? Elbette bi adam oturup da bu -izm'in teorisini yazmayacak. Çünkü oradan da varacağımız yer yine o adamizm olur. Bu yeni izm bir çeşit iletişim içerisinde yeşerecek, sabit olmayacak, durağan olmayacak ve sürekli adapte olacak. Sanırım çıtayı çok yüksek tuttum ve çok ütopik bir -izm tanımladım. Ancak, daha önce de belirttiğimiz gibi, ya bu düzeni yeniden üretmeye devam edeceğiz, ya da bir ütopya kuracağız.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-899571922975072635?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/899571922975072635/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=899571922975072635' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/899571922975072635'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/899571922975072635'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2010/12/critique-of-pure-isms.html' title='critique of pure -isms?'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-6539557459794559473</id><published>2010-10-24T16:31:00.003+03:00</published><updated>2010-10-24T17:02:13.236+03:00</updated><title type='text'>pişmemiş çocuğa mektup*</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Merhaba çocuk! &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Şimdi hiç kızmaca, darılmaca yok. Senin için çok güzel bir dünya hazırladık. Karşılığında da ufak tefek bazı kurallara uymanı ve bazı görevleri yerine getirmeni istiyoruz. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Bir kere, bize saygı duyacaksın, bizi hep seveceksin. Bizim seni istediğimiz gibi yetiştirmemize izin vereceksin. Bu, bizim en doğal hakkımız. Seni biz doğurduk, sen bize aitsin. Güzelce eğip bükücez, güzelce eğiticez ki vatana-millete ya da dine-imana faydalı bir zat olasın. Zaten farkedeceksin ki, biz birey yetiştirmektense &lt;i&gt;nefer&lt;/i&gt; yetiştiriyoruz. Kendi takımımıza taraftar üretiyoruz (kanın en az iki renklidir, unutma!). Vatanımız için asker üretiyoruz. Kendi siyasi kampımız için yılmaz savunucular salıyoruz ortalığa. Ümmetimiz için imanlı gençler yaratıyoruz.Sen daha sorgulamayı, kendin için düşünmeyi öğrenmeden, biz sana neyi nasıl düşünmen gerektiğini öğretiyoruz ki, yorulmayasın. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Öyle kendini çok matah bişey zannetme yani. Kendi projektörlerimizi yansıtmamız için boş bir ekransın sadece. Bizim yapamadıklarımızı sen yapacaksın, bizim başarısız olduğumuz yerde sen başarılı olucak, bizim alamadığımız intikamı sen alacaksın. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Sen farkında değilsin ama, daha doğmadan evvel bir sözleşmeye imza attın aslında. Bizim seçtiğimiz doğruların, bizim senin için yarattığımız hayatın en iyisi olduğunu kabul ettin, bunu hiçbir şekil ve ad altında tartışmayacağına dair de söz verdin. Merak edecek bişey yok, elbette biz en doğrusunu, nasıl yaşayacağını, nasıl gülüp ağlayacağını, nelere/nasıl inanacağını belirledik. Kendimizin küçük versiyonları, bu dünyaya verebileceğimiz en güzel hediyelerdir çünkü. Baksana, ne kadar güzel bir dünyada yaşıyoruz. Biz, hepimiz, bütün insanlar, kendi konumumuzun, kendi kimliğimizin en doğrusu, en makbulü olduğu konusunda hemfikiriz. Konumlarımızın ve kimliklerimizin farklı olduğuna bakma. Biz haklıyız işte, sorgulama!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Biz bir aileyiz evladım. Bu dünyada en kutsal şey bölünmez bütünlüktür. Bizi bölme evladım. Bizden farklı düşünme. Bize ihanet etme, evlatlıktan reddetme hakkımız var seni. Bu, o başlangıçtaki sözleşmenin feshedilmesidir. Cezaları kocamandır. Aidiyetin olmadan, sen bir hiçsin çocuk!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Bizim inançlarımızı harfiyen tekrarladığın müddetçe sorun yok evladım. Bu, inançlarımızın ne kadar doğru olduğuna bizi bir kez daha ikna etmeye yarıyor, o yüzden önemli. Bizim mutluluğumuz senin de mutluluğun. Allah'a otomatikman inan zaten. Atatürk dünyadaki gelmiş geçmiş en büyük liderdir, inan. Bizim atalarımız, generallerimiz, dedelerimiz, peygamberlerimiz, devlet büyüklerimiz falan hep çok güzel işler yaptılar, hepsini aileden kabul et, hiçbir dediklerini sakın ha sorgulama. Biz sana en güzel hayatı dayatıyoruz yavrum, bu insanlar da aynı şekilde bize dayatmışlardı, biz de mutlu mesut yaşayıp geldik bu günlere işte. Kutsal kitapları ezberle, marşları ezberle, duaları ezberle, yürümeyi öğrendikten hemen sonra &lt;i&gt;uygun adımı &lt;/i&gt;öğrenmelisin.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;Cinsel organların bizim için hayati önemdedir çocuk. Eğer erkeksen arada bir çıkarıp göstericez seninkini amcalara. Pipin bizim gururumuz. Ama biz varken yapabilirsin bunu, sakın öyle uluorta çıkarıp sallayayım falan deme. Eğer kızsan, belli bir yaşa gelinceye kadar (biz sana o yaşı söyleriz) sakın orana burana dokunma bile! Mesela, tam ayıp yerlerinin orda bir zar var, o zarı hayatın pahasına koruyacaksın. Korumadıysan bile korumuş gibi davranacaksın, bizi üzmemek için. Ayrıca, öyle herkesle arkadaş-sevgili falan olma sakın. Beğenmediğimiz, bizim görüşlerimize uymayan birileriyle beraber olursan da seni dışlama, aşağılama hakkını saklı tutarız. Biz senin iyiliğini mutluluğunu düşünüyoruz yavrum. Bizi üzersen mutlu olamazsın. Sonra bi bakmışsın biriyle flört ettin diye, hop, seni öldürüvermişiz! Töre bu yavrum, sözleşmede yazıyo töreye riayet edeceğin. Gelenekler/görenekler önemlidir. Bölünmez bütün gibidir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Evet, bu genel çerçeve içinde düşünmeden, sorgulamadan yaşarsan bizi mutlu edersin. Bize ait olduğun müddetçe hepimiz mutlu oluruz. Bizi mutsuz edersen, başına geleceklerden sen sorumlusun, biricik evladım. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;*: &lt;i&gt;Yazının başlığı Yiğit Özgür'ün bu haftaki Uykusuz dergisindeki bir karikatüründen alınmıştır. &lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-6539557459794559473?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/6539557459794559473/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=6539557459794559473' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/6539557459794559473'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/6539557459794559473'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2010/10/pismemis-cocuga-mektup.html' title='pişmemiş çocuğa mektup*'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-9116072701414027395</id><published>2010-10-08T10:15:00.003+03:00</published><updated>2010-10-08T10:47:00.722+03:00</updated><title type='text'>bir kuruluş hikayesi..</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Bugün Tayyip Erdoğan kalksa dese ki, "Türkiye'nin son 8 yılının tarihini yazıcam, 3 Kasım 2002'den başlıyorum, bugüne dek" dese..Kendi keyfince seçtiği bilgi ve belgeleri sıralasa, kendi muhaliflerine de her fırsatta verip veriştirse, onları hainlikle, döneklikle, aptallıkla suçlasa. Kitabın adı da, ne bileyim, Hitabet olsa..Ne düşünürsünüz? Tarihi bir referans olarak kabul eder misiniz? Bir siyasetçinin tarih yazımına ne ölçüde güvenirsiniz? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Ama bi saniye..Biz bugün okullarda öğretilen tarihi (bir diğer adıyla devletçe sahiplenilen&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt; resmi tarihi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;) tam olarak da bu minvalde yazılmış bir kitaba endekslemiş vaziyette değil miyiz? "Nutuk", 19 Kasım 1919'dan başlar, 1925'e kadar geçen olayları anlatır. Tam da yukarıda örneğini verdiğim tarzda yazılmıştır. Ancak, kutsal bir kitap gibidir, her fırsatta alıntılanır, her fırsatta okunması salık verilir..Çünkü "objektif" olacağı varsayılmıştır. Eksiksiz olacağı öngörülmüştür. Cumhuriyet'in tarihini anlamak için, ona başvurmak gerekir falan filan.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Aslında tümüyle yanlış değil bu, gerçekten de Cumhuriyet'in&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt; varsaydığı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt; tarihi ve özellikle de bu tarihin dayandığı ideolojiyi gözlemlemek için Nutuk benzersiz bir kaynaktır. Üstelik bu kitapta görülen üslubu, tepeden bakmacı anlayışı, "en doğrusunu ben bildim-ben yaptım (ve diğer herkes gaflet-dalalet içindeydi)" düsturunun devamını bugün hala izlemekteyiz şu veya bu kesimde.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Peki, nedir bizim &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;objektif &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;hikayemiz? Nasıl anlatabiliriz? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Şu bir gerçek ki, tarih, kimin anlattığına göre değişir. Belki tarihe dair kaçınılmaz bir çelişkidir bu. Ermenilerin 1915'iyle Türklerinki çok farklıdır mesela. Veya Marksistlerin anlatacağı Cumhuriyet, ülkücülerinkinden epeyce farklıdır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Peki gerçekten bütün kesimlerin tarihlerini dinleyip, hepsini eşit ölçüde değerlendirip, ne etliye ne sütlüye karışmayan orta halli bir tarih anlatısı mı bellemeliyiz? Yoksa bazı anlatılara imtiyaz tanımalı, diğerlerine de mesafeli mi yaklaşmalıyız? Bu sorunun cevabı, aslında nasıl bir gelecek istediğimizi, birbirimizle nasıl tanışacağımızı, nasıl anlaşacağımızı da belirleyecek nitelikte. Çünkü inkardan ikrara doğru ilerledikçe, tarih boyunca ötekileştirilmiş kesimlerle tanışmak-konuşmak-müzakere etmek-dertleşmek mümkün olacak.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Objektif bir tarihe inanmıyorum. Tarihi her anlattığımızda yeniden kurguluyoruz, işimize yaramayan tarafları es geçiyoruz, argümanımızı destekleyen yönlerini büyük puntolarla yazıyoruz..(Ben de bunu yapıyorum, inkar edecek değilim. Çünkü tarih anlatısının muhakkak siyasi sonuçları vardır.) Örneğin, bu ülkedeki inkılap tarihi derslerine göz atın. En detaylı, en uzun anlatılan kısımlar 1919-1923 arası, yani Kurtuluş Savaşı'dır. Öncesine veya sonrasına çok az değinilir, çünkü oralarda "tehlikeli bölgeler" vardır. Zulümler, baskılar, tehcirler, katliamlar vardır. Aradaysa Türk milletinin bir kahramanlık destanı, yedi düvele başkaldıran müthiş bir özveriyle kotarılmış bir milli başarı hikayesi mevcuttur, değil mi? (&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;özverisiz&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt; olana darağacı yolu görünürdü tabi). Eh, bu mudur yani tarih? Öncesiyle sonrasını anlamadan, ortasını hakkıyla değerlendirebilir miyiz? Savaş kazanmakla bitiyor mu yani olay? Biz asker milletiz mitiyle beslene beslene tarih algımızı da buna indirgedik. Yoksa, iş orada bitmiyor elbette..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Öyleyse, bizim önce söylenmemiş/anlatıl(a)mamış olana dönmemiz gerekiyor. Dillendirilmeyen, dillendirilmesi engellenen bir tarih var. Bu, temelde &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;yüzleşmemiz&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt; gereken olaylarla (elbette soykırım, elbette Türkleştirme politikaları, elbette katliamlar) elele bir tarih. Tabii bu olayları "vah vah, tüh tüh çok üzüldük" gibisinden yüzeyselce bir ele alış olmamalı bu, nedenleri ve sonuçlarıyla, bugüne yansımalarıyla, ve hatta bugün kronikleşmiş dediğimiz sorunların da analiziyle birlikte ele alınmalı. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Bu bir ütopya tabii ki..Hangi ulus-devlet böyle bir tarih anlayışını benimsemiş ki biz benimseyelim? Ancak dibe vuranlar, altüst olup  yeniden kurulan devletler akıl etmiş tarihle yüzleşmeyi..Biz yıkılmadık ki? Bir bakıma Osmanlı'daki egemenlik anlayışı, Cumhuriyet'e &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;devredildi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;. Devletin günlük hayata etkisi Cumhuriyetle beraber kat be kat arttı. Güç, tek bir kimlikte toplandı. Özür dileyecek bişey yoktu, yanlış yapılmamıştı, "amaca" ulaşılmıştı zaten. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Modernite de bir amaçtı, asla süreç değildi. Şöyle şöyle giyinip, böyle böyle yazınca modern olunuyordu. Halk 600 yıldır başka türlü yaşıyordu ama kendi modernitelerini kendilerinin bulup yaşaması beklenemezdi. Acelemiz vardı, muasır medeniyetler bizi bekliyordu..Bugün hala aynı dertten, aynı kısır modernite anlayışından muzdarip olmamız sizi de bunaltmıyor mu?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" &gt;Kısacası, büyük Türk düşünür fatih altaylının her gün sorduğu gibi, ne zaman adam oluruz? Nutuk'u eksiksiz bir tarihi metin olarak okumak yerine eleştirel bir biçimde okuduğumuz zaman.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-9116072701414027395?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/9116072701414027395/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=9116072701414027395' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/9116072701414027395'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/9116072701414027395'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2010/10/bir-kurulus-hikayesi.html' title='bir kuruluş hikayesi..'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-5336320959068999041</id><published>2010-10-02T22:58:00.005+03:00</published><updated>2010-10-02T23:37:36.086+03:00</updated><title type='text'>bıkınıyorum</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Yazmiyim diyorum, biraz uzak durayım diyorum ama..olmuyor işte, içine çekiyor beni gündem..ve bakıyorum yine onca güzel şeyle onca boktan durum bir arada. Türkiye bu işte. bir yandan sürekli batarken öte yandan sürekli yükselen ve bu yüzden de hep yerinde sayan bir ülke..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Korku imparatorluğu deniyor mesela. Bence yanlış bir isimlendirme. Korku cumhuriyeti çok daha uygun. Çünkü burada korkuyu yayma özgürlüğü kadar hoyratça kullanılan bir özgürlük yok. Herkes korkulardan bahsettiği müddetçe sonuna dek özgür. Ama barıştan bahsedersen cıss. Yassah.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Muhalifler susturuluyormuş diye duydum..Girin bir kitapçıya, karşınızda, hem de çok satanlar listesinde "Takunyalı Führer", veya "Bilmemkimin Gül'ü"..Sonra hakkında en çok dava açılan gazetelere ve gazetecilere bakın; Zaman, Star, Taraf..Evet, muhalifler susturuluyor gerçekten de..Riyakarlığın farkında mısınız?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Ama susturulan bişey var, internet. Vimeo kapatılmış bu sefer de. Dün de az kalsın Facebook kapanıyormuş. Gerçi ülkedeki üretim gücünün %90 oranında artmasına yol açabilirdi o yasak ama, olsun, karşısındayız!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Dünün işkencecisi bugün en kahraman Rıdvan oluveriyor. Bu adam yıllarca emniyet müdürlüğü yaparken cemaat'in ce-eee'sine dahi bir soruşturma açtırmamış, ama caaart bi kitap yazıyor Kemalizmin şanlı tarihine adını altın harflerle yazdırıveriyor. Tutuklanması da cila oluyor tabii, hiç bu adam napmış, belgeleri açıklıcam demiş de şimdi niye susmuş düşünülmüyor... O, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium; "&gt;kafamızdaki cemaat komplolarına cuk oturdu, lütfen ses etmeyiniz.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Haşim Kılıç "İlk üç madde değişebilir" deme &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;cüretini&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; gösterdi, bütün partiler kınama yarışına girdi ve bir kez daha AKP'nin değişim iradesinin ne kadar zayıf olduğunu gördük. İlk üç maddeye dokunmadan değişecekse anayasa, bunca tantana niyedir burhan kuzum? Darbe anayasasına karşıysak, ilk üç maddesine de karşı değil miyiz? Ben anlamıyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Bu arada kimse sizden anadilde eğitim beklemesinmiş. OK. Siz de Kürt sorununun çözülmesini beklemeyin o halde. PKK sonsuz kere ateşkes ilan etse de Kürt sorunu baki kalır, bunu anlayamadık mı ki hala?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Anlayamadık. Batıda modernite yerleşik otoriteye karşı yükselmişti. Burada, iktidarla modernite eleleydi. Birşeylerin ters gideceğini tahmin etmediniz mi ey damarlarında asil kanlar dolaştıran arkadaşlar? Bastırılan, geri döner işte hep, Freud amcanın dediği gibi. Ne kadar çok bastırılırsa, o kadar şiddetle geri döner hem de. Bu ülkede açıkça dindar olmak bastırıldı, Kürt olmak bastırıldı, hatta kısacası Türk olmayan herşey bastırıldı..Şimdi, babalar gibi geri dönüyorlar işte ve Türkler kendilerini azınlık gibi hissettiklerinden yakınıyorlar. İyidir, empati güzel bişeydir. Bu ülkede (kimi zaman sayıca fazla olunsa da) azınlık olmanın nasıl bir şey olduğunun çok iyi anlaşılması lazım zaten. İnsanlara dindar olma izni verilecek, Kürt olma izni verilecek, Ermeni olma izni verilecek..bu insanların çocuklarına istedikleri gibi bir eğitim vermeleri sağlanacak. Bu insanların yaşadıkları acılar, baskılar tanınacak. Kısacası, biz Türkler utanıcaz, başımızı öne eğip bi susucaz, bi dinlicez. Başka türlü bu sorunlarımız bitmez, bitebilemez.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Neyse, Abdullah Gül bişeyleri anlamış görünüyor yer yer. Yeter mi? Yetmez. Ama?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-5336320959068999041?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/5336320959068999041/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=5336320959068999041' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/5336320959068999041'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/5336320959068999041'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2010/10/bknyorum.html' title='bıkınıyorum'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-8896056941903822182</id><published>2010-08-24T22:04:00.004+03:00</published><updated>2010-08-24T22:30:37.548+03:00</updated><title type='text'>tevazu</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Ben artık TDK'ya (tee dee kaa okuyunuz) başvuru yapmaya karar verdim. Bir süreliğine şu kelimeler Türkçe'den çıkarılsın: peşkeş, dikta, küresel sermaye, işgal, dinci, mihrak..ve sonra bakalım ülkemin muhalifleri nasıl konuşacak, bir uzlaşma veya tanıma dili oluşturabilecekler mi? Gerçi yakında sözlükte "hükümet"e bakıp şöyle bir tanım görmem an meselesi: "Halkın seçtiği partinin kurduğu hükümete sivil dikta denir". &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Ama dikkat, bu sivil diktaya hergün küfretmek, en ağır ithamlarla suçlamak, sürekli zan altında bırakmak her zaman serbesttir, onu destekleyenleri de yerden yere vurmak yiğitliğin şanındandır. Öyle garip bir dikta bu işte. Haftanın her günü, her saati bu diktayı karalayan yayınların yapılması serbesttir. Öyle muhalefet falan gibi de değil, doğrudan saldırı, aşağılama, hakaret son derece kabul edilebilen bir söylemdir. Bana inanmayanlar 8 yıldır ana akım medyada çıkan yazılara şöyle bir göz atabilirler. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Bu ülkede liberalizme küfür etmek de serbesttir örneğin. Ne olduğunu bilmeden, nasıl ve nereden, hangi koşullar altında doğduğunu anlamadan..Demokrasinin gelişimiyle ilişkisini gözlemlemeden. Liberal mi? Sal gitsin..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Biz çok anlı şanlıyız aslında. Mesela öyle bi güruh var ki, "mutlak sol"u kendisi sanıyor. Marx ikinci kez gelmiş sanki, kendince bir second coming javasına girmiş, vatan olarak da Türkiye'yi seçmiş. Bu öyle bir sol ki, Avrupayı, sol fikrinin doğduğu yeri küçümseyebiliyor, bütün AB projesini üç-beş çıkar için elini ovuşturup kötülük planlayan pis emperyalistlere indirgeyebiliyor. Bu bakış açısıyla cacık olmaz tabii. Halbuki Türk solu, mesela İngiltere'de, Fransa'da, Almanya'da sol partiler napıyor, nasıl örgütleniyor, nasıl politika üretiyor diye baksa..kimbilir neler görecek. Belki de kendisinin sol olmakla uzaktan yakından alakası olmadığını görecek. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Türkiye'de sol cenahın Avrupa'nın solundan da liberalizminden de demokrasisinden de öğreneceği o kadar çok şey var ki..insanların ahkam kesmek yerine uzun uzun oturup "daha ne eksiğim var, nerde haddimi aştım" diye düşünmesi gerekiyo.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Ve aslında bu ülkeye gerekli olan ne eğitimdir ne aydınlanmadır. Bu ülkeye gereken şey, tevazudur. Yoksa, referandumda evet deyin, hayır deyin çok da önemli değil. Fakat gerekçelendirmenizi yaparken, ötekine saygı diye bir ölçütünüz olsun, hayır için gerekçelerinizi açıklarken evet'çilere laf sokmak zorunda hissetmeyin kendinizi..böyle bir davranışın tek açıklaması kendi konumunuza olan güvensizliğiniz olabilir, karşı konumdakini yerin dibine sokmadan rahat edemeyen bir muhalefet tarzını da izliyoruz çünkü. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Benim hayır diyene söyleyecek çok bir lafım yok aslında. AKP'ye güvenmiyordur, statüko devam etsin istiyodur, kendi tercihidir..hoş onu da değiştirmeye uğraşıyorum zaman zaman ama yapmamam gerekiyo sanırım.. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Esas, hayır derken, "evetçiler şöyle gerzek, cahil, beyni yıkanmış, kullanılıyo, hain, satılmış, bilgisiz" vs. demek en büyük sorun. Burada, bu ülkede hepimizin beyni var, hepimiz kendimiz için düşünebiliyoruz, hepimizin ayrı kutsalları, ayrı davaları var. Ben, kendi ölçütlerimle, kendi siyasi görüşümle bakıyorum ve referandumda evet diyorum. Evet derken, "şu hayırcılar da şöyleymiş, böyleymiş" demek bana ne kazandırır ki? Bunu göz önünde bulundurarak kursak siyasetimizi ve dilimizi, çok mu zor? Herşeyi biliyormuş, herkesi tanıyormuş gibi yapmasak? Ve bunun farkında olup, tanımak için, tanık olmak için biraz çaba sarfetsek? Anlamaya çalışmak için, önce anlamadığımızı kabul etmemiz gerekiyor. Sanırım bunu hiç yapamıyoruz, yediremiyoruz kendimize. Oysa, bugünkü durumumuza şöyle bir bakarsak, birbirimizi hiç tanımadığımız, birbirimizi algılamakta sıkıntı çektiğimiz çok aşikar değil mi? Türkler Kürtleri tanımıyor, Sünniler Alevileri tanımıyor, ulusalcılar kendileri dışındaki hiçkimseyi tanımıyorlar falan..eh, tanımadıkları şeyden korkuyorlar, korktukları şeyi yok etmek istiyorlar, ve bunun için de her yol mübah tabii..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Mesele hep tepeden bakmak çünkü. Hep kendini makbul sanmak. Diğerleri bana benzemeli demek ve diğerlerine benzemekten ölesiye korkmak. Birşeylerin değişmesi içinse en fazla çabayı kendini en makbul sanan kesimin göstermesi şart. Kendini en makbul sanan, biraz da kendisinin en makbul olduğu ona öğretildiği için böyle zannediyor. Bilmem anlatabiliyor muyum..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-8896056941903822182?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/8896056941903822182/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=8896056941903822182' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/8896056941903822182'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/8896056941903822182'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2010/08/tevazu.html' title='tevazu'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-8272955741825725271</id><published>2010-08-16T23:40:00.003+03:00</published><updated>2010-08-17T00:17:33.938+03:00</updated><title type='text'>öpmez ama evet!</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Sıcaklardan baydığım kadar ülkemizin siyasi gündemini oluşturan fasafiso maddelerden de baydım. Bıktım, usandım. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Biri soy-sop der, diğeri havuz mavuz der, beriki boykot der, bitanesi uzun zamandır hiçbişey demedi.. Hiçbirisi de pakette şu şu varmış, paket kabul edilirse şöyle olur, edilmezse böyle olurun derdinde değilmiş. Mesele yine AKP'ye kilitlenmiş. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Bazen ülkedeki bütün siyasi partiler bir anda kendilerini feshetseler ne güzel olur diye düşünüyorum. Partileri ve hatta sadece liderleri tartışmaktan bir türlü sorunlara, çözümlere gelemiyoruz. Sorunu çözmeye kalkanın önce seceresini kontrol etmemiz lazım, bakalım bu sorunu çözmeye layık mı? Niyetler okunmalı tabii, önyargılar birbir sıralanmalı. Herşey tek boyutlu kılınmalı, herşey bir doğru-yanlış oyununa sokulmalı, gri bölgeler bertaraf edilmeli. Anayasa mı değişiyo, eyvah sivil dikta..oysa biz 80 küsur yıllık diktamızdan pek memnunduk, nolur yapmayın..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Alt tarafı iktidarı muktedir kılacaksınız yahu, devleti başıboş ideolojik kurumların değil, hükümetin yönetmesini sağlayacaksınız. Bu sayede, hükümetin elinde de kendi çapsızlıkları için bahane kalmayacak. "Biz yapacaktık da izin vermediler" diyemeyecek. Bu kadar zor değil bir evet'çik.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Neyse, başka neler olur bu sıcakta? Hrant Dink'le ilgili davada AİHM'ye gönderilen savunmayla, hükümetin en büyük ayıbı, en büyük "özrü kabahatinden beter" vakasına tanık oluruz. Saç-baş yoldurur, tiksindirir. Bu kadar pervasızca, vicdansızca nasıl cinayetin suçu kurbanın üzerine boca edilir ki? Sonrasında doğan tepkiye yapılan açıklamada "teknik bilgi" verdik ne demek? Neyin tekniği bu? Hrant Dink'i mahkum eden zihniyetin savunuculuğu yapılırken, onu öldüren örgütlenmenin de neredeyse aklanması yapılacak. Nedir? Tahrik. Nefret suçuymuş..Hassasiyetleriniz batsın.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Sonra ne olur öte yandan, tabii yine "Ermeniler bişeyler istiyorlar" şeklinde haberler nüfuz eder gündelik yaşantımıza..Halbuki biz onlardan ne aldık ki yahu? Cumhuriyetin temellerinin atıldığı binaların tamamının Ermenilere ait olması size bu devletin kuruluşunda izlenen politikalar hakkında bir ipucu vermiyor mu? Veriyor tabii..bu yaygara ondan. Yüce rejimimizle ilgili gerçekler ortaya çıkacak, o yüzden Ermeniler sanki hakları olmayan bir şeyi durup dururken, gıcıklığına istiyormuş gibi lanse ediliyor güzide medyamız tarafından. Ermenilere 1915'te reva görülenlerle bugün reva görülenlerin çok da farklı olmadığını anlıyoruz malesef..alışmış kudurmuştan beter hakkaten.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Ama kabul, güzel şeyler de olur. Ateşkes ilan edilir mesela, ülke nefes alır. Ana haber bültenlerinde ajitasyona ara verilir, bülten süreleri kısalır. Silahların sesi kesildiğinden barış isteyenlerin sesi daha gür çıkmaya başlar.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Sonra Sümela'da 88 yıl sonra ilk ayin yapılır. Dünyanın her yerinden yüzlerce kişi katılır. AİHM'de skandala imza atan hükümet, Sümela'da çok hoş, çok başarılı bir organizasyona imza atar. YAŞ'ta olduğu gibi, devletin militarist ve milliyetçi "teamülleri"nin birbir yıkılmasını görürüz, seviniriz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Kısacası insan bu havalarda ve bu gündemlerde bir kızar bir sevinir, bir gurur duyar, bir utanır. Ve hep terler. 12 Eylül'e kadar da terleyeceğiz sanırım. Sonra..sonrası meçhul şimdilik. Ama ufak da olsa bir umut..az bir farkla bir "evet" sonucu, ha gayret! Bu "evet" sihirli bir öpücük gibi vicdanlarımıza-aklımıza can verip bambaşka bir ülke yaratmayacak olsa da, bir fitilin ateşleneceğini hissediyorum.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Belki, en sonunda, bütün bu tantanaya değecektir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-8272955741825725271?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/8272955741825725271/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=8272955741825725271' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/8272955741825725271'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/8272955741825725271'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2010/08/opmez-ama-evet.html' title='öpmez ama evet!'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-3021408108070899913</id><published>2010-08-04T22:34:00.001+03:00</published><updated>2010-08-04T22:36:58.387+03:00</updated><title type='text'>İnsanın evi kimdir?</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Doğdumuz şehir, içinde büyüdüğümüz aile, benliğimizi şekillendiren bütün insanlar, sokaklar, eserler, ilişkiler... İnsan hepsinin bir toplamı mıdır? Bu toplamların dışında bir insan da mevcut mudur? Mevcutsa o insan nerede yaşar? ‘Ev’i neresidir?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Felsefenin, cevaplardan çok sorulara odaklı bir disiplin olduğu söylenebilir. Zafer Şenocak’ın &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Yolculuk Nereye &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;adlı romanı da, başlığından anlaşılabileceği gibi, cevaplardan ziyade sorulara odaklı. Aslında bu kitabı ‘roman’ olarak tanımlamak epeyce zor; gerek içeriği gerekse yazım tekniği açısından alışılagelmiş roman formatından belirgin bir biçimde ayrılıyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Zafer Şenocak, 1961 yılında Ankara’da doğmuş, ve 1970’ten beri Almanya’da yaşıyor. Alman dili ve edebiyatı, tarih, siyaset ve felsefe üzerine çalışmış bir akademisyen olan Şenocak’ın bu yoğun eğitiminin etkileri kitabında da hissediliyor. Kitabın satır aralarında dilin kullanımı, hayatımızdaki yeri, sınırları ve gücüne dair düşündürücü tespitler mevcut. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Şenocak, bir ‘roman’ın yazılabileceğini, daha doğrusu, bir insanın hikâyesinin tamamen dile dökülebileceğini düşünmüyor. Bu yüzden hikâyesine “Kimse kimsenin hikâyesini anlatamaz” diyerek başlıyor. Dilin ve insan ilişkilerinin sınırlarıyla ilgili ilk gösterge de burada. Bir insanın hikâyesini anlatmaya yarayacak olan anahtarı elimizde tuttuğumuzu zannederiz, ancak o hikâyeyi asla anlatamayız. Dil üzerinden kurgulanan hiçbir hikâye, hiçbir zaman tam manasıyla anlamayı ve anlatmayı başaramaz. Dilin ele geçiremediği bilişsel bir alan her daim mevcuttur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Romanda net bir tarih verilmiyor ama arkaplanda bazı ipuçları mevcut. Concorde uçaklar, radyolarda Dire Straits şarkıları, Humeyni’nin İran’a dönüş haberleri, hikâyenin 70’li yılların sonunda, sırasıyla Almanya, ABD ve Fransa’da geçtiğini gösteriyor. Ancak bu arkaplan, hikâyenin işleyişini çok da etkilemiyor; karakterler etrafta olup bitenlerden ziyade kendi iç dünyalarıyla, geçmişleriyle ilgililer.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Hikâyede iki ana karakteri izliyoruz. Cüneyt, Türkiye’de doğup büyümüş ama Almanya’ya göç etmiş, ailesine, akrabalarına ve doğduğu yere dair bütün izleri silmeye uğraşmış, kederli bir adam. Kendilerine ‘Grup’ adını veren, Berlin’de çeşitli yerlerde sergilenen resimleri parçalamakla meşgul ‘sanat teröristleri’ne katılmış. Ancak Cüneyt, Grup’un diğer elemanları kadar ‘ateşli’ değil; gruba tesadüfen girmiş, ve her an çıkabilecek bir mesafede duruyor. Bu açıdan, ‘devrimci’ bir sanat teröristliğinden ziyade nihilizme yakın duran bir karakter: Her şeyi silik yaşıyor, alabildiğine umarsız ve üşengeç. İnandığı bir dava yok. Hayatının sonuna kadar beraber olabileceği bir insan tanımıyor. Hiç kimse ve hiçbir yer onun ‘evi’ değil. Ancak, benliğinden söküp atamadığı tek bir kişi var: Çocukken ona dadılık yapan Ermeni kızı Lara. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Lara’yı ise ‘dışardan’ anlatmayı seçmiş yazar. Cüneyt’le aralarında 12 yaş fark olduğunu öğreniyoruz. Lara, kendisini duygularının esiri olarak görüyor. Bundan hem memnun, hem de şikâyetçi. Hayatı hep savrulmalarla geçmiş, neredeyse sürekli bir göçebe hayatı yaşamış. Türkiye’de doğmuş bir Ermeni olması da bunun sebeplerinden biri, ancak kitap buna pek değinmiyor. Lara daha çocuk yaşta iki aile değiştiriyor, sonra Avrupa’ya yerleşiyor. Bir türlü tutunacak bir ‘merkez’, bir ‘ev’ edinemiyor kendine. Güney Amerika’ya da gidiyor, orada biriyle tanışıp evleniyor da. Fakat bir şeyler hep eksik. Kafasında kurmuş olduğu Cüneyt, dünyanın hiçbir şehrinde karşısına çıkmıyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Lara da, Cüneyt de, yaşadıkları her ilişkide farkında olmadan birbirlerini arıyorlar. Geçmiş, hem nostaljiyle, hem masumiyetle, hem de sonsuz bir kederle yüklü onlar için. Geçmişi silmeye uğraştıkça, o, kendisini hatırlatacak yollar üretiyor. Unutmaya çalışmak, aklına getirmeye dönüşüyor aynı zamanda. Ancak onca acı, keder ve kaybedilmişlik duygusunu sürekli yaşamak mümkün değil. Bu yüzden, ‘unutmanın dili’ni öğreniyor ikisi de. Ve görünüşe göre, geçmişleriyle ilgili birçok şeyi unutabiliyorlar – birbirleri hariç... &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;İki karakter de birbirini aradığı için, sürekli bir yolculuk halindeler; kimi zaman maddi, kimi zamansa manevi bir yolculuk bu. Gittikleri her şehirde karşılarına başka bir insan, başka bir ilişki çıkıyor, ama yolun sonu bir türlü gelmiyor. ‘Ev’ diyebilecekleri tek yer, onyıllar öncesinde ve unutmaya çalıştıkları bir ülkede kalmış. Ve insan evinde değilse, bir bakıma, sürekli yolda değil midir? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Bu yol ve yolculuk temasına, ve tutunacak yerleri, ‘sabitleri’ olmayan karakterlere paralel olarak, hikâyenin kendisi de oldukça esnek bir biçimde kurgulanmış. Birinci ve üçüncü şahıs anlatımları arasındaki geçişlerin yanı sıra, kahramanların geçmişi, geleceği ve o esnada yaşadıkları, aynı anda gerçekleşiyormuş gibi aktarılmış. Hikâye keyfi bir noktadan başlıyor, ve yine keyfi bir noktada sonlanıyor. Çünkü gerçek bir çözülme, gerçek bir hikâye zaten imkânsız. Yazar, dilin erişemediği yerleri, hikâyenin boşluklarını okuyucunun tamamlamasını istemiş belki de. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;İçerik açısından da benzer bir esneklik söz konusu; okurken, bir sonraki paragrafta nelerin anlatılacağını kestiremiyorsunuz. Hikaye, yer yer sayıklamaya dönüşen bir üslup eşliğinde rüyalar, hatıralar, renkli tasvirler arasında gezinirken size rahatlatıcı bir atmosfer sunuyor. Ancak bu atmosfer bir anda cinsellik, şehvet ve tutku patlamalarıyla yerini sarsıcı ve şiddetli bir anlatıya bırakabiliyor&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:red"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; Bu değişken atmosfere uygun olarak, kullanılan dil bazen çok düzgün ve akıcı, bazen pürüzlü ve kusurlu. Sonu gelmeyen cümleler, tamamlanamayan düşünceler ve cevapsız sorular, okuyucuyu zaman zaman muğlak bir ruh haline sürükleyebiliyor. İster istemez kendi geçmişiniz, kendi nostaljiniz ve kendi ‘yolculuğunuz’ hakkında bir sorgulamaya girişiyorsunuz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial; font-size: medium; "&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;100 sayfalık bir kitapta bu kadar farklı duygu ve düşüncenin bir arada bulunması, anlatıyı etkileyici ama bir miktar da dağınık kılıyor. İki ana karakterin hikâyeleri, duyguları ve düşünceleri iki ciltlik bir roman olabilirmiş gibi geliyor insana. Yine de, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Yolculuk Nereye&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;’nin alışılagelmiş romanların hacmine olmasa bile yoğunluğuna sahip olduğunu teslim etmek gerekiyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial; font-size: medium; "&gt;KÜNYE&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Zafer Şenocak&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Yolculuk Nereye&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Alef Yayınevi, Ekim 2007, 100 s.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial; font-size: medium; "&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Not&lt;/b&gt;: Agos'un kitap eki için yazdığım ilk yazı.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-3021408108070899913?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/3021408108070899913/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=3021408108070899913' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/3021408108070899913'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/3021408108070899913'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2010/08/insann-evi-kimdir.html' title='İnsanın evi kimdir?'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-3119737201369772110</id><published>2010-07-19T15:58:00.006+03:00</published><updated>2010-07-19T17:45:18.805+03:00</updated><title type='text'>ben mükemmelim çünkü öteki yavşak (ya da gizemli)</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Günlerden Pazartesi, 19 temmuz 2010. Şöyle bir açıyorum ntvmsnbc.com'u ve çok enteresan iki  demece rastlıyorum. Birisi Fazıl Say'a ait, diğeri de İngiliz çevre bakanı Caroline Spelman'a. Demeçlerin başlıklarını aktarıyorum, eşleştirmeyi siz yapın: "Arabesk yavşaklığından utanıyorum" ve "Çarşaf özgürlüktür". &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Bu yaklaşımları çok farklı çerçevelerden eleştirmek elbette mümkün. Fazıl Say'ın yaklaşımı epeyce açık, kelime seçimlerinden, üslubundan buram buram arabesk akıtan bir arabesk düşmanı o. Tıpkı eski Müslüm Gürses şarkılarındaki gibi hep o mağdur edilmiş, anlaşılamamış ama buna rağmen "kendini müzikle ifade etmiş" gururlu bir delikanlı. Bütün dünyayı karşısına almış o, dürüstlüğün sembolü olmuş. Bu ülkede böyle hissetmeyen "delikanlı" var mı? Peki herkes böyle dünyayı karşısına almışsa, dünya kimlerden ibaret?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Fazıl Say'ın ilk elitist çıkışı değil bu, çok da irdelemek istemiyorum. Yetenekli olmak, sanatçı olmaya yetmiyor işte, bu kadar basit.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Esas ikircikli olan konu ise Caroline Spelman'ın verdiği demeç. Muhafazakar Parti üyesi İngiliz bakan, Avrupa'nın bazı ülkelerinde başlatılan burka yasağına karşı çıkıyor, bu yasağın İngiltere'ye yakışmayacağını düşünüyor. Buraya kadar diyecek birşeyimiz yok. Nihayetinde hiçbir devlet, veya genelde hiçbir erkek (veya kadın?) kadınlara neyi giyip neyi giyemeyeceklerini söyleyememeli, böyle bir yetkisi bulunmamalı. Ancak bu prensip yetmiyor ve bir de "Çarşaf özgürlüktür, çarşaf kadının gücünü sembolize eder" diyerekten bence tipik bir "kaş yapayım derken göz çıkarma" hadisesi yaşatıyor biz fani insanlara. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Oryantalizme meyletmeden de kadınların istedikleri gibi giyinebilme haklarını savunmak çok mu zor? Neden "modern" dünyanın gözünde bazı kıyafetlerin, bazı yaşam tarzlarının zoraki bir şekilde meşrulaştırılması, normalleştirilmesi, modern koordinatlara öyle veya böyle yerleştirilmesi gerekiyor? Açıkçası ben "çarşaf kadının gücünü sembolize ediyor" diyen bir kadının uzun yıllardır çarşaf giyiyor olmasını beklerdim. Veya "burka, modern dünyada hasret kaldığımız mahremiyeti sağlayabilir" diyen Nilüfer Göle'nin neden hala "modern" giyim tarzını benimsediğini merak ederim. Buradan kastım nasıl giyindiklerini eleştirmek değil, ama madem bu giysiler bu kadar makbul, bu kadar güçlü, bu kadar muhalif; sizler neden modern birey görünümünden kopamıyorsunuz? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Yoksa sizler artık "birey" misiniz? Öteki'ni güzelce yıkayıp yağlıyor, her türlü desteği, her türlü romantizmi, gizemi vesaireyi bahşediyor ama asla "onlardan biri" olmak istemiyor musunuz? Siz çarşaf giyebilecek kadar güçlü/burka giyecek kadar gizemli bulmuyor musunuz kendinizi? Yoksa bu tutum, farklılıkları hafiften bir sulandırma, bir "entegre etme" çabası mı? Esas sorunun üzerini örtüyor bu çarşaf/burka güzellemesi: Onlar biz "modernlerin" gözünde birey olamadılar, yalnızca çarşaf giyenler/burka giyenler oldular. Adları yok. Demeçleri haber sayfalarında çıkmıyor. Bunu biz yaptık. Onları susturduk, dolayısıyla anlama veya tanıma imkanımız kalmadı. O yüzden bizlere, anlayacağımız dilden konuşan "modern sözcüler" gerekiyor. Bir nevi öteki'nin sözcülüğüne "soyunarak" kendini öne çıkarma, öteki'ne sonsuz anlayış gösterebildiğini bütün dünyaya duyurma (tabi bunu yaparken ötekinin takdirini toplama), öte yandan da ona "tolere" edilmesi için gerekçeler sunma aktivitesi oluşuyor kendiliğinden..en başta bu konu neden bir "tolerans" konusu?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Az biraz tutarlılık istiyorum, hepsi bu. Türban yasağına karşı çıkarken türbanı yüceltmem gerekmiyor mesela. Tasvip etmem, çok ahlaklı, pek estetik bulmam da gerekmiyor. İnanır mısınız sevmem bile gerekmiyor bence. Ama saygı duymam gerekiyor, kamusal alanda herkes gibi türban takanların da yerinin olduğunu teslim etmek gerekiyor. Herbirimizden ne daha fazla ne de daha az yer. Çok mu zor? Bir insanı giyimiyle yargılama, (aşırı negatif veya aşırı pozitif) kolaylığından kaçmak imkansız mı? Birey'ın sadece dış görünüşü yüzünden ideolojik bir nesneye indirgenmesi, belli bir yaşam tarzının sözcüsünden ibaret görülmesi, muazzam bir trajedi değil mi? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Bu dış görünüş neden modern dünyanın bir tarafına "batıyor"? Hani aydınlanmıştık? Hani önemli olan aklın gücüydü? Neden herkesin saçları ahenkle dans etmeli, herkes düzenli bir şekilde traş olup kravat takmalı, herkes pantolonlar, gömlekler, etekler giyip "presentable" olmalı? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Şu modern dünyanın şefkatinde, hatta anlayış çabasında bile tahakküm ve küçük görme kol geziyor. Herkesin kendi giyim kuşamına kendisinin karar verdiği, ve herhangi bir giysinin dışlanmadığı, yasaklanmadığı, kontrol altına alınmaya çalışılmadığı bir dünya istiyorum. Sanırım çok şey istiyorum.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-3119737201369772110?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/3119737201369772110/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=3119737201369772110' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/3119737201369772110'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/3119737201369772110'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2010/07/ben-mukemmelim-cunku-oteki-yavsak-ya-da.html' title='ben mükemmelim çünkü öteki yavşak (ya da gizemli)'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-7370103477212627758</id><published>2010-07-08T12:54:00.003+03:00</published><updated>2010-07-08T13:45:28.628+03:00</updated><title type='text'>teklif ediyorum!</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Değiştirilmesi teklif dahi edilemez bir hayat! Ne kadar mutsuz ve uyumsuz olursan ol, bazı sabitler var ki bunlar senden önce de hep sabitti, senden sonra da ilelebet payidar kalacaktır. 8 yıl, 80 yıl, 800 yıl..Bütün devletler öyle kurulmuş ya, hepsi de onyüzmilyon yıl boyunca aynı kalmayı hedefliyor. Öyle de mükemmel bir sistem yani.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Tam bu noktada uç senaryolar baş gösterecektir. "Ya meclisten hilafet kanunu çıkarsa, ya kadınlara örtünme zorunluluğu çıkarsa??". Ama bir bekleyin, çıksın? Çıkınca harekete geçeriz, meraklanmayın. Ama bu örnekler hep bahane olagelmiştir. Uç olmayan senaryolarda (yani bugün yaşadıklarımız karşısında) bulunulan pozisyon meclis iradesinin tam karşısı değil midir?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Az biraz bu işlere kafa yormuş, iki üç kitap okumuş kişi bilir ki yargı her zaman siyasaldır. Mevcut devlet yapısını, mevcut iktidar ve üretim ilişkilerini korumak üzere "programlanmıştır". Nihayetinde devletin baskı araçlarından biridir yargı; devletin ve altyapısının öngördüğü sosyo-politik yapılanmayı, anayasa ve kanunlar nezdinde, kolluk kuvvetlerinin de doğrudan gücünü kullanarak toplumun üzerine zorla uygular. Hemen hiçbir kapitalist devlette yargı bağımsız bir hakem rolünü oynamaz, ideolojiktir ve taraflıdır. Buna rağmen, bağımsızdır da. Varoluşu reel politik konjonktürden ziyade devletin kuruluş dönemi zihniyetine dayanmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Bu bağlamda "yargı siyasallaşıyor" demek, aslında kuruluş ideolojisinden uzaklaşıyor, çoksesli bir hale getiriliyor, farklı zihniyetlere açılıyor demektir. Kendimize demokrat diyeceksek bunu desteklememiz, çoksesliliğin önünü açmamız ve yargıyı tek bir ideolojinin tekelinden çıkarmamız gerekmektedir. Bu, yargının siyasi olmaktan çıkarılmasını sağlamasa da, görece daha tarafsız bir tutum sergilemesinin yolunu açabilir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Evet, dün ne oldu, mahkeme bir kez daha yetkisini aştı, bir kez daha ülkedeki "vesayeti" gözler önüne serdi. Yine de ben iyimserim, bunların artık son çırpınışlar olduğunu düşünüyorum. Referandumdan evet çıkacağını varsayarak Anayasa Mahkemesi'nin yapısının epey değiştirileceğini, bunun da kısa vadede bu tip hukuk ihlallerinin önüne geçebileceğini zannediyorum.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Tabii ki gerçek çözüm yeni bir anayasayla mümkün. Referandumdan çıkacak olası bir "evet", AKP'ye yeni bir anayasa için gerekli güveni verir mi? Bunu görücez. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Haşim Kılıç'a yöneltilen "Bu sefer de esasa girdiniz, bundan sonra da girecek misiniz" sorusuna verilen "Bugün böyle oldu, yarın ne olacak bilemeyiz" cevabı, yüksek yargının çaresizliğini ve yenilgisini yansıtıyordu bence. Askeri müdahaleler devri zaten kapanmıştı, yargısal müdahaleler devri de bu zayıf müdahaleyle beraber kapanma sürecine girmiştir diye düşünüyorum. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Bunlar işin reel politik yanı. Teorik bir bakışla olayı irdelersek karşımıza "hukuk devleti" ile ilgili bir takım çelişkiler çıkıyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddeler içeren bir Anayasa, nihai iktidarın-demokratik bir cumhuriyette olması gerektiği gibi-halkta değil, Anayasa'da ve dolayısıyla yüksek yargının elinde olduğunu ima etmektedir. Bu maddeler ne olursa olsun, daha önceki mahkeme kararlarında olduğu gibi herhangi bir değişiklik bu "değiştirilmesi teklif dahi edilemez" maddeler üzerinden iptal edilme riskiyle karşı karşıyadır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Bu noktada iktidarda hangi partinin olduğu, bu partide nasıl eğilimlerin bulunduğunun hiçbir önemi yok. Her türlü iktidar partisi bu engelle karşılaşabilir, dolayısıyla meclis her daim bu maddelerin gölgesi altında yasa çıkartmak mecburiyetindedir. Bu, bir rejim fetişizmidir; oluşturulmuş rejim ve onun anayasası öylesine mükemmel, öylesine ilerici, öylesine yüksek standartlardadır ki, bunun daha iyisini yapmak mümkün olmadığı gibi, "daha iyisini yapacağını ima etmek" dahi yasaklanmıştır. Böyle tarih dışı, tarih ötesi bir anayasa yazmak mümkün müdür gerçekten? Hangi ilkelerle, hangi insanüstü nosyonlarla böyle bir anayasa yazılabilir? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Yine burada dillendirilecek olan uç örnek argümanlarına karşı, ben de başka bir uç örnek vereyim; bu sefer ters yönden. Şunu düşünelim; belki ileride bambaşka bir sosyo-politik yapı, devletler için bambaşka bir organize olma yolu keşfedilecek? Etrafımızdaki bütün ülkeler müthiş bir başkalaşım geçirirken, bizler değiştirilmesi teklif edilemez maddelerimizle geride kalmaya devam mı edeceğiz? Bir rejim değişikliğine ihtiyacımız olduğunda (ki var aslında) halk olarak elimizden gelecek hiçbişey yoksa, içinde yaşadığımız rejime demokratik bir cumhuriyet diyebilmemiz mümkün mü?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddelerin içeriği çok da önemli değil. Ancak bu maddeler içinde bir garabet daha var ki, sanırım "kimlik" üzerine yapılan ne kadar kavga-mücadele varsa bundan kaynaklanıyor. "Devlet, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür" maddesi. Tamam bir adet devletimiz var. Bu devlet de toprak bütünlüğünün korunması gereken bir ülke üzerinde faaliyet gösteriyor. Yani devlet ve ülke bölünmez bir bütün olabilir elbette. Ancak millet? Millet neden bu cansız ve insansız bütünün "bölünmez" bir parçası olmak zorunda? Milletin içindeki farklı unsurlar, neden kendilerini aynı milletin bölünmez bir unsuru olarak görmek zorunda olsun? Kürt sorununun ana çatışma noktalarından birisi da budur işte. "Bölünmez millet" kavramı, hiçbir farklılığa, çok kültürlülüğe izin vermez. Bölünmez milletin farklı parçaları, farklı etnik unsurları olamaz. Parçaları yekpare ve birebir aynı olan bir bütün varsayılmaktadır. Burada rejim fetişizminin yanında bir millet fetişizmi de görülmekte. Bu millet sabittir, ilelebet sabit kalacaktır, içinden herhangi bir unsur farklılaşmayacak ve bu yapı birebir korunmaya devam edecektir. Fakat "gerçek" rejim ve "gerçek" millet bu varsayılan insanüstü-tarihüstü öngörülere uymuyor. Ve ortaya sürekli kriz halinde, sürekli değişimin her türlüsünden korkan ve yasaklamaya çalışan bir devlet yapısı ortaya çıkıyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Bu yapının değişmesi ve ülkenin normalleşmesi için çözüm, yine anayasa, yeni anayasa ve beraberinde yeni bir rejim, yeni bir devlet gerekiyor. Geleceğe ipotek koymayan, toplum ve devlet yapısında oluşabilecek değişimleri öngörebilecek ve karşılayabilecek, "ucu açık" bir anayasa.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-7370103477212627758?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/7370103477212627758/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=7370103477212627758' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/7370103477212627758'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/7370103477212627758'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2010/07/teklif-ediyorum.html' title='teklif ediyorum!'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-2570840651807949391</id><published>2010-07-06T00:00:00.007+03:00</published><updated>2010-07-06T00:39:01.776+03:00</updated><title type='text'>medya taraması tatatatatatata</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Hiç yazmak gelmiyor içimden, belki ümitsizliğe kapıldım, belki üşengeçliğe, belki de nasılsa kimsenin okumadığını, okunsa da bişey olamayacağını anladım falan nihayet..yine de birikiyo işte kardeşim, nası bi ülkede nası insanlarla yaşıyoruz, ne acaip, ne dehşetengiz..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;sadece medyadan birkaç şeye dikkatinizi çekeyim..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;-sabah gazetesinin web sitesinde başlıklardan biri "taş atan çocuklar yine devrede"..lafa bak, "devrede". bunlar organize bi suç örgütü çünkü. bi de "ön saflarda" yer almışlar. tam militan keratalar. hapishanelerde kulaklarını çekmek lazım dii mi? bugün taş atan yarın roket atar ckckck&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;-ntvmsnbc'den çok şenlikli başlık: "Rumlardan akıl almaz teklif". Rumlar?  Teklif? gözümde böyle binlerce rum toplanmış saçma sapan bişeyler istemişler şeklinde bişey canlanıyo. sonra tıklıyosunuz "maraş'a karşılık, müzakere başlığı". hangi maraş? nassı yani maraş? neymiş meğer?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 22px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın tartışılacak bir öneri yaptığı iddia edildi.". Ha, demekki özne Rumlar değilmiş. Üstelik "iddia edilmiş". Yani başlık, "Hristofyas'ın böyle böyle bir teklifte bulunduğuna dair iddialar.." şeklinde de olabilirdi. Bir de bu Maraş, kıbrısta yerleşime kapalı bir alanmış. Neyse ki zahmet edip haber içeriklerini de okuyoruz şu ülkede.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 22px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 22px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;-star haber, zaten tam bir fenomen. bu akşam da haber bülteninin %80i İlker Başbuğ röportajına ayrılmıştı. (daha önce de Deniz Baykal'a ayrılan bi bülten vardı). Tabii ki bu röportaj "YILIN RÖPORTAJI" yan başlığıyla veriliyor. Henüz 7. aydayız ama, herhalde bu yıl daha önemli bir röportaj yapılamaz. Ne bileyim, anayasa mahkemesi kararı, erken seçim ihtimali, fasafiso bunlar. Bu yılı gönül rahatlığıyla kapatabiliriz. Önemli mi önemli, eyvallah, ama daha yılın ortasındayız be Uğurcum. Sonrasında Çarkıfelek'te Okan Bayülgen varmış, o da yılın entırteynmınt olayı olmuştur muhtemelen. ah, seviye...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 22px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 22px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;-son olarak hürriyet'e değinmezsem eksik kalır bu tarama. bu örneğe çeşitli kaynaklarda defalarca rastlamışızdır zaten. "ÇATIŞMA ANI BÖYLE GÖRÜNTÜLENDİ". ve bir başkası: "SALDIRGAN TAKSİNİN İÇİNDE BÖYLE ÖLDÜRÜLDÜ". Fark ettiniz değil mi? bu başlıklarda önemli olan şey olayın kendisi değil, nasıl görüntülendiği, nasıl gerçekleştirildiği. Çatışma mı olmuş, o mühim değil, görüntülenmiş mi, kan görünüyo mu, silahlar patlıyo mu? Birisi mi öldürülmüş? Nası öldürülmüş? Görüntüsü için nereye tıklıyoruz? kare kare yapmışlar bak bak, izle, özümse, alış, vah vah tüh tüh..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 22px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 22px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Tamam kardeşim, şiddet izlemesini sevdiğim anlar olur, ama asla gerçek insanlara, gerçek acılara dair değil. aksiyon filmi falan gösterin 7/24, ne bileyim kurtlar vadisi, 24 gibi diziler, black hawk down vesaire gibi filmler gösterin tamam. ama gerçek hayatı aksiyon filmi gibi sunmayın ne olur..orda cidden birileri ölüyo, zarar görüyo, siz arkaya aksiyon filmi müziği koyup "bakın nası da görüntülenmiş, bakın nasıl da güvenlik kameralarına yakalanmış" diyosunuz..yönetmene oscar vereceksiniz elinizde olsa..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 22px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 22px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;gerçekten şu medya bazen üzerime üzerime geliyo..mümkün olduğunca uzak durmaya çalışıcam şu sıra, kendimi distopyalara verdim bir sonraki yazım bu konu üzerine olacak (olası yazı sözü vol. 8378345)..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 22px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-2570840651807949391?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/2570840651807949391/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=2570840651807949391' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/2570840651807949391'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/2570840651807949391'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2010/07/medya-taramas-tatatatatatata.html' title='medya taraması tatatatatatata'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-6700945695791018885</id><published>2010-06-14T17:18:00.005+03:00</published><updated>2010-06-14T17:51:56.430+03:00</updated><title type='text'>sahipsiz</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Sen, sana diyorum. Niye öldün sen? Cevap verebilir misin? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Hiçbirşey sana ait değildi, ve olamayacaktı. Zaten sahip olabilseydin, sahip olduğun şeyin ne olduğunu bilemeyecektin ki? Hiçbirimiz bilemeyecektik. Toprak nedir? Toprağa sahip olabilir misin? Vatanına? Evine? Kendi vücuduna? Başkalarının vücuduna? Diline, kültürüne, geleneğine, göreneğine sahip olabilir misin? Hayır. Ama bunlar için öldürebilirsin, gönül rahatlığıyla ölebilirsin. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Seni kullandılar işte. Sahip olanlar, sahip olduklarını korumak için, hiçbir zaman sahip olamayacağın şeyler adına sana adam öldürttüler, ve sonunda, bak, sen de öldün. Zorlama bir "bölünmez bütünlük" (ki matematik bize bütün bütünlüklerin bölünebileceğini de söyler) peşinde koşa koşa herşeyi paramparça etmekti görevin. Veya dava uğruna canını ortaya koymaktı. En ufak bir tereddüt, ihanete eşdeğerdi. Gözlerini kapattın, ve vazifeni yaptın. Sonra gözlerini tekrar kapattın.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Ha dağın başında ölmüşsün, ha allahın unuttuğu bir yerde bir karakolda..Adına baskın demişler, operasyon demişler, pusu demişler, harekat demişler, önemli mi senin için? Bombayla, roketle, mayınla, kurşunla, bıçakla öldürülmüşsün, farkeder mi? Tankla, topla, uçakla, helikopterle, postallarla, ya da yalınayak-sessizce-gecenin bi vakti-çaktırmadan gelmişler, farkeder mi? Şehit mi oldun, etkisiz hale mi getirildin, ölü mü ele geçirildin? Umrunda mı?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Peki ya bize noldu? Biz; geride kalanlar. Sen de bizdendin. Sen de geride kalmıştın işte, başkaları öne geçmişti rütbeleriyle, soyadlarıyla, paralarıyla, bürokratlarıyla, yoldaşlarıyla..Sense bir piyondun, cephenin gerisine doğru hareket etmen, vezirlerle, şahlarla muhabbet etmen olanaksızdı. Öne sürülmüştün. Harcanabilirdin. Neticede, hiçbişeye sahip değildin. Bakma, onlar da sahip değildi, olamazlardı. Ama cüretkardılar, bir defa senin adına konuşmalarına izin vermiştin ve o anda iş işten geçmişti.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;O kritik anda, sen daha ne olup bittiğini anlamadan söylemler ağzına yerleştirilmişti. Ezberletilmişti. Silahın eline tutuşturulmuştu. Düşmanınla çok benzer şartlarda eğitim gördüğünün farkında mıydın? Kamplarda veya kışlalarda. Sloganlarla, marşlarla, türkülerle..Atış talimleriyle. Hoplayıp zıplamalarla. Yerde sürünmelerle..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Napabilirdin? Davaya hizmet dışındaki seçeneğin neydi ki? Mecburdun sen, içinde yaşadığın toplum, ülkenin hangi bölgesinde yaşarsan yaşa, seni zorunlu kılmıştı bu "hizmeti" yapmaya..Yoksa erkek değildin. Yoksa vatandaş değildin. Yoksa, satılmışın, ödleğin tekiydin. Gururuna yedirebilir miydin? Hani, başkalarının tanımladığı ve sana iliştirilen o ölümcül erkeklik gururuna?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Kuşaklar boyu bu çok vatani, çok uhrevi, çok halkçı hizmetler yapıldı da ne oldu diye soramazsın ki şimdi..Çünkü öldün. Kendin başlatmadığın bir savaşta, sonuna dek sevdiklerin için kendini feda ettiğini düşünerek, öldürdün ve öldün. Biz ölmeni istememiştik. Ama ölmenden gurur duyduk. Gurur icad edilmemiş olsaydı napardık bilemiyorum tabii..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;İşte, en nihayetinde, sen birilerinin katiliydin ve başkaları da senin katilindi. Katilimin katili, benim dostumdu öte yandan. Abimdi. Kardeşindi. Amcamdı. Babandı. Dağdaki de karakoldaki de yoldaki de patikadaki de üsteki de alttaki de bizdik işte. Nesini kıyaslayacaktık? Bir taraf farklılığımızı, diğer taraf benzerliğimizi ispat için ölüyor, öldürüyordu..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;İlk farklılaşan, ölmeyi ve öldürmeyi reddeden olacaktı oysa..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-6700945695791018885?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/6700945695791018885/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=6700945695791018885' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/6700945695791018885'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/6700945695791018885'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2010/06/sahipsiz.html' title='sahipsiz'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-2638623866249231259</id><published>2010-06-13T21:11:00.003+03:00</published><updated>2010-06-13T21:35:21.312+03:00</updated><title type='text'>radyo eksende frekans kaymaları</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;İnanın ciddi bir yazı yazmaya çok uğraştım, ama olmadı. Çünkü bu kadarı da olmaz artık.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Yeni fobimiz vatana millete hayırlı uğurlu olsun efendim! Artık eksenimiz kayıyormuş, hem de doğuya doğru, eyvah! Orda pis araplar ve bölücü kürtler dışında hiçkimse yok ki!?Biz giyim-kuşamımızla, aydınlanmış beyinlerimizle avrupaya pek yakışıyorduk ayol..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;(ne acaip doğudaki herkes bizi "sırtımızdan hançerlemiş" diye bi hikaye var, sırtımızı dönmüş olduğumuzdan olabilir mi?bu "biz" öznesi osmanlı mı, cumhuriyet mi? aman ne önemi var, söz konusu vatana ihanetse tarih teferruattır)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Batıyla her temasın "ABD uşaklığı, Damat Ferit hükumeti, AB yalakalığı" vb gibi yakıştırmalarla karşılanmasının ardından, bu sefer de "Batı" ekseninden kopuyor olmamız üzerine muazzam bir fırtına kopartılıyor. E hani bunlar emperyalist devletlerdi? Hani bölmeye-parçalamaya uğraşıyolardı? Hani CIA'den falan emirle getirilmişti bu hükumet? Şimdi "pensilvanya" çok güzide bir eyaletimiz, ABD'nin höt-zötleri çok mühim uyarılar oluverdi. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Tabii ufukta daha büyük tehlikelerin olduğunu vaaz edip, sil baştan bir "yaşam tarzı tehlikede" kaşıntısı başlatma fırsatı doğuverdi aslan medyamıza. 8 yılın ardından yaşam tarzında herhangi bir değişiklik olmayınca bu söylem de sona erer yakında diyorduk ama, nafile, bi anda çıkıverdi işte ortaya..Ortadoğu birliği, İslami yardım, din birliği ekseninde dış siyaset, İran-Filistin-Suriye-Ürdün-Lübnan ile ittifaklar, omaygad gerçekten de! Ya sahiden "tam bağımsız" olup, kafamıza göre ortaklıklar kurmaya başlarsak? Mazallah, Batı bizi napar? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Bu AKP hepimizi örtücek, öcü öcü yapıcak valla! Bir Cumhuriyet yazarı "ben iran gibi, filistin gibi yönetilen bir ülkede yaşamak istemiyorum"u yapıştırmış bile! Hem de Lang Lang dinlerken. İrana yaptırıma karşı verilen hayır oyu, konser salonunda dönüp dolaşıyormuş..avrupa üzerinde de bi hayalet dolaşıyodu vakti zamanında, onun gibi bişey..Lang Lang'ı da İstanbulda dinliyor üstelik. Ama İstanbul yavaştan Tahrana mı dönüyor?!? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Oysa ben kıta sahanlığımızın her yıl birkaç santim batıya kaydığını biliyorum, jeologlardan. İstemesek de eksenimiz batıya doğru yani. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Hayır efendim, bu kadar absürd bir tartışmaya ciddi ciddi argümanlar sunarak katılmak istemiyorum, pas geçiyorum. Sizleri fobilerinizle, yaşam tarzı endişelerinizle, hassas bünyelerinizle başbaşa bırakıyorum; esen kalın!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-2638623866249231259?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/2638623866249231259/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=2638623866249231259' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/2638623866249231259'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/2638623866249231259'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2010/06/radyo-eksende-frekans-kaymalar.html' title='radyo eksende frekans kaymaları'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-861770081335876221</id><published>2010-05-31T19:13:00.006+03:00</published><updated>2010-05-31T19:42:54.913+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='devlet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ulus'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='abd'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='terör'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='türkiye'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='israil'/><title type='text'>yine ulus-devlet, yine insanlığın sonu</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Artık gizli saklı yapılamıyor. Herşey ortada. Bütün dünyanın gözü önünde cereyan ediyor herşey. Görüyor musunuz?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Bunu biz yaptık işte. Milli hassasiyetlerimiz, ulusal güvenliğimiz, sınır ve toprak fetişizmimiz. Bütün bu terörü, şiddeti, çatışmayı bizler bu hale getirdik. Bize ait olan herşey kutsaldı. Onlara ait olan, neden bize ait olmasındı? Sahipsiz duran herşey bizim doğal hakkımızdı zaten. Aslanlar gibi aldık. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Konjonktür farklı olabilir. Tarihsellik farklı olabilir. Ama zihniyet birebir aynı. Ulus-devlet, ya da milli-güvenlik-devletinin yarattığı sonuç bu işte. İnsanlık adına, hukuk adına, etik adına, merhamet adına ne varsa yıkıp geçer, arkasına bile bakmaz. Ve elinizden kınamak dışında hiçbirşey gelmez, çünkü sonraki adımda sizin güvenliğiniz söz konusudur. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;İnsanın esas gücüne giden de, bununla herkesin empati kurabilmesidir. Adamlar kendilerince haklı denebilmesidir. İnsanlık buralara düşmüş işte, savunmasız sivillere ateş açılmasının kendiliğince meşru bir açıklaması olabiliyor. Default mantalite bu. Herkes için.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;İsrail, güvenliğini, toprak bütünlüğünü bahane eder, silahlı-silahsız, sivil-asker demeden sağı solu bombalar. Bütün bir ülkeyi abluka altına alır. Bütün Ortadoğuyu rehin alır. Yardım konvoyuna çıkarma yapar, savunmasız insanlara gözünü kırpmadan ateş açar. Gazze'ye yardım giderse İsrail'in milli güvenliği, toprak bütünlüğü vesairesi tehlikeye girecektir mazallah.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Türkiye de yapar aynısını. Güvenlik için köyler yakılır. Güvenlik için işkence yapılır. Milli birlik ve beraberlik için bombardıman, operasyon yapılır. Diller, kimlikler, kültürler yasaklanır. nsanlar yerlerinden yurtlarından edilir. 1915'te de, 90'lı yılların tamamı boyunca da aynı şey. Herşey farklı, evet, ama aynı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;ABD farklı mı? Komünizm der vurur, terörist der vurur, demokrasi yok der vurur, "nükleer silah yapıyorlar, çok ayıp, sadece bende nükleer silah olmalı, çünkü kullanmasını tek bilen benim" der, vurmayı hedefler..Bunu biz yaptık işte yahu, dünyayı bu hale getirdik. Devletler kutsallaştı, ulusla bütünleşti, varlık sebebimiz haline geldiler. Sonra bizim devletimiz bütün dünyayı döver, bir Türk dünyaya bedel. Sonra bekle ki yurtta sulh, bekle ki cihanda sulh..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Ne için var ulus-devletler? "Bizi" yani ulusumuzu korumak için. Daha da önemlisi malımızı, mülkümüzü ve en en önemlisi toprağımızı korumak için. Eh, iyi de en başta saldırganlığı biz yaratıyoruz, sonra bunu engellemek için kendi devletimizi güçlendiriyoruz. Çatışmayı ortadan kaldıracak birşey yapmak yasak. Sadece kendi kaleni, kendi ordunu, kendi silah gücünü arttır. Ta ki patlayana ve tekrar biriktirmeye başlayana kadar.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Ne yani, devlet olmazsa seni kim koruyacak? Ulusunu, toprağını, malvarlığını kim koruyacak?Kimse korumasın kardeşim, istemiyorum. Masum insanların hayatı pahasına korunuyorsa, benim canımın, benim malımın, benim toprağımın değeri nedir ki? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Daha ne diyebilirim, bilmiyorum..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-861770081335876221?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/861770081335876221/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=861770081335876221' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/861770081335876221'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/861770081335876221'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2010/05/yine-ulus-devlet-yine-insanlgn-sonu.html' title='yine ulus-devlet, yine insanlığın sonu'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-6501422868413584804</id><published>2010-05-16T23:45:00.006+03:00</published><updated>2010-05-27T15:23:32.795+03:00</updated><title type='text'>trash humpers vesilesiyle anti-sanat (gibi bişey)</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Anlaşılan o ki bu mesele de Lacan olmadan kapanmayacak..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Sanatta kabaca iki yaklaşımdan söz edebiliriz. Mimetik ve fantastik. Mimetik sanatta, sanatçıyla izleyici aynı dünyada yaşamaktadır, gündelik yaşamın rutinleri eserde kendine yer bulur. Bir bakıma önceden üretilmiş Sembolik Düzen (dil), eserde tekrar temsil edilmektedir. Fantastik'te ise, başka bir boyut vardır. Sanatçı, farklı bir yerden gelmekte, kimsenin aşina olmadığı bir dünyayı veya ilişkiler yumağını anlatmaktadır. Bir bakıma henüz o bilindik Sembolik Düzen'de temsil edilememiş (dile ait olmayan) bir takım unsurları (tabii bu unsurlar Lacancı Gerçek'te yer almaktadır), tanıdığımız, bildiğimiz Sembolik düzene dahil etmeye çabalamaktadır. Elbette bu iki yaklaşım birbirlerinden net bir çizgiyle ayrılmazlar, bu minvalde saf bir fantastik veya saf bir mimetik sanattan söz edemeyiz. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Anti-sanat dediğim şey de, bu fantastiğe, yani Gerçek'in temsiline yakın duruyor zaten. Ancak bunu kasıtlı olarak yapmıyor. Anti-sanat olan da zaten sanat formunu alıyor nihayetinde. O yüzden bilinçli bir şekilde sanat karşıtı bir akım var demek yerine,  sanat anlayışı veya estetik kaygıları gütmeyen ve bu haliyle anti-sanat olan bir iki örnek üzerinden gitmek faydalı olacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Harmony Korine, filmleriyle, kelimelere dökülemeyecek hissiyatları izleyicisine aşılamaya çalışan yönetmenlerden biri. Trash Humpers ise bu tarz sinemanın doruk noktası olabilir. Öncelikle, anti-sanat akımındaki "found object" kavramına doğrudan bir atıf söz konusu. Yani planlı-programlı bir şekilde kurgulanmış bir eser yerine, rastgele, herhangi bir formu ya da bilinçli tercihi yansıtmayan bir nesne de "sanat" olarak değerlendirilebilir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Filmde, bir yerde bulunmuş bir VHS kaset izliyoruz. Herşey rastgele, ve filmin geneline anarşik bir hava hakim. Kaset bazen ileriye geriye sarılıyor, bir olay örgüsü, kurgu veya hikaye söz konusu değil. Bir karakter analizi, duygusal çelişkiler, giriş-gelişme-sonuç bölümleri de hak getire. Konuşulanların ve yapılanların çoğu anlamsız, hatta, tabiri caizse, "çocukların ruhsal ve bedensel gelişimlerine, Türk aile yapısına, örf, adet ve geleneklerine aykırı!". Öyleyse bu filmi çekici ve hatta unutulmaz kılan nedir? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Rutin bir nesneyi veya eylemi "kendi içeriğinin dışarısına" çıkarmak (out of context) da bu tarz sanatın, ve tabii Harmony Korine sinemasının, bir parçası.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Örneğin pancake üzerine bulaşık sabunun boca edildiği ve bunun iki adama yedirildiği bir sahne var. Bu sahne, Korine'in önceki filmlerinden Gummo'da yer alan "şampuan ve makarna" sahnesini hatırlatıyor. Şampuanı veya bulaşık sabununu "görevi" veya "context"i dışında kullanmak, Sembolik düzeni bir yerinden yırtıyor ve bizde açıklaması epeyce güç bir hissiyat veriyor, bir yerde boşluğa düşürüyor. Bu hissiyatın içinde tiksinti de muhakkak var. Gerçek, özünde tiksinç birşey ve bu tiksintiyi doğrudan deneyimlemek yerine, onun &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;etrafında&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; bir sembolik düzen oluşturuyoruz ve böylece onu kendimizden uzak tutuyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Benzer bir çabayı Lars Von Trier'in Antichrist'ında da görmek mümkün. Doğanın, ölümün ve cinselliğin "Gerçeği" yüzümüze çarpıyor, o karanlığı ve acıyı-cinsellik ve ölümün içiçe geçtiği kör noktayı tarif edebilecek kelimelere vakıf olamıyoruz hiçbir zaman. Yalnızca tedirginlik duyuyoruz, kafamızı çeviriyoruz, dişlerimizi kenetliyoruz ve bir an önce bitsin istiyoruz. Bu filmle yapılan, bütün o kaosu, çelişkileri, vıcık vıcıklığı, kışkırtıcılığı içinde Gerçek'e bir göz atmaktır. Bu ne kadar estetize edilirse edilsin, midemizde birşeylerin burkulmasına yol açacağı garantidir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Bu Gerçek'in üzerimizdeki etkisinin kaynağı nedir? Niçin illa negatif bir algı uyandırır? Benliğimizin en derinlerinde saklamaya uğraştığımız şeyle mi gözgöze geliyoruz? Yoksa bu eserler tamamen dışsal saldırılardan, kurnaz ve gaddar yönetmenlerin sınırları zorlama egzersizlerinden mı ibaret?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Nihayetinde bu örneklerdeki yaklaşımı, son derece özgürleştirici, ve özgürleştirirken de parçalayıcı, yok edici bir duruş olarak adlandırmak mümkün. Özgürleştirici, çünkü sanatı ve hatta bütün dünyayı ezberlenmiş kalıplar, kurallar, estetik anlayışı, uzay-zaman örgüsünün dışında tasavvur etmenin yollarını sunuyor. Yok edici, çünkü bu tarzla karşılaştığımızda artık hiçbirşey eskisi gibi olmuyor, yani sembolik düzenin kendisi değişiyor. Bu tarz filmleri izledikten sonra "bir film izledim" demek yerine, "bir deneyim yaşadım" cümlesini kullanmak sanırım daha uygun. Yeni birşeyler arayan sinemaseverlere tavsiyemdir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-6501422868413584804?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/6501422868413584804/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=6501422868413584804' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/6501422868413584804'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/6501422868413584804'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2010/05/trash-humpers-vesilesiyle-anti-sanat.html' title='trash humpers vesilesiyle anti-sanat (gibi bişey)'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-3654706526784029877</id><published>2010-05-16T16:22:00.004+03:00</published><updated>2010-05-16T17:11:36.318+03:00</updated><title type='text'>devletini seven sol</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.taraf.com.tr/fotoraflar/chp-li-gencler-denizleri-karistirdi_6704_b.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 200px;" src="http://www.taraf.com.tr/fotoraflar/chp-li-gencler-denizleri-karistirdi_6704_b.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;K&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;lişe bir başlangıç olacak ama, bazen bir resim gerçekten de bin kelimeye bedel olabiliyor. Resimde aynı tişörtte Deniz Baykal'ı ve Deniz Gezmiş'i görüyoruz-altta yazansa "Sevdalandık Deniz'lere". Ortadaki arkadaş hiç değilse sol yumruğunu kaldırarak nispeten diğerlerinden daha doğru bir siyasi duruş sergilemiş diyip kendimizi avutmamız mümkün mü?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Şimdi bütün bu seks skandalı meselesine girmek istemiyorum, Baykal eleştirisi veya Deniz Gezmiş-Kemalizm çıkarsamaları yapmayı da istemiyorum. Beni esas düşündüren, devletini bu denli seven fakat yine de kendisine "sol" demekten vazgeçmeyen bir garip Türk solu anlayışı. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;"İnadına Baykal, İnadına Sol" sloganını ele alalım. Buradaki inatlaşma, amaçlandığı şekilde sağ iktidara karşı değilde bizzat sol düşüncenin kendisine karşı yapılmakta gibi geliyor bana. Yoksa şu devleti; kurucu ideolojisi, halk egemenliğine karşı duran anayasası ve bütün ideolojik (veya baskıcı) araçlarıyla bu denli seven ve ne pahasına olursa savunan bir parti liderinin hala "sol"da yer aldığını savunmak, en hafifinden komiktir. Bir de üzerine bu lideri Deniz Gezmiş'le aynı kefeye koymak-daha ileri gidip blogumda küfüre yer vermek istemediğimden-terbiyesizliktir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Sahi, ne yapmıştı Deniz Gezmiş? Mücadele etmişti, örgütlemişti-örgütlenmişti, nihayetinde eline silahı alıp dağa çıkmıştı, devletle, devletin bütün kuvvetleriyle çatışmaya girmişti. Neden? İnandığı ve uğruna can verip can almaya hazır olduğu bir "davası" vardı (bu size başka birilerini hatırlattı mı yahu, pardon). Sonrasında da bu çok sevilen, çok pohpohlanan, dış güçlere-irticacılara karşı mütemadiyen korunması gereken devlet mekanizması onu yakaladı, tek celsede idam etti. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Aynı devlet 1960 yılında bir daha geri gelmeyecek şekilde demokrasiyi rafa kaldırdı, yerine askeri vesayeti iyice bir tescilledi, sağlamlaştırdı. Bunu da bir başbakanı asarak yaptı. Hani sivil diktaya gitmekte olan (ama garip bir biçimde seçimleri ortadan kaldırmamış olan, yani bir dahaki seçimde iktidarı başkasına devredebilecek olan) bir başbakanı. Hani, bilemiyorum, bu da size başka birilerini falan hatırlatır mı?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Bu devlet, o devlet işte. Bişey değişmiş değil. Arada bir yaptığı müdahalelerle ve yerleştirdiği kurumlarla halk üzerindeki gücünü kuvvetlendirdi(1960, 1972, 1980, 1997). Kuruluşta bile bulunmayan Anayasa Mahkemesi, YÖK gibi kurumlar bu müdahalelerle iktidar alanının en tepesine oturuverdi. Dediğim gibi, bu devlet, o devlet. Ama bu sol, o sol mu? Gezmiş'lerin Kemalizmden etkilenmiş olması-olmamasını tartışmak şu anki konu değil. Ama görünen o ki en azından "devletle bir meselesi olan" bir sol vardı bu ülkede, evvel zaman içinde. "Kurumları yıpratmamak" gibi söylemler yoktu. "Herkesle konuşulsun, uzlaşılsın" gibi dertler yoktu. Bir parti başkanı istifa etti diye açlık grevine başlayanlar-hiç yoktu.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Bu denli yıpranmış, düpedüz ideolojik angajmanlarla hareket eden bir yüksek yargıyı bir nebze olsun çok sesliliğe doğru itmektense, "aman allah, bağımsız yargı elden gidiyor" nidalarıyla korumaya kalkışan zihniyet, solun neresinde? Bu &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;burjuva&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt; devletinin-üstelik hiçbir döneminde işçiye nefes aldırmamış, taleplerine kulak asmamış ve her fırsatta kafasına yumruğu geçirmiş olan-bu devlet mekanizmasının devamlılığını istemek, solun neresinde? Egemenliği hiçbir zaman kayıtsız şartsız millete teslim etmemiş bir devleti çeşitli mitlerle, güya antiemperyalist jargonla yüceltmeye çalışmak, solun neresinde?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Ciddi söylüyorum; ideolojik farklılıkları, toplumdaki çelişkilerde neye öncelik verileceği davasını, demokrasi araç mı amaç mı tartışmalarını falan geçtim yahu, şu devletin kurumlarıyla-araçlarıyla bir şekilde meseleniz olsun! TSK ile, Emniyet ile, Danıştay-Yargıtay-Anayasa Mahkemesi ile, YÖK ile, Milli Eğitim ile, bu eciş bücüş milli güvenlik devletiyle bir meseleniz olsun! Ama yok, onyıllardır eleştiri oklarının hedefinde hep TBMM var, dolayısıyla hep halkın temsilcileri var. İki gram demokrasimizin iki büklüm vekilleri. Sahici toplumsal taleplere dayalı bir siyaset yapmalarına izin verilmediğinden, siyaseti bir rant dağıtımına indirgemiş onlarca koalisyon. Bugünse öyle bir ilüzyon var ki, sistem çok güzel kurulmuş da, ah bir de güzel yönetilebilse (haydi Baykal!) ülke düze çıkacak, herkes özgürce yaşayacak!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Fakat ben yine de bu ucube zihniyetlere karşı sağlam bir tavrın oluşmakta olduğunu düşünüyorum. Ve aksi yöndeki bütün çabalara rağmen bu devletin yavaş yavaş daha düzgün bir devlete dönüşmeye başladığını hissediyorum. O yüzden umutluyum. Şunu da ekleyeyim: bütün liboşluk-tarafçılık-light solculuk eleştirilerine rağmen kendimi bir şekilde solla ilintili görüyorum. Ve dünyanın her yerinde "sol"un görevinin, devletleri değişime, insancıllaşmaya, iktidarsızlaşmaya zorlamak olduğunu düşünüyorum. Sonrasına beraber karar veririz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-3654706526784029877?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/3654706526784029877/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=3654706526784029877' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/3654706526784029877'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/3654706526784029877'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2010/05/devletini-seven-sol.html' title='devletini seven sol'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-5232927932094437903</id><published>2010-05-02T01:46:00.000+03:00</published><updated>2010-05-02T02:41:56.630+03:00</updated><title type='text'>siyasetsiz siyaset ve 1 mayıs</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;En güzeli 1 Mayıs'a gitmeyip kıl kıl yorumlar yapmak ve retorik sorular sormaktır bence! Haydi başlayayım..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Taksim meydanındaki heykele asılan pankartlardan biri "AKP vermedi, şehitlerimizle kazandık" gibi bir cümle içeriyordu. Böylesine enternasyonel bir güne ve sol jargona pek de yakışıyor diyebiliriz. Veya Shakespeare olsa "the lady doth protest too much" diyebilirdi. Olası bir BBP, MHP mitinginde falan da benzer bir söylemle karşılaşmamız mümkün elbet.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Bir TV programında sendika başkanları, yazarlar konuşuyor. "İşçi sınıfı emperyalizme, küresel sermayenin oyunlarına karşı tavrını ortaya koymuştur" diyorlar. Belki gidemediğim için kaçırdım ama, sahiden bu tavrın ortaya konduğunu nasıl anlayabiliriz? Belki de son yılların en "heterojen" bayramından, böylesine tek sesli bir tavır yükselmiş olabilir mi? O meydanlarda toplanan kalabalıktan, mesela, kaç kişi AKP seçmenidir? Sıfır diyebilene plaket vermek isterim. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Yekpare bir işçi sınıfı olduğunu varsaymak, bu sınıfın da yekpare bir siyasi tavır ortaya koyduğunu zannetmek, hep yapılan hata bu değil mi zaten? Meydanlara çıkmayan, slogan atmayan, pankart taşımayan yüzbinlerce işçiyi ne yapmalı diye düşünen var mı? Bahsedilen sınıfta onların da yeri var mı? Peki onların siyasi tavrı nedir? Onlar için iş işten geçti mi diyeceğiz, işbirlikçi mi diyeceğiz, yoksa emperyalist gericiler mi diyeceğiz? Gülmeyin, işçileri "ilerici olanlar-gerici olanlar" diye ayıran soL (!) dergi yazarları da gördük. Tabii yekpare işçi sınıfı olduğunu düşünenler, AKP'ye de kısaca burjuva partisi diyerek işin içinden sıyrılıveriyorlar. AKP'ye oy veren işçiler ne olacak? Burjuva özentisi diyip geçelim kolayından..İşimize gelince "işçi sınıfı ayaklanıyor, sosyalizme yürüyor, bilinçli ve kolektif bir hareket" vesaire, gelmeyince "eğitimsiz kitleler-gericiler". Oluyor mu böyle? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;İşçi romantizmi bu ülkede hiç sona ermeyecek sanırım, ben kendimi bildim bileli bir hareketlenme var, işçiler ayaklanıyor, sosyalizme yürüyoruz vb.  Saygısızlık etmek için yazmıyorum bunları, elbette emek mücadelesi, sendikalaşma, örgütlenme çok çok önemli, fakat biraz sahici bakmakta ve gerçek anlamıyla "siyaset" yapmakta fayda var. Topluma dokunmadan, sahiden işçiyle konuşmadan, kendiliğinden herşeyin "yolunda" ve "ilerlemekte" olduğundan nasıl bu kadar emin olabiliyoruz? Bir yüzleşme-tanışma yaşanması gerekiyor, özellikle de kendilerini işçilerin "sözcüsü" olarak görenlerle işçiler arasında. Nasıl olacak bu "geçiş"? İdealize edilmiş işçiden gerçek işçiye geçiş nasıl olacak?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;1 Mayıs posterine "AKP'YE HAYIR" yazan bir komünist partiyi ele alalım. Burada sahici bir siyaset var mıdır? Varsa bu "sol" bir siyaset midir? İşçileri "hayır" altında birleştirmek mi daha olasıdır yoksa "evet" altında mı? Ben kendi adıma konuşayım, "DAHA FAZLA ÖZGÜRLÜK" temalı bir pankartı, "BİLMEMNEYE HAYIR" gibi kestirme bir slogandan çok daha kapsayıcı ve yapıcı buluyorum. Hangi yaklaşım daha olumlu karşılanır? Ya şu slogana ne demeli; "Azınlık sefahat, çoğunluk sefalet içinde". Hayır, Sözcü gazetesinin 8738465. kez attığı bir manşeti tekrarlamıyorum, aynı partinin bir başka 1 mayıs afişinde yazıyor bu. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;İnsanlık tarihinde azınlığın sefahat, çoğunluğun sefalet içinde olmadığı bir dönem yaşanmış mı acaba? Siyaseti buna indirgediğinizde, %1'in altında oy oranı kaçınılmaz elbette. Sahici, somut talepleri olan işçiler var. Bu işçiler neden örneğini verdiğim ve işçiden yana müthiş savunucu bir tutum alan partiye oy vermiyorlar da, diğer kitle partilerini tercih ediyorlar? Acaba başka siyasi talepleri de mi hesaba katmak gerekiyor? Mesela türbanı, mesela kürt sorununu, mesela derin devleti ve darbe teşebbüslerini, mesela azınlıkları..Acaba AB üyeliğini "emperyalizm oyunu" olarak görmekten ziyade daha derinlemesine bir analize mi ihtiyaç var? Emperyalist ülkelerde yaşayan işçiler neden bizim ülkemizdeki işçilere kıyasla daha iyi bir yaşam standardına sahipler? Yeterince anti-kapitalist olamadıkları için mi? En has komünistler bizim topraklarda mı yaşar?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Bu konulara değinmeden yapılacak bir siyaset, toplumda karşılığını bulamayacaktır. Sevseniz de, sevmeseniz de ülkenin gündemi bu, ve emek-sermaye çelişkisi günümüz toplumlarındaki tek gerçek çelişki değil; çelişkilerden yalnızca biri. AKP'ye karşı olmak elbette güzel, hepimiz karşı olalım, ama siyasetimiz bu karşıtlıktan ibaret olacaksa meydanlara falan hiç çıkmasak da olur. Sokaktan rastgele birini çevirseniz de size "AKP'ye karşıyım, çok karıştırdılar" falan gibi bir demeç verebilir. Ama yarın seçim olsun, yine AKP'nin oy oranı en az %40. Şimdi aynanın karşısına geçin, parmağınızı sakın işçilere veya "eğitimsiz" addettiğiniz kitlelere doğrultmayın ve kendinize sorun: "Neden?" &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Sevinçli, coşkulu ve umutlu geçen bir bayramdan sonra, belki de sinir bozucu, kıl edici hatta saygısızca bir yazı yazdığımın farkındayım. Amacım işçilerin mücadelesine, bayramına gölge düşürmek değil, ama hemen hemen her yerde kendini siyaset olarak sunan siyasetsizliği-kendini muhalefet olarak sunan muhalefetsizliği-biraz olsun ifşa etmek. Bütün işçilerin bayramı kutlu olsun! &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-5232927932094437903?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/5232927932094437903/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=5232927932094437903' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/5232927932094437903'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/5232927932094437903'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2010/05/siyasetsiz-siyaset-ve-1-mays.html' title='siyasetsiz siyaset ve 1 mayıs'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-289459952872275164</id><published>2010-04-24T23:40:00.006+03:00</published><updated>2010-04-25T00:33:37.573+03:00</updated><title type='text'>terbiyesizler özür diliyor!?</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Bir büyük tabu daha yıkılmakta ve bir aşama daha kaydedildi bugün. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Küçük de olsa iki önemli grup, biri Haydarpaşada diğeri Beyoğlu'nda, çok önemli ve çok basit bir eylem gerçekleştirdiler: "Bu acı hepimizin". Şaşaalı sloganlar, hep bir ağızdan bağrış çağırış yerine sessizliğin, karanfillerin ve mumların göze çarptığı bir eylemdi bu. Bir toplu yas haliydi ve bizim ülkemiz için (çok geç de olsa) bir ilkti.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Ve elbette bunu bile içlerine sindiremeyenler vardı. Ve bakın şunu diyen bile çıkmış: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;"&lt;i&gt;Bir de özür diliyorsunuz, terbiyesizler&lt;/i&gt;.". &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: normal; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Adam haklı. Özür dilemekten büyük bir terbiyesizlik gördünüz mü hayatınızda? Yaşanan acıyı tanımak; koşul öne sürmeden, karşılık beklemeden, sessizce, iddiasız ve mümkün olduğunca yalın bir biçimde-öylece durarak, o tarihi ve o insanlarımızı ve büyük acıyı düşünerek susmak.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Büyük kelimelerle tartışmayı bir kenara bırakın, dışişleri tartışmalarını, konjonktürün bilmemnesini, "toprağımızda gözleri var" çarpıtmalarını, "esas biz öldük koçuum" efelenmelerini, hangi ülkenin parlamentosundan hangi kararın çıktığını gerçekten bir kenara bırakın. Bir kereliğine gardınızı indirin. Bir kereliğine şu acıyı bir tanıyın artık. Hangi kelimeyle olursa olsun. Kendi davanızın haklılığında ısrar etmeye bir dakikalığına ara verin. Neden bütün dünyada "Türkiye haklıdır, böyle bişey yok" diyen bir tane doğru dürüst tarihçi çıkmıyor diye bir durup düşünün. Mesela Dışişleri gibi abuk açıklamalar yapmayın: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(102, 102, 102); "&gt;&lt;p class="textBodyBlack" style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; font-weight: normal; font-style: inherit; vertical-align: baseline; line-height: 19px; color: rgb(0, 0, 0); "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;"&lt;i&gt;Tarihsel gerçeklerin en büyük düşmanı öznel hafıza kayıtlarıdır. Hiçbir ulus bir diğerine kendi hafıza kayıtlarını dayatamaz.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="textBodyBlack" style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 15px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline-color: initial; font-weight: normal; font-style: inherit; vertical-align: baseline; line-height: 19px; color: rgb(0, 0, 0); "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span id="byLine"  style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; border-top-width: 0px; border-right-width: 0px; border-bottom-width: 0px; border-left-width: 0px; border-style: initial; border-color: initial; outline-width: 0px; outline-style: initial; outline- font-weight: inherit; vertical-align: baseline; color:initial;"&gt;&lt;/span&gt;Üçüncü ülkelerin de Türk-Ermeni ilişkilerinin tarihi konusunda siyasi saiklerle hüküm verme hak ve yetkileri yoktur&lt;/i&gt;."&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Bu açıklama neden mi saçma? Basit bir örnekle açıklamak istiyorum.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Benim babannem bana Yunanlıların işgal sırasındaki zulümlerini anlatırdı. Sonra Türk ordusunun onları nasıl zulümden, yangından, talandan kurtardığını söylerdi. Ben bu hikayenin en ufak bir detayından şüphe duyabilir miydim? Kadıncağız karşımdaydı, anlatıyordu işte, hayatında çok önemli izler bırakmış bir olaydı bu, bundan daha "sahici" bir tarih anlatımı olabilir mi? Yunan düşmanı olmak zorunda değilim, olmadım da zaten, ama "bunlar bilmemkimlerin yalanları, babannemin beyni yıkanmış" gibi bir ucuzluğa kaçabilir miydim mesela? Veya "babanne senin bu anlattıkların tarihsel gerçekliğin en büyük düşmanıdır" diyebilir miydim? Kim diyebilir? Eh, benim babannem nasıl içtenlikle kendi yaşadıklarını bana anlattıysa, Ermeni babanneler, Kürt babanneler veya zulüm gören herhangi bir halkın babanneleri, ananeleri, dedeleri de aynı içtenlikle, belki bu feci travmaları tekrar tekrar yaşayarak, gözleri dolarak, kah şükrederek, kah küfrederek anlatmıyorlar mı şu coğrafyanın dört bir yanında?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Bilhassa öznel hafıza kayıtları, dilden dile, kuşaktan kuşağa aktarılan hatıralar belki de "tarihsel" dediğimiz herşeyin özüdür. Ben okuduğum herhangi bir tarih kitabına güvenmektense, olayların kanlı canlı tanıklarına güvenirim. "Aslında o kadar değil, şu kadar kişi ölmüş canım" diyen tarihçilerden öğrenilecek bir tarihsel gerçeklik olduğunu düşünmüyorum. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Ve, evet, sonuna kadar da siyasi bir konudur bu, o yüzden bütün dünyanın ülkeleri bu konuda siyasi bir açıklama yapabilir. Biz de bunun anti-siyasetini yürütmekten başka ne yapıyoruz ki? Dışişleri neden tarihle uğraşıyor, o da bıraksa ya tarihçilere? Ama bırakamaz. Çünkü mücadele etmek zorunda. Çatlak sesleri susturmak zorunda. Siyasetin uygunsuz kaçtığına dair bir siyaset yürütmek zorunda. Sessiz kalırsa kötü, zira sessizlik ikrar anlamına gelecektir, eyvah ki ne eyvah! &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Ama zulüm gören her halkın istediği ve daha en baştan hakettiği şey, tam da bu ikrar değil midir? Bir zamanlar yaşamlarını sürdürdükleri topraklarda bugün yaşamakta olan halkın (biziz bu) anlayışlı bir sessizliğe bürünmesi ve yaşanan zulmün, acının, ölümün olanca ağırlığıyla herkes tarafından duyulması, tanınması..Bunun için anlatılmaz mı zulüm hikayeleri, sonunda birileri duysun, bir zamanlar onların da bu yürüdüğümüz-gezdiğimiz topraklarda gülüp ağladıkları-nefes aldıkları unutulmasın diye..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Nihayet bugün ilk defa sustuk. Ve kulakları ulusal çıkarlarla tıkalı olmayan herkes-duyulması gereken şeyin bir parçasını duyuverdi. Umarım ilerleyen yıllarda bizler daha az konuşuruz ve gerçekten mağdur olanların sesi daha da gür çıkar. Ve adım gibi eminim, bizler bu acıları ve zulmü tanıdıkça, mağduriyete tanıklık ettikçe, acıyı paylaştıkça, karşılığını da bulacağız-karşılığını beklediğimiz için değil, ama bu tavrı, bu nezaketi göstermeyi becerebildiğimiz için, ya da kısaca, insanlığımızı hatırladığımız için..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Not: Bu önemli eylemi düzenleyenler arasında DSİP de mevcut. Ayrıca değineceğim (bu kaçıncı yazı sözü oluyor bilmiyorum ama) Marksizm 2010 konferansı esnasında, çağrılan konuşmacılar ve DSİP sözcülerinin söylemlerinin genelinde oldukça yerinde ve tutarlı bir siyasi tavır gözlemlediğimi de söyleyebilirim, ve bu eylemde kimlerin emeği varsa hepsinin tek tek elini sıkmak isterim, teşekkürler. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-289459952872275164?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/289459952872275164/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=289459952872275164' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/289459952872275164'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/289459952872275164'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2010/04/terbiyesizler-ozur-diliyor.html' title='terbiyesizler özür diliyor!?'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-6417210253419268988</id><published>2010-04-19T13:59:00.003+03:00</published><updated>2010-04-19T18:12:07.734+03:00</updated><title type='text'>bir festival daha bitti..</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Bu yıl da gayet şahane filmlerle dolu bir festival, biraz buruk bir tat bırakarak da olsa sona erdi. Buruk tadın kaynağı elbette Emek sinemasının yokluğuydu. Yıllardır alışageldiğimiz bu güzel ve nostaljik yapının akıbeti, hala belli değil. Bu konudaki yorum ve tartışmaları bloga taşımaktansa size emeksinemasiniyasatalim.org adresine yönlendirmek ve festivale dair başka maddelere değinmek istiyorum. Ayrıca Emek sineması yerine Yeni Rüya sinemasının yıkılmasını ve yerine herhangi bişey yapılmasını da yetkililere önermek istiyorum, bu kadar berbat bir sinema daha olamaz..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Malumunuz festivalin bazı filmlerine yerli ya da yabancı yönetmenler iştirak ederler ve varsa soruları yanıtlarlar. Sanırım bu festivalden sonra filmlerin bitimindeki "soru-cevap" bölümlerine katılmayacağım. Nedeni de "sırf sinema ya da felsefeye dair kendi yüzeysel bilgisini göstermek için soru soran" insanlar. Gerçekten bu yıl bana bu soru-cevap kısımlarında fenalık geldi. Müthiş bir ukalalık, aymazlık, üstünlük taslama tavrı akıyordu birçok sorudan..Tarihe kayıt düşmek açısından beni en çok rahatsız edeni buraya koymak istiyorum.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Reha Erdem, Kosmos adındaki son filminin gösteriminden sonra her zamanki mütevazı haliyle soruları kabul ediyordu. "Sanat" okuduğunu söyleyen bir hanımefendinin kurduğu cümle şu şekildeydi "Adam yürür, çocuk yürür, adam yürür, adam yine yürür, çocuk yürür..Fellini çok sıkıldı artık!". Evet, yanlış okumadınız, bu zat Fellini'nin çok sıkıldığını söyledi. Kendisini Felliniyle veya onun dünyasıyla nasıl da özdeşleştirmiş bakar mısınız? Tabii ki burada bitmiyor; "Yani bir yürüme sahnesi 10 dakika sürer mi? 1 saniyede geçilecek sahneleri izlemek için 2015 yılını mı beklememiz gerekiyor? Çooook sıkıldım". Yaa işte. Bu kişi "sanat" okumuş. Neyse ki Reha Erdem hiç bozuntuya vermeden "Bizim sizin zamanınıza yetişmek gibi bir kaygımız yok" deyiverdi ve salon alkıştan adeta yıkıldı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;İlginçtir, geçen yıl "Hayat var" filminden sonra da yine Reha Erdem benzer bir densizliğe maruz kalmıştı. Burada da filmin kahramanı küçük kıza tecavüz etmeye yeltenen bir bakkaliçin "bu bakkal gerçekten Türk insanını mı yansıtıyor" diye bir garip soru sorulmuştu. Haşa, Türk insanı tecavüze yeltenmez! Ve Reha Erdem yine şık bir cevapla "O bakkal biz değilsek, biz kimiz?" demişti. Neyse festivalin Reha Erdemle ilgili kısmı bu kadar, Kosmos filminde Silver Mt. Zion müziklerini kullandığı için de kendisine teşekkürü borç bilirim.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Bir diğer rahatsızlık verici nokta, birçok insanın halen sinemada kah fısıldayarak, kah yersizce kikirdeyerek, kah yüksek sesli yorumlarda bulunarak, kah bol ışıklı telefonlarını diğer izleyicilerin gözüne gözüne tutarak, ve kah makyaj yaparak(evet bunuda gördüm) salondaki insanların (en azından benim) dikkatini dağıtmasıdır. Çok mu zordur hayatı bir-iki saatliğine durdurup filme konsantre olmak? Telefona hiç göz atmadan, yanındakiyle hiç fısırdaşmadan, sinemaya salt eğlence olarak değil de biraz da bir sanatsal aktivite-ya da en azından bir emek ürünü olarak tecrübe etmek?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Sonraki madde "anti-sanat" hakkında olacak ama onun için biraz zamana ihtiyacım var. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-6417210253419268988?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/6417210253419268988/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=6417210253419268988' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/6417210253419268988'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/6417210253419268988'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2010/04/bir-festival-daha-bitti.html' title='bir festival daha bitti..'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-8525253688278360406</id><published>2010-04-06T17:54:00.002+03:00</published><updated>2010-04-06T18:33:13.292+03:00</updated><title type='text'>mit önleyici sprey</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Zaman zaman absürdlüğe varan siyasi tartışmalarımızda muhakkak karşımıza çıkan bir olgu, tarihin ve tarihi figürlerin (yakın veya uzak) mitleştirilmesidir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Bu mitleştirmeye neden ihtiyaç duyulur? Ve nasıl kotarılır? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Bir kere özcülük, bu mitleştirmenin olmazsa olmazıdır. Tarihi figürler, tıpkı çizgi romanlardaki gibi ya "mutlak iyi" ya da "mutlak kötü"dür. Gerçi günümüzde artık hayal kahramanlarını bile daha gerçekçi yapmaya yönelik bir çaba var; artık zaafları, ahlaki ikilemleri, korkuları, günahları olan kahramanlar çıkıyor ortaya. Ancak aynı çaba tarihi figürler için pek gösterilmiyor. "Ötekiler" her zaman kötü, sürekli bizi (iyileri) zayıflatmak, küçük düşürmek, kontrol altına almak, manipüle etmek için fırsat kolluyorlar. Bu özcülük, elbette tarih anlayışımızla sınırlı değil, gündelik siyasi hayatımızda da egemen bir yaklaşım.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Tarihi (ve günümüzü) çatışan ve içiçe geçmiş çıkar ve güç ilişkileriyle, üretim güçlerinin ve sermayenin yayılmasıyla, karmaşık sosyo-politik ve sosyo-ekonomik gelişmelerle birlikte okuyacak olursak, karşımıza "mutlak iyi" veya "mutlak kötü" bir figürün veya oluşumun çıkması neredeyse imkansızdır. Böyle bir tarih okuması, iyi zannettiklerimizin de kötü zannettiklerimizin de kabaca bireysel ya da ulusal "çıkarlar" uğruna hareket eden birey veya oluşumlar olduklarını gösterecektir. Bu durumda alışageldiğimiz "kutsallar", "kırmızı çizgiler" veya "tabular" elbette zarar görecektir. Bundan neden korkuyoruz? Sadece kolay olduğu için mi tarihe ve günümüze bu 1D gözlüklerle bakıyoruz?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Bir kere kendimizi bu kutsallarla, bu mitlerle özdeşleştirmiş ve kimliğimizin hayati bir parçası haline getirmişiz. O kutsallara-kırmızı çizgilere dair her eleştiriyi; işaret edilen her çelişkiyi veya yetersizliği adeta kendimize yapılmış bir saldırı addediyoruz. Bizler "minnetarız" çünkü, bize şükretmek öğretilmiş, minnet duymak öğretilmiş, günahları görmezden gelmek öğretilmiş. Ama eleştirmek, özür dilemek, yüzleşmek..bunlar pek öğretilmemiş. Onun yerine çok uçlara varan bir özdeşleşme tercih edilmiş ki herkes, elbirliğiyle tarihin günahlarını halının altına süpürüversin-hep iyi olduğumuz masalı ve bizim çıkarlarımız aleyhine hareket eden herkesin hep kötü niyetli olduğu zihinlere iyice nakşedilsin. Bu denli bir özdeşleştirme olmadan her devletin kuruluş aşamasında yaşanan bunca vahşeti, baskıyı, iktidar fazlasını başka türlü meşrulaştırmak mümkün müdür?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Bu tarz "mitlerin" geçerliliğini-güncelliğini sağlamak için mücadele verecek olan bir güruh her zaman olacaktır. Bu kesime göre rejimle, tarihle, devletin karakteriyle ilgili hiçbirşey tartışmaya açılmamalıdır, yoksa bu yüce ve mukaddes "emanete" hıyanet etmiş oluruz. Ama biraz düşünsek? Bu kutsallığın kaynağı nedir? Alternatifi yok mudur? Geliştirilemez mi? Eleştirilemez mi?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Çok kolay bir analoji; nasıl ki doğduğumuz esnada anne-babamızı seçme şansımız yoksa, doğduğumuz ülkeyi ve zamanı seçme şansımız da yok. Büyüdükçe birçoğumuz anne-babalarımızla birçok konuda nasıl ters düşebiliyorsak, içinde doğup büyüdüğümüz rejim-ülke-ideoloji vs. ile de ters düşebiliriz. Üstelik aileyle ters düşmek, genelde bireyin özgürleşmesi, kendi hayat görüşünü ortaya koyması vb gibi olumlu sonuçlar getirir. Aynı kopmayı neden diğer "kutsallarımızla" da yapamayalım? Sonuçta, öyle veya böyle bütün kutsallar bir şekilde bize öğretilmiş. Bir doktrin veya bir dogma, bir kültür veya töre, bir ideoloji veya din. Ne şekilde olursa olsun, şu anda kutsal saydığımız herşey bize, tabiri caizse, enjekte edilmiştir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Sadede gelelim, aslında sormak istediklerim çok basit: Sizin kutsalınız kim? Sizin kırmızı çizgileriniz neler? İsa? Muhammed? Atatürk? Marx? Veya düşmanlarınız kim? Global şirketler? Emperyalistler? Bölücüler? Tek boyutlu-tek özellikli karakterlerle, tarihimize ve dolayısıyla kimliğimize özgü bu masalları daha ne kadar sürdürebiliriz? Dahası, bu denli sığ bir dünya görüşüyle yapılacak siyaset bize ne katabilir?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-8525253688278360406?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/8525253688278360406/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=8525253688278360406' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/8525253688278360406'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/8525253688278360406'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2010/04/mit-onleyici-sprey.html' title='mit önleyici sprey'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-8269769390270328861</id><published>2010-03-17T19:26:00.002+02:00</published><updated>2010-03-17T20:10:00.624+02:00</updated><title type='text'>sistem karşıtıysan senden kralı yok, koçum!</title><content type='html'>&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;"Sistem kurbanıyız, lanet olsun, hep bizi birbirimize düşürdüler, hep bizi sömürdüler, kışkırttılar, bizler iyi amaçlarla yola çıkmıştık"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; vb. söylemler. Malum "sistem" karşısında ne derece çaresiziz? Kışkırtılmamızda, birbirimize düşmemizde bizim önyargılarımızın, inançlarımızın, ideolojilerimizin, ahlak anlayışımızın hiç payı yok mu? Bütün kötülükler bize sistem tarafından, irademiz dışındaki bir kuvvet tarafından mı "yaptırıldı"? Bütün günahlarımızın müsebbibi sistem mi?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Farkında olmasak da bu otomatik "yapısalcılık" siyasi literatürümüzde epey yer etmiş. Herşey bir sistemden ibaret, ve herkes bu sistemin bir parçası. Herşeyi sistem çok önceden belirliyor, bireyler adeta bu sistemde birer robot ya da köle. Heryere gönül rahatlığıyla yayılan, nüfuz eden, herkesi inim inim inleten yaman bir sistem bu doğrusu. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;İyi de, buradan çıkış yok mu? Daha da kritik soru, bu sistemin devamlılığında bizim hiç payımız olmadı mı bugüne kadar? Bilgisayarlarımızın başında, evlerimizin içinde oturup kahvelerimizi yudumlarken ve "kahrolsun kapitalist düzen" diye manifestolar üretirken sistemin dışarısında mıyız? Kimseye zarar vermeden yaşayıp gidiyor muyuz? Bir farkındalık sağlıyor muyuz? Öte yandan yaptığımız her iş, her alışveriş, her yolculuk, her masraf, her fatura &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;sistemin&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; beslenmesini sağlamıyor mu bir bakıma? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Burada sihirli bir el falan yok, kendimizi kandırmayalım. Sistem herşeyi önceden belirliyorsa, en tepedeki adamla en alttaki adam arasında nitel açıdan hiçbir fark yok. En tepedekini de en alttakini de sistem belirledi çünkü. Hiçbirimizin özgür bir seçim yapma şansı yoktu. Sözünü ettiğimiz o korkunç sisteme bütün suçları yükleyeceksek, tek tek bireyleri eleştirme şansımız ortadan kalkar, herkes eşit derecede edilgendir, herkes sistemin buyruğunu yerine getirmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Eğer ki bireyleri de eleştirme hakkımız olacaksa, o zaman bir nebze olsun özgür iradeye yer açmamız gerekiyor. Özgür iradeye yer varsa, sistemde yer alan her birey için vardır, insanlar sistem-karşıtı bir eylem yapmaya karar verebilirler demektir bu. Tabii günümüzde sistem-karşıtı olduğunu söyleyip çeşitli ufak çaplı şiddet eylemleri içine girenlerin yalnızca sistemi güçlendirdiği, kendini koruma refleksini ortaya çıkardığını ve dolayısıyla başarısız olduğunu söylemek herhalde abartı olmaz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Bilindik özdeyişi tersine çevirip bir özeleştiri mekanizması geliştirsek örneğin; "bugün sistemin devamlılığı için naptın?" şeklinde. Ondan sonra sıra diğerlerine sormaya/eleştirmeye gelebilir diye düşünüyorum. Çünkü sistemin bu kadar kolay yayılması ve egemen olması, ancak bizim, hepimizin bir şekilde rıza göstermemizle mümkündür. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Bu bağlamda "çözüm şudur" demek biraz büyük konuşmak olur, ancak sistemin gizli kalmış yönlendirmelerini açığa çıkarmak, gündelik ideolojiyi görünür kılmak, sistemi tamamen çökertmese de üzerimizdeki etkisini bir nebze olsun hafifletebilir diye düşünüyorum. Burada bir nevi "talking cure"dan söz ediyorum; neyi niçin yaptığımızı, sisteme nasıl razı olduğumuzu, herkesin kötülüğü için sürekli komplo üreten hayali düşmanlardan ziyade herkesin, hepimizin sorunun bir parçası olduğunu kabul etmemiz, sistemle mücadeleye başlamak ve özgür irademizi ortaya koymak için yerinde bir başlangıç noktası olabilir. Ve bu başlangıç noktası en geniş katılımı elbette&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; meşru siyasi düzlemde&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; yakalayabilir. Sanırım bu kavram ayrı bir yazının konusu olacak.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-8269769390270328861?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/8269769390270328861/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=8269769390270328861' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/8269769390270328861'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/8269769390270328861'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2010/03/sistem-karstysan-senden-kral-yok-kocum.html' title='sistem karşıtıysan senden kralı yok, koçum!'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-412952033564442324</id><published>2010-03-06T10:05:00.008+02:00</published><updated>2010-03-06T16:35:50.355+02:00</updated><title type='text'>tartışma manifestosu</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Acaba başlık "nutuk" veya "söylev" falan olsa daha mı vurucu olurdu? Herneyse. Uzun zamandır kafamda biriktirdiğim maddeler var, bunları artık doğru dürüst yazma vakti geldi. Evet &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;didaktik&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;, öğüt verici hatta haddim olmadan eğitici bir yazı yazacağım, ama hangi kesimden-hangi siyasi görüşten veya dini inançtan olursa olsun şu noktalara dikkat etmek, siyasi yaşantımızı bir nebze rahatlatabilir diye düşünüyorum. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;1- Analiz &gt; yargılama &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Muhtemelen hepimiz hergün karşılaştık, veya karşılaşıyoruz: gerici-dinci-bölücü-faşist-ırkçı-allahsız-satılmış-yalaka-cahil-ampul kafa..saymakla bitmeyecek sıfatlar var siyasi dilimize işlemiş olan. Kim bu kavramları üstlenip de tartışmaya devam etmek ister ki? Bunları ciddiye almak ve cevap yetiştirmeye çalışmak nafile bir çabadır. Bu denli sığ insanlar, uğraşıp didinip kurduğunuz argümanları dinlemeyeceklerdir bile. Çünkü onların her konu hakkındaki görüşleri ve duruşları hazırdır, öntanımlıdır. Bu öntanımı "karşıt görüşüm ne diyorsa tam tersi geçerlidir" şeklinde özetlemek de mümkündür kimi zaman.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Burada acaip bir kolaycılık var. Örneğin &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;faşizan bir uygulama'&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;dan yola çıkıp bütün hükümeti-devleti ve sorumlu herkesi &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;faşist&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt; ilan etmek. Bu tarz bir tümevarım bütün tartışmayı kısırlaştırır, ve sözkonusu yönetimi olası faydalı girişimlerini de görmezden gelmemize yol açar. Dolayısıyla yönetimleri tikel uygulama ve düşünceler üzerinden eleştirmek, totolojik bir sıfat yakıştırmaktan çok daha yapıcıdır diye düşünüyorum. Yani şahıs veya grupları hedef almak yerine, uygulamaları ve düşünceleri eleştiri konusu yapmak her daim herkes için daha faydalı olacaktır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Bu, şöyle bir kolaylık ve esneklik sağlar; örneğin başbakan "geçmişte faşizan uygulamalarımız oldu" dediğinde "helal olsun" diyebilirsiniz. Aynı şekilde köşeyazarlarına patronların sahip çıkması gerektiğini söylediğinde "yok artık daha neler saçmalama" diyebilirsiniz. Bu iki örnekten yola çıkıp ne "başbakan çok demokrattır" ne de "başbakan faşisttir" demek mümkün değildir, olmamalıdır da. Amaç, tikel uygulama veya söylemlere eleştiri getirmek olmalı. Bu yaklaşım bizi ucuz genellemelerden, kolaycı yaftalamalardan ve yüzeysel analizlerden koruyacaktır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Tikel uygulama ve söylemlere neden-sonuç ilişkisi içersinde bakarak sözkonusu siyasi aktör veya aktörlerin daha tutarlı ve derinlemesine bir analizini yapmak-dolasıyla yargılamaya geçmeden önce tanımak mümkün olacaktır. Bu da nihayetinde, bütün argümanlarımızı daha tutarlı, anlaşılır ve kabul edilebilir yapacaktır diye düşünüyorum.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;2- Özcülüğü-önyargıyı reddetmek&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Bu da yeterince aşikar ve birinci maddeyle bağlantılı gözüküyor. Medyada, kitaplarda, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;manifestolarda,&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt; nutuklarda, partilerin basın açıklamalarında, kahvede, ailede ya da herhangi bir yerde duyduğumuz, duyageldiğimiz, ezberlediğimiz, doğruluğuna yüzde yüz emin olduğumuz bütün o klişeleri bir kenara bırakarak kendi fikirlerimizi oluşturmaya bakalım. Siyasi aktörlere değişmeyen, bütün zaman boyunca sabit, dış faktörlerden ya da iç dinamiklerden etkilenmeyen mutlak varlıklar olarak bakmak, yine günümüz siyasi ortamında epey sığ eleştirilere yol açmakta. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Tabii ardı arkası kesilmeyen komplo teorilerinin de kaynaklandığı yaklaşım bu; her uygulama ve söylem bir nevi "takiyye" olduğu için sonsuz bir döngü yaratmak ve ne pahasına olursa olsun karşıt kabul edilen tarafı gayrımeşru olarak görmek mümkündür bu yaklaşımla. Halbuki her siyasi hareket bir değişim ve dönüşüm potansiyelini mecburen içinde taşır, günümüze kadar sabit-değişmez kalarak gelmesi ve güncellik iddiasında bulunması mümkün değildir. Dolayısıyla her hareketi, peşin hükümlerde bulunmadan içinde bulunduğu değişim-dönüşüm süreciyle beraber analiz etmek faydalı olacaktır. Bu da belli bir grubu şu anki veya geçmişteki halinden ziyade, gelecekte dönüşebileceği potansiyel hale göre değerlendirmek anlamına gelecektir. Bunu yaparken de büyük konuşmaktan, aşırı genelleyici kehanetlerde bulunmaktan kaçınmak elzemdir elbette.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;3- Başkasının ağzına laf koymamak-başkasının ağzından laf almamak&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Bu da ikinci maddeyle bağlantılı gibi görünse de ayrıca yazmak istedim. Argümanlarımızı oluştururken bir siyasi lider veya örgüte atıfta bulunmak gayet doğaldır. Bu durum tutarlı bir argüman için kimi zaman &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;gerekli&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt; olsa bile çoğu zaman &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;yeterli&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt; değildir. Tarihte ve günümüzde hatasız, mükemmel, her daim geçerli ve güvenilir argümanlar yaratabilmiş tek bir düşünür, lider veya örgüt yoktur. Dolayısıyla bizden önce gelen fikirleri iyi bilmek ve tartışmakla beraber, bizden sonrakilere bırakacak yeni fikir ve yaklaşımlar geliştirmek de hepimizin (yani biz siyaset tartışan insanların) görevidir diye düşünüyorum. Kısacası, idolünüz kim olursa olsun, sizi her tartışmada haklı ve tutarlı kılacak diye bir kaide yok, o yüzden onların arkasına saklanmayalım, mümkün olduğunca kendi özgün argümanlarımızı oluşturalım, gerekirse de en derinlemesine eleştiriyi kendimize en yakın bulduğumuz kişi veya fikirlere yöneltelim. Buna ayrıca bir madde ayıracağım.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Bu bağlamda kişinin ağzına laf koymamak da çok önemli; bu da söylenen &gt; söylenmeyen şeklinde bir formülle ifade edilebilir. Örneğin "terör örgütünü lanetlemiyorlar" üzerinden giden malum tartışma bana çok yersiz geliyor. Bir insanı yaptıkları ve söyledikleriyle eleştirmek her daim yapmadıkları-söylemediklerine dair tahmin yürütmekten/niyet okumaktan çok daha sağlam bir yaklaşım gibi geliyor bana. Hemen malum bir klişeye başvurarak ve kolaya kaçarak "faşizm konuşma zorunluluğudur" diyebilirim bu noktada. Tabii çok bariz bir görmezden gelme/suskun kalma hali eleştirilebilir, o ayrı bir konu.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;4- Ahlaki üstünlük taslamamak&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Etik argümanlar siyasete sık sık eşlik eder. Etik davranışın nereden kaynaklandığı konusunda çeşitli tartışmalar yüzyıllardır mevcut. Kesin bileceğimiz birşey ise entelektüel kapasite veya bilgi birikiminin, veya siyasi görüşün insanı kendiliğinden erdemli ve ahlaklı yapmayacağı. Dolayısıyla etik argümanlar sözkonusu olduğunda kişinin etik yaklaşımı ve kişisel kanaati dışında herhangi bir etken yoktur. Mesela her daim "eğitim şart" diye yırtınan insanlar bile en temel &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;eşitlik &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;düsturlarını içine sindirememiş olabilir. Zaten bu argümanı sürekli ileri süren birinin kendisini diğerlerinden eğitimli gördüğü aşikar değil midir? Tarihin en acımasız liderleri her daim yüksek bir entelektüel kapasite ve stratejik düşünme yeteneğine haiz değiller miydi? Ayrıca lideri oldukları devletin eğitiminden geçmemişler miydi? Dolayısıyla eğitim görmüş olmak bizi siyaseten ve ahlaken doğru yapmaz. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;Benzer şekilde solcu olmak, mağdurun yanında olmak, inançlı olmak, kemalist olmak da bizi karşıt görüşlerimizdeki insanlardan ahlaken daha üstün bir konuma otomatikman yerleştirmez. Benimsediğimiz ideoloji/hayat görüşü/siyasi anlayış ne olursa olsun, ne dolaysızca haklıyız ne de ahlaklıyız. Yine kimi zaman bu eğilimlerin gerekli olduğunu ama yeterli olmadığını söyleyebiliriz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;5- Özeleştiri &gt; karşıt eleştiri&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Herkesin en iyi ve derinlemesine eleştirebileceği akım, kendi içinden geldiği akımdır. Benim mümkün olduğunca kemalizmi eleştirmemin sebebi, bu düşünce ve yaklaşımla yetiştirilmiş olmam. Kendi içinden geldiğim kesimi hakkıyla eleştirmeden başkasının düşünce sistemine alenen saldırıya geçmek bana pek tutarlı gözükmüyor. Çünkü bu yaklaşım, en başta kendi sistematiğimizin kusursuz ve geçerli olduğunu varsayıyor. Hakkaniyetli bir eleştiri, her sistemde bir kusur bulunabileceğini hesaba katarak başlatılabilir diye düşünüyorum. Bu, bir nevi "herkes kendi kapısının önünü süpürsün" düsturu olarak da düşünülebilir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Elbette ki eleştiri burada durmayacak ve karşıt görüşlere de kayacaktır nihayetinde. Gelinen noktada başlangıçtaki tutumumuzdan farklı bir konuma da varmış olabiliriz. Bu gocunulacak birşey değildir, son derece normal bir süreçtir. Tabii derhal yalaka-dönek diye saldıranlar olacağını biliyoruz, onları ikinci maddeye havale ediyorum. Seneler boyunca savunageldikleri ve ezberledikleri şeyleri hiç değiştirmeden tekrar etmek onlara ahlaklı ve tutarlı bir görüşmüş gibi gözükür. Halbuki şartların değişmesi, düşüncelerin ve yaklaşımların değişmesini de beraberinde getirmelidir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;6- Bağcıları dövmeyelim, üzümle beslenelim.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Bütün bu tartışmaları yaparken serinkanlılığı korumak, düşman algısı yerine karşıt-görüş algısı yerleştirmek ve elbette tartışma adabına uygun davranmak herkesin yararına olacaktır. Sanırım bu madde yeterince açık.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Dünyanın bütün tartışmacıları, birleşin! diye de bitiriyormuşum..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-412952033564442324?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/412952033564442324/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=412952033564442324' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/412952033564442324'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/412952033564442324'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2010/03/tartsma-manifestosu.html' title='tartışma manifestosu'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-3643236264370282101</id><published>2010-02-24T19:27:00.003+02:00</published><updated>2010-03-01T14:23:09.906+02:00</updated><title type='text'>yargım eli</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Yargı nedir? Hukuk nedir? Meşruiyet nereden gelir?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Belki de 80 yıl önce yapılması gereken tartışmaları daha bugün yapıyoruz. "Güçler ayrılığı" daha yeni hayata geçiriliyor. İdeolojik "masal"lar ve mitler yeni yeni tartışmaya açılıyor. Devlette ordunun, yargının, yasamanın, yürütmenin işlevleri henüz masaya yatırıldı. Ve değişim elbette sancılı oluyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Yargının bağımsızlığından kimsenin kuşkusu yok, ama ya tarafsızlık? İşte size çok taze örnek:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="  line-height: 20px; "&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;1) “Bence bu adamlar dövülselerdi, milletin yüreği soğurdu. Sevr’ciler tekme tokadı hak etmişlerdir”. 2) “Bu Rapor parçalanmaya yönelik bir düşüncenin sonucudur. Yemin olsun; toprağın bedeli kandır, gerekirse dökülür. 3) “Bunlar bir avuç zibididir”. 4) “Siz o uydurma azınlıklarınızı alın da gidin Avrupanıza sokun”. 5) “Bunlara Türkiyeli demek, Türkiyeli yılanlara, kurbağalara, çakallara haksızlık oluyor”. 6) “Şu toprağa küfrederek basanlar var. Hain desen, işbirlikçi desen var. Köpek gibi, bir kemikle susan var. 7) “Çanağına yal konulunca ve etli kemik vaadini duyunca yaltaklanan, kuyruk sallayan kanişler, uyanık geçinen şapşallar, salak, tescilli hain, zavallılar. TC devletimize-milletimizin birliğine kalleşçe ihanet hançeri sokanlar”. 8) “Azınlık arayanlar, analarına babalarının kim olduğunu bir kez daha sorsunlar”.  (Baskın Oran, 21.02.2010 Radikal 2)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="  line-height: 20px; "&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" line-height: 20px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Yukarıdaki ifadelerin hiçbirinin suç olmadığını biliyor muydunuz? Evet, eğer bu sözleri bir Agos yazarına ediyorsanız, suç kapsamına girmiyor; mis gibi ifade özgürlüğü. Peki sizce benzer sözler, diyelim herhangi bir CHP milletvekiline, bir Cumhuriyet gazetesi yazarına, TSK'nın herhangi bir mensubuna söylenmiş olsaydı, mahkemeden çıkacak karar ne olurdu? Şu soru bile ne kadar komik durdu değil mi..Hadi mahkemeyi de geçtim, sayın ulusalcı arkadaşlarımız bu lafları nasıl yeni bir korku müsameresinde kullanıp, nasıl pazarlardı?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" line-height: 20px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 20px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Hukuk ve yasa neyin hukuku ve yasasıdır bu ülkede? Bunu çok iyi görmek lazım. Sonuçta her devlet -özellikle de ulusdevletler-kendi devamlılığını sağlayacak şekilde, belli bir ideolojinin etkisinde kalan bir hukuk sistemi üretir. Ama, ne pahasına? Demokrasiyi engelleme, yasamaya ket vurma, siyasete alenen müdahale etme-hukuka uydurulabilir mi? 82 anayasası &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;bile&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt; bu kadar açık bir oligarşik ya da jüristokratik yapıya izin vermeyecek şekilde düzenlenmiş. Ama bunu dahi az gören, daha fazla yetki isteyen bir yüksek yargı portresiyle karşı karşıyayız bugün. İşte HSYK'nin açık yetki aşımı, Anayasa Mahkemesi'nin 367 ve Türbanla ilgili skandal kararları, Yargıtay 4. Dairesinin yukarıda sayılan ifadeleri "düşünce özgürlüğü" kapsamına sokması..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 20px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 20px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Bütün bu örneklerin yanında bir de uluslararası hukuk var, bizim de tabi olduğumuz anlaşmalar, sözleşmeler, mahkemeler var. Arada bir o mahkemeyi de "emperyalist oyunun parçası" olarak niteleyenler var. Bu mahkemede en çok mahkum olmuş ülkelerden biri olmamız işlerine gelmiyor muhtemelen. Tabii bu kişiler, bizim ülkemizden hakimlerin de AİHM'de görev yaptığının ya bilincinde değiller ya da bilmezden geliyorlar.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 20px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 20px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Herneyse, bunlar nihayetinde dedikodudur, reel-politiktir. Esas üzerinde düşünmemiz gereken, hukuğun ve devletin meşruiyet kaynağıdır; çünkü günümüzde yaşanan sorunların temelinde bu vardır. TSK-Yüksek yargı, ya da asker-sivil bürokrasi dediğimiz zümre, kendisini halkın üzerinde ve ötesinde bir kaynaktan alıyordu meşruiyetini: Cumhuriyet ve Atatürk miti. Platon'un devletinde bile vardır; devletlerin meşruiyeti o devletin egemen olduğu toprakla ve halkla da bağlantılı olan bir kuruluş "masalıyla" sağlanır. Ancak bizim devletimiz bir hata yaptı; bu masalı gerçeklere aşırı derecede aykırı bir şekilde ve öngörüsüz olarak biçimlendirdi. "Sınıfsız-kaynaşmış kitle" bu yanlışların belki de en büyüğü idi. Bir başka yanlış, toplumdaki İslami etkiyi ve etnik farklılıkları ve tabii gayrimüslimleri hiç hesaba katmayıp, sıfırdan modernleşmiş ve laik bir soyut vatandaş kalıbı yaratmaktı. Bu kalıp, İstanbul, Ankara ve belki İzmir'deki sınırlı sayıda bireye tekabül ediyordu belki, ama halkın geneliyle tamamen uyumsuzdu. Sonuç; kemalizmin hızla yozlaşması ve halk nezdinde karşılığını kaybetmesi oldu. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 20px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 20px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Kemalizm askeri darbelerle, yargı müdahaleleriyle günümüze kadar bir güç odağı yaratmayı başarsa da bugün artık gerek iç-gerek dış konjonktürün de baskısıyla kökten çatırdıyor. Masal, artık analojik ve didaktik özelliğini yitirdi. Toplumun gerçeğine bu kadar yabancı bir ideolojinin hala varlığını sürdürmesi de epey şaşırtıcıdır; bu pek muhterem "milli eğitim"imizin, özellikle 12 eylülden sonra aşırı uçlara varan bir "doktrinasyon"un ve monopolitizmin sonuçlarından biridir. Yine de hem bu sistem hem de ideolojinin kendisi artık meşruiyetini tamamen yitirmiş vaziyette.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 20px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 20px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Ve nihayet devlet yapılanmasının içinde de daha evrensel değerlere atıfta bulunan, Türkiye'nin kabuğunu kırmasını isteyen odaklar oluşmaya başladı. Yeni hukuk ve devlet düzeninin meşruiyetini de işte bu evrensel ilkelerden alması artık kaçınılmaz. Yukarıdaki hakaret ve tehdit dolu sözlerin, kime söylenirse söylensin suç teşkil edeceği, yargı'nın yasama ve yürütme'nin üzerinde sorgulanamaz bir hakimiyetinin olmadığı, ordu'nun kendi ideolojisini bütün topluma dayatmak üzere planlar yapmadığı bir demokrasiye ulaşmamız gerekiyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 20px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 20px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Tabii burada dikkat etmemiz gereken bir nokta da mevcut. Ya yeni ve eşit oranda gerçeklikten uzak bir başka "masal", eskisinin yerini alırsa? Ya devredilen iktidar ve sermaye, bambaşka baskı mekanizmaları olarak geri dönerse? Ya bugün demokrasi adına çalıştığını düşündüğümüz odaklar yarın kendi kendilerini meşrulaştırarak yeni bir dogma ve monopolitizm yaratırlarsa? AKP'den bu yönde sinyaller almak da çok zor değil, o yüzden her türlü muhalefetin &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;tutarlılıkta&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt; birleşmesi gerekiyor. Baskı, hangi yönden, hangi kimlikten (mağduriyet iddiasında bile bulunsalar), hangi ideolojiden gelirse gelsin karşı durmak gereklidir. Ve, tekrar belirtiyorum, öncelikli hedef asgari bir demokrasiye ulaşmak olmalı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 20px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 20px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Ondan sonrasına bakacağız elbette, belki de bahsi geçen demokratik düzenin de sorunları, çıkmazları, baskı noktaları mevcut..ama öncelikli hedef bu asgari demokrasi olmalı ve bana kalırsa kendisine "sol" diyen herkes "name calling" egzersizlerini bir kenara bırakıp asgari bir demokrasi için-ideolojik anlaşmazlıkları gözardı ederek-mücadele etmeli. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 20px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 20px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Çok şey mi istiyorum?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-3643236264370282101?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/3643236264370282101/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=3643236264370282101' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/3643236264370282101'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/3643236264370282101'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2010/02/yargm-eli.html' title='yargım eli'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-5778471944014978707</id><published>2010-02-14T22:31:00.004+02:00</published><updated>2010-02-15T10:57:04.233+02:00</updated><title type='text'>vesayetin kadar konuş!</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Şu "askeri vesayet" meselesine değinmek istiyorum ne zamandır. Birçok insan "ne yani, yasaları yapan, idareyi elinde tutan, ekonomiyi yöneten 8 yıldır akp değil mi?" şeklinde bir argüman geliştirmiş. Bunun yanısıra "sivil-dikta" iddiaları güzide basınımızdan ince ince yayılmakta. Önce kavramları ve vaziyeti doğru tanımlayalım.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Öncelikle askeri vesayet rejimi dediğimiz rejimde askerin fiilen yönetmesi gerekmiyor. Biz zaten kendi kendimizi, askerin istediği vatandaş'a uyarlamaya uğraşıyoruz 80 küsur yıldır. Hepimizin içinde bir askerlik şubesi mevcut, verdiğimiz siyasi kararları, politik duruşlarımızı, argümanlarımızı ona uygun yapmaya uğraşıyoruz. Devletin gözünde ancak böyle "uslu vatandaş" olabiliyoruz. Anayasa'nın "ruhu"ndan tutun, milli eğitim denen hilkat garibemizin minicik çocuklara aşılamaya çalıştığı militarizme(hergün marşlar, andlar, hizaya gir, kol boyu mesafe koy, tek sıra yürü) ezberle, , oradan da "yıpratıyolar, tutun!" diye dava üzerine dava açılan gazetelere..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Tabii bu "askerlik şubesi" mantalitesi, Atatürk kültünde cisimleşiyor. Her içeriğe uygun bir Atatürk imgesi mevcut; kalpaklı veya Asker Atatürk, Başöğretmen Atatürk, Centilmen Atatürk, Politik Lider Atatürk, Anti-Emperyalist Atatürk, Rehber Atatürk, Devrimci Atatürk, Mütevazı Atatürk, Çocukları-seven Atatürk, Rakı içen Atatürk..Atatürk'ü bir nevi joker gibi her konu ve pozisyonda kullanmak, onu gerçek anlamda yıpratıyor. Her devlet dairesinde, her MEB yayınında, her derslikte, hatta bazen alelade dükkanlarda şu veya bu şekildeki Atatürk. Bizi gözetliyor, doğru mu davranıyoruz, doğru yöne mi gidiyoruz..ve işin doğrusu biz kendi kendimizi, sanki o gözetliyormuşçasına kontrol ediyoruz. O, herşeyi düşünmüş çünkü, herşeyin de en iyisini yapmış, biz de onu takip edersek hakikate, en ulu bağımsızlığa, en güçlü devlete ulaşabiliriz. Kendimiz için düşünmeye, yani sahiden "aydınlanmaya" henüz başlayabilmiş değiliz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Etrafımıza şöyle bir bakalım. Başbakan'ın eşi GATA'ya giremiyor, başörtülüler kamusal alana(ki bu aslında devletin kamusal alanı, buna da bir oxymoron demek mümkün. ve aslında bunu yaparken &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;laik&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; devlet, başörtüsünün şart olmadığı bir &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;İslam&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; tasavvuru üretiyor, halbuki bu konuyla hiç meşgul olmaması lazım) hala giremiyor, Kürtler, Aleviler, Ermeniler, Rumlar hala kendi kimliklerini gönül rahatlığıyla sahiplenemiyor-sahiplenenlerin başlarına gelenleri görüyoruz..İmam hatipliler eşit koşullarda üniversteye girsin diye ve askerler sivilleri ilgilendiren suçlarda sivil mahkemede yargılansın diye yasalar çıkarılıyor ve bu yasalar, yetkisi olmayan ve açıkça hukuku çiğneyen mahkemelerce iptal ediliyor. Şu anda meclisten çıkarılacak herhangi bir yasayı, Anayasa Mahkemesi ilk 4 maddeye atıfta bulunarak iptal edebilir, böyle bir yetkisi olmamasına rağmen. Bu, nedir? YÖK'ün katsayı koyma yetkisinin olduğu ama kaldırma yetkisinin olmadığı ucube bir durum ortaya çıkıyor mesela. Bu, neyin diktasıdır? Eğer bu sivil diktaysa, istediğini yaptırmayı beceremiyor bence. Dolayısıyla &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;iktidarsız&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;. Ama hükumetin üzerinde, onun hareketlerini denetleyen, yasamayı kontrol altına alan bir başka "irade" olduğunu düşünüyorsanız-ki öyle görünüyor-işte bu tam olarak askeri vesayettir. Zaten 1982 Anayasası, bütün bu garip hukuki çelişkilerin ceryan etmesini sağlayan temel düzlemi sağlıyor. En azından bu anayasa değişse, bu vesayet bir nebze olsun kırılabilir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;TSK'dan pek bahsetmedik, bahsedelim. Geçtiğimiz hafta "sabrımız taşarsa elimizdekileri açıklarız" şeklinde müthiş bir çıkış geldi Genelkurmay'dan. Genelkurmay suç teşkil eden belgeleri elinde tutuyorsa bunları anında açıklamakla yükümlü değil midir? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Uygun zamanı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; kollamak, medyadan ve devletten belli taleplerde bulunmak şantaja girmez mi?"Sabrımız taşarsa açıklarız" cümlesinin ardında "taşmazsa açıklamayız" iması yok mu? Sonra da yıpratılıyor diyenler çıkıyor. Sık sık yapılan bir başka vurgu da "üniter devlet" yapısı. Ordu'nun yönetim şeklinden sorumlu olduğu bir demokrasi bulunamaz. Meclis, diyelim federal yapıya geçmeye karar verdi. Doğru düzgün bir devlette herhangi bir kolluk kuvvetinin herhangi bir yöneticisi çıkıp da "biz buna karşıyız, izin vermiyoruz" diyemez, dememelidir. Diyecekse, meclise girmesi gerekmekte veya bir idari otoriteye sahip olması lazım gelmektedir. TSK'dan çıkan darbe planları, fişlemeler, toplumu "şekillendirme" projeleri, sağda solda saklanan cephaneleri saymıyorum bile. Şu açıklama bile "vesayet" için somut kanıttır. Türkiye için federatif sistem iyi midir, kötü müdür diye tartışmıyorum. Ama prensipte meclis buna karar vermişse buna itiraz edecek merci yine ancak meclis olabilir, tabii "egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir" düsturunu benimsiyorsak.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Ha, bu vesayet AKP'nin, özellikle de işçi sınıfına yönelik göz göre göre yaptığı büyük haksızlıkların bir bahanesi elbette olamaz. AB yolunda tökezlemesinin, açılımda yavaşlamasının, darbe iddialarının yeterince üzerine gitmemesinin de bahanesi olamaz. Ancak, AKP eleştirisini mutlak hale getirip, sistemin, devletin geri kalanını eleştirmemek, muhalif bir tutuma değil, militan bir tutuma tekabül eder sadece, kaldı ki bugün AKP gitse yarın ona çok çok benzeyen bir başka parti gelecektir ve sistem değişmediği sürece kronik sorunlarımız devam edecektir. Dolayısıyla bugün devletin her kademesi (asker, polis, yargı, meclis, bürokrasi vs.)  eleştiriden payını almalı ve değişmeye zorlanmalıdır, "yıpratılma" masallarıyla oyalanmak yerine, yıpratıcı öğelerden kurtulmayı amaçlamalıdır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Bunlar, aslında bir durum tesbitiydi nihayetinde. Yapılması gereken nedir? 70 milyon insanın üzerinde uzlaşacağı, herhangi bir külte bağlı olmayan, somut insani veya &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;ülkesel&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; değerler bulunabilir mi? Herhalde yüzyıllardır cevabı aranan bir başka soru da bu. Benim şimdilik cevabım demokrasi, ama bu yeterli olur mu? Hele bir oraya gelelim, öyle düşünürüz deme kolaycılığına da kaçmak istemiyorum, çünkü bambaşka bir kavrama/yönetim şekline yöneleceksek, neden demokrasiyle uğraşıyoruz?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Kişi kültü ve vesayet konusunda daha fazlasını ve tabii daha kapsamlısını isteyenleri &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://taraf.com.tr/makale/10013.htm"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;bu&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; yazıya davet ediyorum. Vesayetsiz günler dilerim.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-5778471944014978707?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/5778471944014978707/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=5778471944014978707' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/5778471944014978707'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/5778471944014978707'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2010/02/vesayetin-kadar-konus.html' title='vesayetin kadar konuş!'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-8839368297980160291</id><published>2010-02-08T11:12:00.003+02:00</published><updated>2010-02-08T11:58:39.436+02:00</updated><title type='text'>of, biz?</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Kendini tanıma, kendine karşı dürüstlük, kendini ifşa etme meselesine biraz daha devam edeyim istiyorum. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Tehlikeli derecede dürüst bir yazı yazabilir miyim? Mesela yayınlamaktan çekineceğim kadar dürüst bir yazı? Herkesten saklamaya çalıştığım, kimselere anlatmadığım yanlarımı gözler önüne seren bir yazı? Bütün bencilliğimin, kirli ve yasak ve uygunsuz arzularımın, dandik benliğimin, entelektüel tortuların hemen altında yer alan sarsılmaz vazgeçmişliğimin tutarlı ve eksiksiz bir dökümünü yapsaydım örneğin..ve üstelik bunları yazarken de herkesin gerçek isimlerini kullansaydım, bildiğim bütün sırları, kendiminkilerle beraber ortalığa saçıverseydim..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Böyle bir yazının faydası ne olurdu? Evet herkes benim ne mal olduğumu öğrendi, tamam. Belki bir nebze başkalarının da ne mal olduğunu öğrendi, evet. Ancak sonra ne olurdu? İnsanlar bana sırt mı çevirirdi? Bana acırlar mıydı? Kızarlar mıydı, yoksa nefret mi ederlerdi? Takdir eden de bulunur muydu?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Böyle bir yazıyı okuyanlar, benim yani yazarın bunları gerçekten hissettiğini mi düşünürdü, yoksa biraz uydurma mı gelirdi? Okuyucunun kanaatini önceden kestirebilseydim, o tarz bir yazı yazmam daha mı kolay olurdu, yoksa daha mı zor..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Tabii şu da var, ya bu arzular-sapkınlıklar mutlak ve vazgeçilmez değilse? Ya hepsi gelip geçiciyse? Geçici bir delilik yüzünden kurulu bütün sosyal düzenin içine etmek ne derece mantıklı? "Mantıklı" olmak şart mı peki, insan mantıklı davranmaktan da bıkamaz mı?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Daha da kötüsü, ya insanlar bütün bunların &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;zaten farkındaysa&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;? Ya benim anlatmaktan çekindiğim herşey, zaten bana yakın kişiler tarafından beraber geçirdiğimiz aylar-yıllar içerisinde öğrenildiyse? Herkes, etrafındaki bütün insanların aşağı yukarı ne derece pislikle dolu olduğunun farkındaysa ve buna rağmen samimi ilişkiler, aşk-meşk yakınlaşmaları, sırdaşlıklar, dostluklar, hatta evlilikler oluşabiliyorsa..Bu, bizim kendimizi (ve başkalarını) kandırmakta usta bir hayvan türü olduğumuzu mu gösterir, yoksa içimizde pislik için olduğu kadar iyilik için de potansiyel bulunduğunun bir göstergesi midir? Kendi içimizdeki ve başkalarındaki o çürümüş, kokuşmuş, ahlaksız şeyler tasarlayan &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;öğe&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;nin ne kadarını kendimize itiraf edebiliriz, ne kadarını kabullenebiliriz? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Herkesin saklamaya çalıştığı şeyler elbette var. Peki herkesçe "çok iyi-çok kibar-çok tatlı" olduğu kabul edilen kişiler, bu öğeden yoksunlar mı? Yoksa gizlemekte herkesten daha mı ustalar? Yoksa üzerinde mi düşünmüyorlar(ben düşünüyorum da noluyo).."Tatlı" veya "yumuşak başlı" olarak tanımlanan bir insanın içinde hiç mi fırtına kopmaz, hiç mi yoldan sapmaz? Bir insan böyle davranmaya hangi faktörler sayesinde, nasıl şartlanmış olabilir?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Bir de tam zıttı var tabii, mümkün olduğunca kendi arzularının doğrultusunda yaşayan, etrafındaki insanların onun hakkında ne düşüneceğini hiçbir zaman umursamayan insanlar..Mevcudiyetleri diğer insanlarda huzursuzluk yaratan, ama herhangi bir kibarlık ya da modernlik maskesinin arkasına saklanmayan kişiler..Bir bakıma daha mı &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;etik&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; bir yaşantıdır o? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Ben sanırım ortalarda bir yerdeyim. Ne insanları üzmeye dayanabiliyorum, ne de bu karanlık &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;öğe&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;yi görmezden gelebiliyorum. O yüzden henüz o yazıyı yazabilmem mümkün değil. Benim bu ahlaki konumda olmamın sebepleri nelerdir? Bu sebeplere kendi kendimi analiz ederek ulaşabilir miyim, yoksa başkasının mı beni analiz etmesi gerekiyor? Aile, sosyal çevre, ilişkilerim, yaşadığım ülke ve hatta gezegen, ilgi alanlarım, siyasi düşüncem,  zihniyetim ve etik anlayışım..hepsi birbirinin sebebi ve sonucu mu? Bazıları diğerlerini önceliyor mu?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Bu soruların bir sonu var mı?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-8839368297980160291?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/8839368297980160291/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=8839368297980160291' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/8839368297980160291'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/8839368297980160291'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2010/02/of-biz.html' title='of, biz?'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-6180237345589935538</id><published>2010-01-26T12:06:00.007+02:00</published><updated>2010-02-01T11:44:27.238+02:00</updated><title type='text'>bahane üretim merkezi</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Hepimizin birer ajandası var. Bu ajandada nasıl mutlu olacağımıza, işlerin nasıl gitmesi gerektiğine dair bir takım planlar ve programlar mevcut. Tabii bir de bazı şeyleri yapmaktan kaçınmak için öne süreceğimiz yüzlerce sebep var; bunlara topluca bahaneler diyebiliriz. Ve ajandalarımızın büyük bir kısmını nedense bu bahaneler kaplamaktadır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Ajandalar sadece bireysel değil, toplumsal da olabilirler. Ve her toplumun belleğinde belli başarısızlıklar veya yetersizlikler için özel olarak üretilmiş bahaneler bulunur. Bu bahaneler elbette artık dilimize yerleşmiştir ve zor durumda kaldığımızda otomatik olarak, biz daha onları düşünmeden ağzımızdan fırlayıverirler. Bu sebeple bahaneler rahatlatıcıdır, her durumda kullanılabilirler ve üzerinde düşünmeye gerek yoktur. İkna edicidir. Bir başarısızlığın veya yetersizliğin nedenini, hiçbir faile gerek kalmadan bir bütün olarak açıklama yetisine sahiptir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Bir bahane bizim aklımıza nasıl yatıyorsa, karşımızdaki insanların da aklına öyle güzelcene yatacaktır elbet!Sahi, bahaneler de olmasa napardık? Nasıl meşrulaştırırdık en bencilce hareketlerimizi? Nasıl herkesi haksız ve bir tek kendimizi haklı çıkartabilirdik? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Ülkemizde askeri vesayetin sürmesini isteyenlerin ulu bir bahanesi vardır örneğin; "Türkiye'nin özel koşulları" ve buna bağlı olarak "üzerimizde oynanan oyunlar". Gerektiğinde her kılığa girebilir bu koşullar, içinden her türlü düşman çıkabilir; ister iç ister dış. Ve bu mihraklara karşı önlem almak gerekir, sıradan sokaktaki insan nereden bilecek üzerimizde oynanan oyunları? Neyse, bu konuda yeterince yazım var şimdilik diyorum ve başka, daha temel bir bahaneye geçiyorum.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Örneğin hukuk sistemi aslında bahaneler üzerine kuruludur. Bilinçli bir şekilde suç işleyenler, doğru düzgün bir bahaneyle suçlarını savunabilirlerse daha az ceza alabilirler. "Karımı öldürdüm, ama beni aldatıyordu". Haaa, tamam o zaman. "Banka hortumladım ama çok borcum vardı". Hadi ya, tüh. Şimdi denebilir ki "meşru" bahaneler de vardır, hatta bunlara bahane değil, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;sebep&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; demek daha doğru olur. Örneğin nefs-i müdafaa. Veya açlıktan ölmemek için ekmek çalmak. Bunlar cezalandırılmalı mıdır? Bunlar bahane midir yoksa meşru sebepler midir? Bilmiyorum. Zaten kim cezalandırılmalı, kimde cezalandırma yetkisi bulunmalı, apayrı bir tartışma. Ama şunu biliyorum ki her insanın her durumu meşrulaştırmak için otomatikman kullanabileceği bir takım bahaneler bulunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Dahası, bazen bir bahanenin üretilmesi, edimin kendisinden önce gelebilir. "Bunu yapacağım, ve sonrasında şu nedenle yaptığımı söyleyeceğim.". Böylece belirli ve bencil bir eylemi gerçekleştirmek için gerekli psikolojik zemini oluştururuz. Bunu gündelik hayattaki ufak tefek yaramazlıklarımızdan, devletlerin veya örgütlerin terör eylemlerine kadar genelleyebiliriz aslında. Karşımıza yine "hmm evet bu eylem başkalarına zarar verebilir, ama &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;başka çarem yok" &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;tarzı bir çözümleme çıkacaktır. Öncesinde yaşanan olaylar öylesine travmatiktir ki, mağdurun tek çaresi yeni bir mağduriyet çemberi yaratmak ve bir nebze olsun intikam almış olmanın rahatlığıyla kendisini büsbütün iktidarsız hissetmekten kurtulmaktır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Bazı bahaneler işi çok uçlara götürebilir. Mesela "God works in mysterious ways" diye bir argüman vardır ingilizcede. Genelde gündelik hayatın içinde anlaşılamayan, çok korkunç ya da çok absürd bir olayın açıklamasını yapmak için kullanılır. Bu, olayın aslını öğrenmekten kaçınmanın en kolay yoludur, "Tanrı gizemli şekillerde çalışır". Bu deyim, "takdir-i ilahi" deyimiyle ne kadar da benzeşiyor! Bir yakınımızın ölümü, büyük bir felaket, insanın insana zulmü bile bazen bu cümlenin içinde normalleştirilebilir. Ya Tanrı bir insanı veya insan grubunu cezalandırıyordur, ya bir ders vermeye çalışıyordur (zaten bu hayattaki herşey bir sınavdır), ya da bütün bu çilenin sonunda muhakkak büyük bir ödül vardır. Yaşadığımız acılarla yüzleşmek yerine, onları yüce bir iradenin edimleri olarak kafamızda kurgularız. İşte size mis gibi bahane, "ben iyi bir insan oldum, ama takdir-i ilahi işte..". Bir anda başınıza gelen felaketlerin sorumlusunu buluverdiniz. Üstelik onunla yüzleşmeniz, onu yargılamanız veya sorgulamanız söz konusu değil. Şimdi rahat rahat kendiniz için üzülebilirsiniz. Başkalarına da kendinizi acındırabilirsiniz. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Bunları böyle saydım diye "ben bahaneden muhafım, hiç bahaneye sığınmam" şeklinde bir söylem üretmeye çalışmıyorum elbette. Sadece bahanenin kolaycılığından bir nebze olsun kurtulmamız ve somut olaylarla somut gerekçelerle, hiçbir yüzeysel sebebin ardına saklanmadan yüzleşmemiz gerektiğini düşünüyorum.Yoksa tam tersini yapmaya çalışıyorum da bir önceki cümle benim bahanemi mi oluşturuyor? İşte kendi kendini yanlışlayan bir yazı daha, afiyet olsun!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-6180237345589935538?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/6180237345589935538/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=6180237345589935538' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/6180237345589935538'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/6180237345589935538'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2010/01/bahane-uretim-merkezi.html' title='bahane üretim merkezi'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-134283008608457476</id><published>2010-01-19T13:51:00.007+02:00</published><updated>2010-01-19T14:52:52.726+02:00</updated><title type='text'>19 ocak 2007</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Kendimizi nasıl adlandırıyoruz?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Türk. Doğru. Çalışkan. Bu küçük yaşlardan beri bize öğretilmiş. Yaşımız ilerledikçe başka "gösterenler" buluyoruz kendimize; demokrat, liberal, komünist, devrimci, milliyetçi, vatansever, ulusalcı..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Dikkatimi çeken birşey var, dile gelen hep "sol"dur bu ülkede. Sol, bir gurur kaynağı, bir zeka göstergesidir adeta; namuslu bir duruşun, mağdurun-emekçinin tarafını tutmanın sembolik adıdır. Peki sağ nedir? Dinci nedir? Gerici nedir?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Sözgelimi, islamcıyım diyen çıkar bu ülkede, ama kendisini "dinci" olarak adlandıran pek çıkmaz. O, yapıştırılan bir sıfattır. "Ümmetçiyim" diyen de çıkar, ama "gerici" başkası tarafından bireye işlenen bir yaftadır. İnsan kendisine "ben sağcıyım" der mi peki? Ben pek duymadım. Ama "solcuyum" lafını muhakkak herkes, biryerlerde duymuştur. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Bundan nasıl bir sonuç çıkarmalı? Sağ, zaten hep iktidardaydı, o yüzden konuşmaktan ziyade eylemde bulundu diyebilir miyiz? Sol ise hiç iktidarda olamadı, bu nedenle hep söylem üretmek, kendi varlığını konuşarak göstermek zorunda kaldı diyebilir miyiz? Peki her görüşten insanın bir dönemde mutlaka şiddete yönelmiş olmasını nasıl açıklayabiliriz? Şiddet son çare midir? Haklı bir tepki midir? Alternatifi yok mudur?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Bunlar sıradan meseleler. Asıl mesele başka, asıl mesele "ana gösteren"de (evet, yine Lacan). Ana gösteren nedir? Bir insanın benliğinde kendisini en derinden özdeşleştirdiği kavram. Ancak bu kavram, hiçbir zaman birey tarafından kavranamaz da. Yalnızca başkalarının bu kavramı bütünüyle anladığı &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;varsayılır &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;ve ideolojik düşünce işte bu varsaymadan yola çıkar. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Örneğin "Türklük" nedir? Nasıl tanımlanır? Bu coğrafyada doğmuş olan herkesi kapsamadığı aşikar, peki bütün TC vatandaşlarını kapsar mı? Kapsayabilir, ama bu ülkenin vatandaşı olmayıp da kendisini "Türklük"le özdeşleştirmiş insan olamaz mı? Türklük neler içerir? Zeka mı, cesaret mi, özgürlüğe düşkünlük mü, mertlik mi, savaş çığırtkanlığı mı, milliyetçilik mi? Kendisini Türklük'le özdeşleştiren herkesin şaşmaz bir biçimde uzlaşabileceği yekpare bir özellik mevcut olabilir mi? Türklük, net çizgilerle tanımlanıp belirlenebilir mi? "Ben Türküm" diyen bir insan, aslında toplamda neyi ifade etmektedir?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Soruların fazlalığı, Türklük adlı &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;gösterenin&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;, aslında &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;gösterdiği &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;somut bir varlık olmamasından kaynaklanıyor. Ancak, kendini Türklükle özdeşleştirenler, belli başlı bazı Öteki'lerin bu Türklük bilgisine bütünüyle haiz olduğunu &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;varsaymaktalar&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;. Kendileri bilemese de, başkalarının kesinlikle bildiğine inanmaktalar. Kimdir bu başkaları? İlk başta akla Atatürk geliyor elbette. En basitinden "Ne mutlu Türk'üm diyene" vecizesi sayesinde, kendini Türklükle özdeşleştirenler, Atatürk'ün Türklüğü net bir şekilde kavradığı çıkarsamasını yapabiliyorlar. Ve ona dayanarak "biz de onun gibi kendimizi Türklükle özdeşleştiriyoruz" diyorlar. Ortada net bir tanım, veya ortak bir karakteristik özellik yok, sadece kavramı derinlemesine bilen bir Öteki mevcut.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Evet, öyleyse kendimizi nasıl adlandırıyoruz? Söylemeye gerek yok, Türklük yalnızca bir örnek. Aslında demokrat, komünist, islamcı, sağcı, solcu dediğimizde de, çerçevesi ve tanımı belli kavramlar kullanmıyoruz; yalnızca başkalarının çok iyi bildiğini düşündüğümüz kavramlarla kendimizi özdeşleştiriyoruz. Mesela Marx, komünistlerin &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;komünizmi bilen Öteki&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;'si olarak adlandırılabilir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Bu belirsiz ve tanımsız ama insanların özdeşleşebildiği kavramların tamamını çıkardığımızda karşı karşıya kaldığımız şey şudur: hiçbir bireyin, kendine mahsus; kendisini tamamen kavramlaştırabilen, tanımlayan, doğru ve eksiksiz bir biçimde adlandırabilen bir göstereni yok. Adımız var, evet, ama ad da paylaşılan birşey. O adın ötesinde de bir benlik alanı mevcut; adımızın içerimleyemediği bir benlik.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Kavramların, (savaşlar genelde ekonomik çatışmalardan çıkar, ama kavramlar en büyük motivasyondur) uğruna savaş çıkarılan, katliamlar gerçekleştirilen, cinayetler işlenen kavramların aslında içlerinin &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;boş&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; olması, psikolojik bir gereksinimden kaynaklanan özdeşleşmelerin insanları birer canavara, katile dönüştürebilmesi, nasıl bir trajedidir peki? Kaçınılmaz mıdır? Üstesinden gelinemez midir? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Hrant Dink'i anarken, biraz da kendimizi özdeşleştirdiğimiz kavramları bir gözden geçirsek iyi olur bana kalırsa. Çünkü hepimizin ortak noktası, hiçbirimizi layıkıyla anlamlandırabilen tekil gösterenlerin olmaması; buna rağmen, bir ihtimal, birbirimizi anlamlandırabileceğimiz ve özdeşleşmelerimizin bizi deliliğe sürüklemeyeceği bir dünya hayal edemez miyiz?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-134283008608457476?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/134283008608457476/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=134283008608457476' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/134283008608457476'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/134283008608457476'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2010/01/19-ocak-2007.html' title='19 ocak 2007'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-5329689461158142039</id><published>2010-01-16T22:09:00.009+02:00</published><updated>2010-01-17T13:53:33.280+02:00</updated><title type='text'>of, ben!</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Eh, yaş oldu 26, artık nası bi adam olduğumun hesabını yapma vakti geldi de geçiyo..aslında hiçbir zaman yeterli derecede objektif olamayacağımı, dolayısıyla boşuna uğraştığımı söyleyebilirsiniz. Söylediniz mi? O halde ufaktan başlıyorum..bu yazı nasıl ve nerde başlar, nerede ve niçin biter diye bir hesap yapmadan aklıma eseni yazacağım sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın kendinden bahsetmesi bir noktada epey garip. Kendimi yarışmacı adayı gibi hissediyorum. Yine de insanın hiç tartışmasız en kolay bahsedebileceği konu değil midir bu? Yoksa insan en çok kendisine mi uzaktır?(vaaay nietzsche yapmışın)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen akşamdan anladığım kadarıyla, sevilen bir insanım. Sağolsunlar arkadaşlarım ve aile çevrem bana gayet yakın. Çok da berbat bir insan değilim demektir bu. Yer yer sinir bozabildiğimin farkındayım. Ukala olduğumu da zaten yarı gururla, yarı &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;ukalalıkla&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt; dile getiririm sık sık. Bazen tam kavramadığım konularda bile ukalalık yaptığım oluyor sanırım. Bu da demektir ki hemen her konuda fikir beyan etmeyi ve bilgimi göstermeyi seviyorum. Buna rağmen çok da konuşkan bir insan sayılmam. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Bildiğim kesin birşey var ki telefonda konuşmayı hiç sevmiyorum. Saatlerce telefonda konuşan arkadaşlarımı da anlayamıyorum. Hayır hayır "çok yapay geliyo" gibisinden entel-natüralist ayağı yapmıycam, blog yazan ve bütün gün msn'i açık olan, facebook'u da aktif kullanan bir insan olarak iletişimin elektronik bir ortama aktarılmasını eleştirecek değilim. Ama telefonda konuşmaya bir türlü alışamadım. Sanki kendimi iyi ifade edemiyorum el hareketi veya mimik olmadan. Telefonu sadece "kısa bilgilendirme" amaçlı kullanıyorum, ki cep telefonu kullanımımın %80i kısa mesaj atmaktan ibaret. Bunun yanısıra, bazen iletişim genel olarak beni yoruyor. Nadir de olsa hiçkimseyle konuşmak veya görüşmek istemediğim zamanlarda, kaba ve duygusuz olabiliyorum. Bunu da kendime hak olarak görüyorum, nasıl bir haksa!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trajik olana karşı ilgim var, kuşkusuz. Trajik ve teatral. Ama tam dozunda olması lazım, yüzeysel kalmaması lazım. Dünyanın sonunu görmeyi de çok isterim, büyük bir patlama veya kıyamet gibi..ağır ağır yaşanacak. Sadist olduğumdan ya da herkesin ölmesini istediğimden değil, daha ziyade bişeyler değişsin, etraf ferahlasın..çok sıkış tıkış herşey, çok acele ediyoruz, insanın üzerine üzerine geliyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;Sanırım bu trajedi-sevdası yüzünden mutluluk beni zaman zaman rahatsız ediyor. Daha doğrusu, üzülecek birşeyler bulmakta zorluk çekmiyorum. Mutluluktan sıkılabiliyorum ve hatta yaratıcılığımın köreldiği zamanlarda mutluluğumu bahane ediyorum. Halbuki yeteri kadar "input" almadığımda köreliyor yaratıcılığım. Son zamanlarda okumaya daha çok zaman ayırıyor olsam bile, yine de ulaşmak istediğim noktaya çok uzağım. Mutluluktan sıkılan bir insan olsam da, mutluluğun biraz da insanın tercihi olduğunu söylemişimdir. Çok uzun süre depresif olmaktan, kendime acımaktan, karşılaştığım zorlukları herkese bir bir anlatmaktan mümkün olduğunca kaçınmaya çalışıyorum. İnsan daha ziyade karşısındakini mutlu etmeye, rahatlatmaya, motive etmeye çalışmalı gibime geliyor. Tabii bu da bir bahane olabilir. Belki de kendimi açmakta, üzüntülerimi paylaşmakta pek başarılı olmadığımdan böyle bir tavır takınıyorum. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Felsefe master'ı yapmaya kesin karar verdim, beni başka birşey paklamaz bu saatten sonra. Çünkü merak ediyorum. Bilgiye ulaşmak, sorular sormak, yerleşik ve statükoya dair herşeyi sorgulamak ve hatta neden sorguladığımı dahi sorgulamak istiyorum. Hayatımı bununla geçirebilirim evet. Muhtemelen zamanla sıkıcılaşırım, ama olsun.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Bazen aşırı gülüyorum sanırım. Çok da komik olmayan şeylere dahi katıla katıla gülüyorum. Bunu neden yaptığımı tam anlayabilmiş değilim, belki refleksif birşey olmuş artık, veya insanların söylediği komik şeylerin boşa gitmesi o insanları üzebilir diye düşünüp otomatikman kahkaha patlatıyorum. Bir başka olasılık, kendi söylediğim şeylere de insanların bu denli "şiddetli" gülmesini bekliyor olmam. Ama dediğim gibi, emin değilim, veya yeterince objektif değilim. Tabii gülerken böyle önce düşünüp gülüyor değilim, önceden düşünsem, ya da o anda neden güldüğümü düşünmeye başlasam zaten gülemem muhtemelen. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Herneyse, bu kadar yeter şimdilik. Bir özeleştiri yapacak olursam, galiba kendimi anlatmaktan ziyade bir "uyarı" yazısı oluyor bu. "Bakın böyle böyle bi insanım, buna göre davranın" der gibi. Heyhat, napalım, böyleyim işte. Biraz oyun oynayıp kafa dağıtayım en iyisi. Ne de olsa bugün benim doğumgünüm, ve hayatımda ne kadar insan varsa, her neredelerse ve ne yapıyorlarsa, sık veya seyrek görüşüyosak da, veya artık hiç görüşmüyorsak da(ya da henüz hiç görüşmemişsek de?), üzmüş ve kırmış olsam da, sevmiş ve saymış olsam da, yanında çok sıkılsam veya çok eğlensem de..pek çaktırmasam da, sanırım herkesi çok seviyorum.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-5329689461158142039?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/5329689461158142039/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=5329689461158142039' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/5329689461158142039'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/5329689461158142039'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2010/01/of-ben.html' title='of, ben!'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-6423562336436866094</id><published>2010-01-03T00:45:00.008+02:00</published><updated>2010-01-12T10:33:17.951+02:00</updated><title type='text'>of, sen!</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;sonsuz bir hüzünle yaşıyorsun.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;telefonunun çalmadığını bildiğin halde, ikide bir ekranını kontrol ediyorsun. hiç kimse aramadı seni. hiç kimse merak etmedi. özellikle de o. neden telaşlanıyorsun? bu hezeyan seni yormuyor mu?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;ikide bir emaillerini-facebook hesabını kontrol edip durma. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;gözün takılıyor odanın karanlığına. düşünmek istiyorsun. hiç durmadan düşünmek. ihtimalleri hesaplamak. hayaller kurmak. diyaloglar yaratıyorsun kafanda, her durumda verilecek en ideal cevabı düşlüyorsun. aptal. bu provalar boşuna. ne zaman söyleyebildin ki aklından geçenleri? ne zaman kendini gerçekten ifade edebildin? hem, artık yöntemler de değişti. sesin ve mimiğin sıcaklığını, klavyenin ve ekranın tekdüzeliği aldı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;şimdi uzaksın kendine. şimdi şaşırıyorsun. şimdi kendine soruyorsun; hayat yaşamaya değer mi? ya bu da işe yaramazsa? bu ihtimal de boşa giderse başka kiminle sevişebilirim?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;herşeyi o anlamlandırıyor. herşey onun etrafında şekilleniyor. sen değersizsin. sen sadece onu mutlu edebileceksen işe yararsın. yoksa, siktir git!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;aslında, biliyor musun, sadece kafandaki yeri önemli. onda, ondan fazla olan bişeyler var. sen o fazlalığı istiyorsun. bu fazlalık ona içkin değil. bu senin yakıştırman. onu sakatlıyorsun. onu olduğundan büyük hale sokarak yaralıyorsun. aptal. kendi kendine yarattığın fırtınanın içinde debeleniyorsun. onun üzerine bindirdiğin yükün, farkında bile değilsin. hoş, belki o da farkında değil. ama göremediği, dokunamadığı birşeyden korkuyor. senin aşırılığından korkuyor. onda gördüğün &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;şey&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;den korkuyor, çünkü o "şey"in aslında &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;ona ait&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; olmadığının farkında. yine de seni buna ikna edemiyor. sen inanmışsın bir kere, onun inkar etmesi hiçbirşeyi değiştirmez.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;doğru zamanda, doğru yerde, doğru dille konuştu. en çok ihtiyaç duyduğun anda, bir kereliğine, sana sarıldı. sadece buydu ve geride kaldı şimdi, yeniden bir girişimde bulunmak boşuna. bu reaksiyon tersine çevrilemez. istediğin kadar yelpazele, küllerden ateş yükselemez. neden zorluyorsun kendini? bulduğunda önemini fazlasıyla kaybedecek bişeyi, neden ısrarla istiyorsun? eninde sonunda sıkılacağını, yorulacağını bile bile, neden böyle bir işe kalkışıyorsun? başka türlü yaşayamaz mısın?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;gözün telefonun ekranına takılıyor yine. solgun telefon ışığının odayı hafifçe aydınlatmasını ve sana bir aramanın ya da en azından bir mesajın geldiğini müjdelemesini istiyorsun. olmayacak. bu akşam değil. yarın akşam da değil. beklediğin mesaj hiçbir zaman gelmeyecek. o fazlalık, seninle asla konuşmayacak. sen sadece gelişmiş iletişim araçlarında onun izlerini arayacaksın. ve arasıra kazara izini bulduğun şeyin aslı-astarının olmadığını, belki de asla öğrenemeyeceksin.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;aptal. ondaki fazlalık, aslında sana içkin. sen bir kereliğine kendi kendine konuşsan, kendinle adam gibi yüzleşsen, kendini bir rahat bıraksan, onu zaten bulacaksın..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-6423562336436866094?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/6423562336436866094/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=6423562336436866094' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/6423562336436866094'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/6423562336436866094'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2010/01/of-sen.html' title='of, sen!'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-5765732080664169530</id><published>2009-12-25T18:45:00.006+02:00</published><updated>2009-12-30T20:50:08.759+02:00</updated><title type='text'>imkansız kurucu çekirdek</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Bu başlık bir kuruyemiş olsaydı Lacan sürekli bundan yerdi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Evet, kabul ediyorum, işe girmek epey ket vurdu-zaten varolmayan-blog tempoma, ama artık işler biraz yoluna girdiğine göre yeniden düzenli yazmaya dönebilirim. Ve şu sıralar yine Lacan ağırlıklı bir Zizek kitabı okumaktayım ve bu kitap, bir şekilde gelip benim fizik eğitimime bağlanıverince ne kadar şaşırdığımı tahmin edemezsiniz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Çok çok yüzeysel bir şekilde açıklayacak olursam, Lacan'a göre varoluşun 3 "düzeni" var. Bunlar Gerçek, İmgesel ve Simgesel. Gerçek olarak tanımlanan düzen, dilin varolmadığı ve dille tanımlanamayan, yani simgeselleştirilemeyen, kaotik, çelişkili bir varoluş. İmgesel, Gerçek'le Simgesel arasında bir "geçiş düzeni" sayılabilir. Simgesel ise toplumsal ilişkiler ağının, dilin, sosyalleşmenin bulunduğu nihai düzen olarak tanımlanır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Tabii bunlar hiçbişey ifade etmemiş olabilir, o yüzden örneklemek yerinde olur: Herhangi bir insanın hayatını ele alalım: Gerçek, henüz anne karnındaki döneme karşılık gelir. Burada bütün ihtiyaçlar karşılanmaktadır, dilin oluşmasına gerek yoktur, cenin annenin bir "uzvudur". Doğum, ilk "ihtiyacın" ortaya çıktığı andır, ki bu da anne ihtiyacıdır. Dil, ihtiyaç nedeniyle yapılanır. Bebek, birey olmadan evvel, kendisini eksik hisseder, sanki bir uzvu eksikmiş, ya da bizzat kendisi eksik bir uzuvmuş gibi. Bu noktadan sonra imgesel düzene geçiş başlar, bu da bebeğin kendisiyle veya bir benzeriyle karşılaşması ve bir "bedensel bütünlük imgesi"ni kafasında oluşturması demektir. Yani imgeselde, birey kendi bedensel bütünlüğünü tanımaya başlar. Simgeseldeyse, artık konuşmaya başlar ve toplumsal-ailesel düzenin içerisinde bir "özne" haline gelir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Ancak özne, her zaman "yaralanmıştır". Simgesel düzende kendisini birebir karşılayan bir &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;göstereni &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;yoktur. Başka gösterenlerle olan farkının toplamından ibarettir, yani kendisini bir karşıtlıklar silsilesi üzerinden, genelgeçer kavramlarla inşa etmeye uğraşır, ancak hiçbir zaman bütünüyle simgesel ağın içinde varolamaz; dışarı taşan bir "gerçek parçası" kalır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Buraya kadar sıkılıp okumayı bırakmadıysanız, şimdi olayı fiziğe bağlıyorum ve daha da sıkıcılaştırıyorum. Gerçek dediğimiz kısım, tanımlanamayan, kaotik olan, dile dökülemeyen ve dolayısıyla da hiçkimse tarafından "hatırlanmayan" bir deneyimdi. Dolayısıyla "ölüm" için de Lacan'ın "gerçek" tanımını kullanabiliriz; kaotik, ne olduğu bilinmeyen, tam olarak ifade edilemeyen bir durum. Yine de bütün yaşamımızı, en temel dürtülerimizden en rasyonel düşüncelerimize kadar şekillendirebilen bir "gerçek".&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Fiziğin temellerine girdiğimizde de benzer bir "Gerçek" ile karşılaştığımızı söyleyebiliriz. Şu meşhur "Büyük Patlama"'nın ilk birkaç mikrosaniyesi, fiziksel kurallarla açıklanamaz. Bir tanımsızlık, hatta imkansızlık vardır bu noktada. Ancak sonrasındaki bütün olaylar fiziksel kanunlara göre açıklanabilmektedir. Yani bizim anladığımız şekliyle "fiziksel dünyanın dili", bu en baştaki "imkansız çekirdek" üzerine kurulmuştur. Bu çekirdek olmadan, fiziksel dünya, fiziğin dili, fiziğin kanunları bildiğimiz şekilde oluşamazdı. Daha doğrusu, fiziksel gerçekliği kendi simgesel &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;bilim söylemi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;mizle ifade edemezdik. Fiziksel teoriler geliştikçe geriye dönüşlü olarak bütün evreni açıklayabilmiş olsalar da, tıkandıkları, erişemedikleri bir nokta daima var olacaktır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;"Mutlak sıfır" konusunda da benzer birşey söylenebilir. Teorik olarak, -273K derecesinde parçacıkların hiçbir enerjisi yoktur. Birçok deneysel yöntemle maddeleri bu ısıya yakın bir dereceye düşürmek mümkündür, yani parçacıkların enerjileri durmaya çok yakın gelebilir, ancak asla tamamen durmaz. Termodinamiğin yasalarından biri "sonlu sayıda işlemle mutlak sıfıra ulaşmak imkansızdır" der. Bu da demek oluyor ki, termodinamik yasalar, ulaşılması mümkün olmayan bir imkansızlık etrafında şekillenmiştir. Günün birinde -273K'ya ulaşılacak olursa, bütün termodinamik bilimini yeniden yazmak gerekecektir; ama bu, zaten &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;tanım olarak&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt; imkansızdır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Benzer bir "anomali" Heisenberg'in belirsizlik ilkesinde vardır. Buna göre bir kuantum parçacığın hızı ne kadar biliniyorsa, konumu o kadar belirsizdir. Ve konumu ne kadar belirliyse, hızı o kadar belirsizdir. Kuantum mekaniğine dair bildiğimiz ne varsa bu temel ilke etrafında kurulmuştur. Halbuki ilkenin kendisi, bir "imkansızlığa" işaret etmektedir. İşte bu imkansızlık, Gerçeğe aittir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Madde-dalga karşıtlığında da bir tanımsızlık mevcuttur. Elektron ve foton en temel parçacıklar olmalarına rağmen ne tam olarak dalga, ne de tam olarak madde kavramlarıyla karşılanabilirler. Elektron dalga gibi davranabilir. Fotonların da momentumu mevcuttur. Sanki bu parçacıklar da özne gibi bir şekilde &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;bölünmüşler; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;belli başlı davranışları fizik kuralları çerçevesinde açıklanabilmesine rağmen, net bir tanım yapmak, tek bir gösterene indirgemek imkansızdır&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Lacancı teoriyle fiziğin temellerinin bu derece örtüşmesi beni epey şaşırttı doğrusu.Bu bağlamda bir tez bile yazılabilir mi peki? Bence yazılabilir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Bu vesileyle, herkesin yeni yılını kutlarım.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-5765732080664169530?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/5765732080664169530/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=5765732080664169530' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/5765732080664169530'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/5765732080664169530'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2009/12/imkansz-kurucu-cekirdek.html' title='imkansız kurucu çekirdek'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-1065331474302477424</id><published>2009-11-30T00:31:00.009+02:00</published><updated>2009-11-30T18:20:36.023+02:00</updated><title type='text'>Marx'a neden hala ihtiyacımız var?</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Şu "komünizm ütopya abi, olmaz o iş" söylemi artık canıma tak etti doğrusu. Marx'ı uçuk bir idealist, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;İnsan Özü&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;'nün farkında olmayan bir nevi &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Polyanna&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; olarak algılamak, ona yapılacak en büyük hakarettir bence. İşin çok fazla teorisine girmeden (çünkü acaip hakim olduğumu söyleyemem), genel prensiplerle bugün Marx'ın neden hala önemli olduğunu anlatmaya çalışacağım.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Bilenler bilir; kendimi marksist olarak tanımladığım pek söylenemez. Hatta kapitalist sistemin avantajlarına değindiğim de oldu. Komünizmin bir ütopya olduğu da doğru, ve hatta Marx'ın öngördüğü şekilde gerçekleşmeyeceğini de yavaş yavaş anlıyoruz. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Ancak bizim bugün ihtiyacımız olan şey, tam anlamıyla bir ütopya. Üstelik alışageldiğimiz kapitalist sistemin sınırları dışından tanımlanan bir ütopya. Bu, illa marksist bir ütopya olacak diye bir kaide yok. Yeter ki, kapitalizmin dışında dursun, kapitalizmin hastalıklarından muzdarip olmasın. Bu yeni dünya halinin adı önemli değil, o yüzden şimdiden "komünizm, anarşizm, sosyalizm" gibi bir ad vermeye gerek yok. Belki de bunların da ötesinde bir sistem kurmamız gerekiyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Aslına bakarsak, kapitalist sistem de kendisini saf haliyle bir ütopya olarak sunmuyor mu bize? Alternatifsiz ve tamamiyle özgür bir ütopya..Çünkü insan özüne, bencilliğe, güçlünün hayatta kalmasına dayanıyor. Bundan doğal ne olabilir? Hakettiğimiz gibi, birbirimizle rekabet ederek yaşıyoruz işte. Hayvanlar da böyle yapıyor. Değil mi?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Gelir dağılımı adaletsizliği, emeğin sömürülmesi, şok doktrinleri, mali krizler, işsizlik, artı-değerin dağılımı, ganimet paylaşımı-enerji kaynakları-sınırlar-toprak için yapılan bütün savaşlar..bunlar zaten bilindik zararlar ve dönüp dolaşıp yalnızca belli sınıfları etkiliyor. Bu çatışmaları yöneten sınıf, güllük gülistanlık yaşıyor, gibi. Öyle mi gerçekten? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Bugün en fakirimizden en zenginimize; kişiliğimizi tanımlamanın yolu, sahip olduğumuz eşyalardan ya da çalıştığımız işlerden geçiyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; Aynası iştir kişinin&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;, bi nevi. Markalar, birer dine yakınsıyor. Patronlar, gün geçtikçe gaddarlaşıyor ve gaddarlığı iş dünyasının bir vazgeçilmezi olarak olumluyor, normalleştiriyorlar-ve dahası, çalışanlar da bunu kabullenmekte tereddüt etmiyor artık. Gündelik araç-gereçlerimiz yalnızca "modern" ihtiyaçlarımızı karşılamakla kalmıyor, sosyal statülerimizi de belirliyor. Burada bir çarpıklık yok mu? Burada sınıfların ve gelir dağılımının ötesinde, insani değerlerle, kim olduğumuzla ilgili bir yanlışlık yapılmamış mı?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Şimdi "insan özü bencildir, komünizme yanaşmaz" savına gelebiliriz. "Sahip olduğu" eşyalarla-veya zoraki (yalnızca para kazanmak için) çalıştığı işlerle tanımlanan insan özü, gerçek bir öz değildir. Olsa olsa sonradan, kapitalizm tarafından, kapitalizmin ihtiyacı için üretilmiştir. Bu özel üretilmiş insandan maksimum verim alabilirsiniz; kendisini tanımlaması için çalışması ve bişeylere sahip olması gerekecektir çünkü. Antropolojiyi, psikolojiyi, tıbbı, rehabilitasyonu, tarihi, iktisadi bilimleri, pozitif bilimleri, genetiği, yani her türlü "bilgi" ürününü, bu özü oluşturmak ve bu özü, bu sağlıksız sağlığı, bu bencil ekonomiyi bilimsel söylemler çerçevesinde "norm" haline getirmek için kullanabilirsiniz. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Tabii burada kilit sözcük "sahip olmak". Sahip olmayı hayatının ortasına koyan insan, elbette bencil olacaktır, elbette paylaşmaya, başkasının iyiliğini düşünmeye gerek görmeyecektir. Ama bu özü yeniden tanımlamak, ortadan kaldırmak ya da en azından dönüştürmek bizim elimizdedir. Ve bunu yapmazsak, korkarım tarih sahiden de bir tekerrürden ibaret olacak. Tekerrür etmesinden keyif duyacağımız bir tarihe sahip olduğumuzu söylemekse, epey zor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Marx'ın en önemli ve "devrimci" söylemlerinden biri budur işte. İnsanın kendisini "bişeylerin sahibi" veya "birilerinin üstü" olarak görmeleri gerekmediğini söyledi(üstelik bunu söylediği zamanlar globalleşme, franchise'laşma gibi uzantılar henüz yoktu). Dolayısıyla bize kapitalizmin ve onun tarafından tanımlanmış insan özü'nün dışında durulabileceğini gösterdi. Ve bunu söylerken dil, din, ırk, ülke, cinsiyet gözetmedi, bütün insanlar ve bütün dünya için söyledi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Yani Marx özelde kapitalizmi eleştirdi diye Marx değil bana kalırsa. Yerleşik sistemin kalıplarının, ve daha da önemlisi insan özü diye dayatılan &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;kapitalist şahıs modelinin&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; dışında düşünebildi ve böyle yaparak tarihin seyrini değiştirdi. Şimdiye kadar onun adına yapılan girişimler hüsranla sonuçlanmış olsa da, bu Marx'ın değerini azaltmaz; aksine onu daha iyi tanımamız, belki daha sıkı eleştirmemiz gerektiği anlamına gelir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Blog yazılarımın olmazsa olmazı Zizek'ten bir alıntıyla bitireyim: "The future will either be utopian, or there won't be any future.".&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-1065331474302477424?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/1065331474302477424/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=1065331474302477424' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/1065331474302477424'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/1065331474302477424'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2009/11/marxa-neden-hala-ihtiyacmz-var.html' title='Marx&apos;a neden hala ihtiyacımız var?'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-5412794227172112871</id><published>2009-11-24T00:34:00.008+02:00</published><updated>2009-11-24T01:22:06.416+02:00</updated><title type='text'>sivilleşiyor muyuz ne?</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Son iki haftadır yaşananlar insanı şaşkına çeviriyor. Burası gerçekten de yarın uyandığınızda ne olacağını bilemediğiniz bir ülke. Çat diye AB'ye girebiliriz, demokratikleşebiliriz, bir anda asker kapımızı çalabilir, hükümet bizzat diktaya yönelebilir..herşey karmakarışık. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Hoş, geçmişte de karmakarışıktı diyeceksiniz. Sanırım öyleydi, ama bir farkla: bugün herkes konuşabiliyor. Sanırım yavaş yavaş sivilleşen ve sesini çıkartan bir toplum haline gelebiliyoruz. 301'leri, faili meçhulleri, sansürlü yılları geride bırakıyoruz. Tabular, kırmızı çizgiler, kutsallaştırılmış resmi ideoloji ve tarih açık açık tartışılmaya başlandı. Artık en kemalist, en asker-yanlısı gazetecilerin-milletvekillerinin-kanaat önderlerinin-hatta askerlerin bile görmezden gelemediği ve belki de ilk defa bu kesimleri özeleştiri yapmaya zorlayan bir momentumu var toplumun. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;İşte Onur Öymen'in Dersim ayıbına karşı 300 CHP'linin istifası. Bundan daha sevindirici bir haber olabilir mi? CHP'den bile insana ümit veren bir hareket-bir söylem yükselebiliyor işte. Ha gayret!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Ve 25 kasımda olağanüstü bir toplu grev planlanıyor. Umarım Başbakanın aba altından sopa göstermesine aldırmadan  yüzbinlerce işçi ve memur sokaklara dökülecek ve "hayat" duracak. Onlara insan gibi yaşam koşulları sağlamadan bu "hayatın" ilerleyemeyeceğinin farkına varması gereken çok &lt;i&gt;kodaman&lt;/i&gt; var bu ülkede. Bu noktadan sonra hem iktidar hem de muhalefet kendine bir çekidüzen vermek zorunda kalacak gibime geliyor.  Çünkü artık insanların sesi çıkmaya başladı, ha gayret!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Devletine ya da patronuna, müdürüne, komutanlarına, vekillerine boyun eğen milyonlarca insandan ibaret bir toplum, AB'ye girse ne olur, gayrisafi milli hasıla milyar dolarlara ulaşsa ne olur..Bunun farkına varmaya başlıyoruz bana kalırsa ve bu sayede 12 eylül'ün kabuğu artık onarılamayacak bir biçimde çatladı. Bu noktadan geriye dönüş imkansız. Ama halen bir belirsizlik, bir güvensizlik var, o yüzden sürecin "kesintiye" uğraması da söz konusu olabilir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Herkesin takkesi düşüyor ve toplum; biraz kendi &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;kelliğine&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt; şaşırırken, devletin korkunç bir aymazlık ve soğuk bir profesyonellikle senelerdir uyguladığı zulme isyan ediyor. Artık sadece kahve köşelerinde değil, meclis oturumlarında da Dersim katliamı, OHAL, zorunlu göç, yakılan köyler ve daha nice faşizan uygulama dile getiriliyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;İlk kez, bu ülkede başka darbe olmasın diye, darbe girişimlerine karşı, derin devlete, çetelere, cuntalara karşı yürüyüşler yapılıyor. Usulsüz dinlemelere karşı protestolar düzenleniyor. Kürt açılımına karşı da yürüyüşler düzenleniyor. Düzenlensin, hepsi yapılsın ve ortaya dökülsün. Burada yürüyüşlerin ideolojik angajmanı benim için ikinci planda-insanlar sokağa insin ve derdini herkese duyursun. Bu "dertlerde" samimiyet sorgulaması yapmak olmamalı şu an önceliğimiz (tabii şiddete meyledenlerden bahsetmiyorum). Sokağa inen herkese bir söz hakkı verilmeli. Bir hesaplaşma, bir yüzleşme olacaksa, bu; sembolik kişi ve kurumlar arasında değil, sivil toplum platformunda-sokakta-karşı karşıya olmalı. Başka türlü tanışmak, ve karşındakini anlamak, ya da öteki'nin &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;çarpıtılmamış&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt; sesini duymak mümkün değil. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Bunca yıldır evlerimizde kapalı kalmak-düşündüğümüzü söyleyememek-söylediğimizde başımıza gelebileceklerden korkmak bizleri köreltti. Kokuştuk, ve ürkek bir toplum olduk. Kulaklarımızı tıkadık. Merkez medyadan gözucumuza sızan haberlerse biz'e benzemeyen herkesin iç veya dış "mihrak" olduğunu salık veriyordu. Elimizde öteki'ne dair hiçbir veri olmadığından, ve dahası bir veri alma zahmetine giremeyecek kadar kendimizden-ideolojimizden-tarihimizden-haklılığımızdan emin olduğumuzdan, içimizdeki bu düşmanlığı büyüttük. Tabi bu ısrarcı sağırlığımız-bu seçilmiş cehaletimiz sayesinde "öteki tarafta" da sabırlar iyice zorlandı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Bunca yıl bu devletin zulmü nasıl da konuşulmamış, nasıl da ülkenin doğusu batısından bu denli kopmuş, nasıl da birbirimizin acısından, mutluluğundan, zenginliğinden, fakirliğinden bihaber yaşamışız..Sokakları devlete terk etmişiz işte, bu tabloda bizim de payımız çok! Artık "yıpratmamaya özen göstermemiz gereken kurumlar" konuşmasın ya da davranmasın bu halk adına. "Ulusal çıkarlar" karargahlarda değil, sokaklarda, miting alanlarında, panellerde, grevlerde, gösterilerde belirlensin. Varsın hayat bir günlüğüne, ya da birkaç günlüğüne dursun. Varsın, biraz daha para kaybedelim. Yeter ki konuşmaya, tanışmaya, &lt;i&gt;toplum olmaya&lt;/i&gt; başlayalım.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Ha gayret!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-5412794227172112871?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/5412794227172112871/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=5412794227172112871' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/5412794227172112871'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/5412794227172112871'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2009/11/sivillesiyor-muyuz-ne.html' title='sivilleşiyor muyuz ne?'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-4536015578866988162</id><published>2009-11-09T18:48:00.005+02:00</published><updated>2009-11-12T14:25:26.533+02:00</updated><title type='text'>mağduriyet müzesi</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Bazen kendimi yersiz-yurtsuz hissediyorum. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Mesela yabancı biri TC'yi eleştirdiğinde, ister istemez savunmaya geçiyorum, "ama fransada böyle oldu, almanyada şöyle oldu" diyorum. Başka bir yerde TC'yi eleştirirsem bu sefer türk arkadaşlarım, ya da akrabalarım "fransada böyle, almanyada şöyle oldu" diyor. Acaba kendi suçlarımızı başkalarının suçlarıyla örtmeye çalışmak biraz boşuna mı? Bu milliyetçi çarpıtmayı hepimiz kullanıyor muyuz? Kimden kaçıyoruz? Neyi saklıyoruz?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Bir ulus nasıl oluşturulur? Bir ulus-devlet nasıl kurulur? Bu kurma aşamasında neler yaşanmıştır? Bunlar sonradan nasıl hasıraltı edilmiştir? Acaba bizim kimliğimize devlet çok mu bulaşmış? Devleti parlattıkça, kendimizi de parlattığımızı mı düşünüyoruz? Ve devletimizi eleştirenler, gıyabımızda bizi de mi eleştiriyor?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Hiçbir ülke göremiyorum ki vatandaşları eşit ve özgür yaşayagelmiş olsun. Ne küba, ne venezuela, ne abd, ne ab, ne çin, ne japonya, ne de türkiye.. Bütün ülkeler, kendi çıkarları ve mevcudiyetleri uğruna binlerce, belki milyonlarca insana her türlü zulmü reva görmüş. Bu kuralı bozabilecek bir istisna dahi yok. Devletler, adeta çeşit çeşit mağduriyetin (pogrom, soykırım, sosyal adaletsizlik, işkence, sürgün, mübadele, savaş) sergilendiği birer müze haline gelmişler. Dahası, tamamen keyfi, tamamen savaşlara dayalı sınırlar çizerek evrenselliği, tanışmayı, kaynaşmayı imkansız hale getirmişler. Böyle olunca ben de kendimi hiçbir ülkeye ait hissedemiyorum. Sadece toprağa ait hissediyorum. Sahiden, tarihte &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;adil&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; bir devlet olmuş mu? Belki de adil devlet, yalnızca bir oxymoron.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Ama bu kadar ağlamak yeter..Çözüm nedir? Devletin tasfiyesi mi? Devlete savaş açmak mı? Bütün kurumları reddetmek mi? İnzivaya çekilmek mi? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Peki devleti, ulusçuluğu, kapitalizmi, (hadi klasik solcuları da kırmayayım) emperyalizmi insandan bağımsız entity'ler şeklinde düşünerek onlarla mücadele etmek mümkün mü? İnsanların kontrol etmediği, ve tam tersine artık onları kontrol eden bir mega-sistem mi sözkonusu? Yoksa kapitalizmle savaşmak için, onu yürüten ve ilerleten herkesle savaşmamız mı gerekiyor?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Bu soruya verilecek klasik cevap elbette bir devrim. Ve nihayetinde anarşizm veya komünizm. Merak etmeyin "denendi ama olmadı abicim, geçti o devir" tadında klişe serzenişlerde bulunmayacağım. Elimizde hiç değilse bir prensip var (eşitlik ve adalet(hukuk değil, adalet!)), bunu yeniden üretmek, günümüze uyarlamak, farklı versiyonlarını üretmek mümkündür her zaman. Kapitalizmin yol açtığı mağduriyetle, komünizme gitmeye çalışan devletlerin yol açtığı mağduriyeti de kıyaslamayacağım. Apaçık ortada ki, rejimler üstü, ideolojiler üstü bir &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;yanlışlık&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; var ortada. Onu gidermeden, hangi yolu tutturursak tutturalım, adil ve eşit olmak mümkün olamayacak.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Peki bu yanlışlığın adını koymak mümkün mü? Genetiğimize kadar işlemiş bir iktidar mı?Bir bilgi hiyerarşisi mi? Üretim süreçlerinin dikte ettiği sınıflaşma mı? Hiçbir zaman eşit olamayacağımızı kendi kendimize çoktan itiraf etmiş olmamız mı? Böyle bir adımı atmamızı engelleyen bir "insan özü" gerçekten var mı, yoksa bu da bizi kaderimize razı etmek için inşa edilmiş bir öz mü?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Peki, son raddede bize gereken nedir? Yeni bir yol mu, iktidarı dışlayan bir düzen mi? Barışçı bir yol mu? Bu da dünya tarihi gözönüne alındığında çok naif bir girişim olur..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Öyleyse napalım? Şimdilik bilmiyorum. Elimde "şunu şunu yaparsak kurtuluruz" şeklinde sihirli bir formül yok. Ama en azından düşünmeye başlamamız, ya da düşünmeye başlamamız gerektiğinin farkına varmamız bile önemli sanırım. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Bu minvalde herkese 3 Aralıkta Boğaziçi Üniverstesindeki Slavoj Zizek konferansına katılmayı öneriyorum!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-4536015578866988162?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/4536015578866988162/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=4536015578866988162' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/4536015578866988162'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/4536015578866988162'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2009/11/magduriyet-muzesi.html' title='mağduriyet müzesi'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-8412304463582208955</id><published>2009-10-30T17:26:00.007+02:00</published><updated>2009-10-30T18:20:19.591+02:00</updated><title type='text'>resmi bayram vesilesiyle..</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Taraf gazetesi, her zaman olduğu gibi dünkü "resmi bayramı" da kutlamadı. Böylelikle basın-yayın organlarında, internet ortamlarında ideoloji müdavimlerinin biricik hedefi olmayı sürdürdü. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Her gazeteye "resmi ideolojiyi yeniden üretme mekanizmasının" bir parçası olma görevi verilmiş çoktandır. Artık hiç kimse bir direktif vermeden, bütün gazeteler, kendiliklerinden bu "resmi bayram"ların üzerine atlıyorlar ve en büyük manşeti kim atacak, en büyük bayrağı hangi gazete verecek, en "karizmatik" siyah-beyaz Atatürk posterini kim hediye edecek diye yarışa giriyorlar. Kazanan, elbette "en vatansever gazete" olacak. Karnelerine yıldızlı pekiyi yazılacak.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Tabii sadece gazeteler değil: okullar, belediyeler, devletin en altından en üstüne her kademesi bir garip panik hali yaşıyor adeta. Onları "gözleyen" birisi var sanki, ve en ufak bir hatada, en küçük bir isteksizlik belirtisinde cezalandırılacaklar. En kötüsü de küçücük öğrenciler saatlerce ayakta bekletilip, anlamadan ezberledikleri şeyleri söylüyorlar (zorunlu din dersine karşıyken, buna da karşı olmak gerekmez mi?). &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Bizde vatanı sevmekten kolay bişey yok. Elinde bayrak salla, onyıllardır söylenegelen marşları bas bas söyle, rozetini-kolyeni tak, bir de mümkünse ilkokulda ezberletilenler dışında tarih öğrenme: işte sana örnek bir vatansever! Vatan yalnızca "uğruna dökülen kan" üzerinden bir çırpıda kurulduğunda, vatan sevgisi de bayrak boyutuyla, Atatürk'e tapma oranıyla veya marş söylerken sesini yükseltebildiğin frekansla ölçülebiliyor elbette.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Tabii birçok insan bunu "görev" bilinciyle yaptığından, sorgulamayı aklından bile geçirmediğinden kendisine bir gurur vesilesi yapabiliyor bu bayram kutlama hengamesini. Ve birçok insan da gerçekten barışın, kardeşliğin, güzide rejimimizin büyük bir coşkuyla kutlandığına tanık olduğunu düşünüyor ve seviniyor. Onlara kızamıyorum, eleştiremiyorum, çünkü onlar en azından samimiler. Ben de böyle olmasını dilerdim doğrusu, ama bu durumun ülkede yaşayan 70 milyon kişi için geçerli olduğunu hiç zannetmiyorum. Bu ülkeye eşitlik geldiği zaman, ben de fener alaylarına katılabilirim. Ama hangi ülkeye, ne zaman eşitlik gelmiş? Ona da henüz cevap veremiyorum..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Peki, bu bayramlar niçin önemli? 86 yıllık "değerler" herkes tarafından paylaşılabiliyor mu? (antiparantez kendime referans vereyim-okumayanlar varsa "kazanımlarımız" başlıklı yazımı okuyunuz lütfen) Sözgelimi, bu vatanın sorunlarını çözecek irade, bu bayramlar vesilesiyle ortaya konabiliyor mu? "Kim, nerde, nasıl kutladı?" sorusunun cevabını aramaktan, ülkenin gerçek sorunlarına ayıracak vakit ve enerji kalıyor mu? Ülkenin doğusunda da batısında da "TC" dendiğinde akla aynı şeyler mi geliyor? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Cumhuriyet gazetesinin dediği gibi, sahiden: Neyi kutluyoruz? Kutlamaya değer bir cumhuriyetimiz var mı gerçekten? Eski başarıların nostaljik bir nakaratından öteye gidip de, "bakın bugün de bunları kazandık, bu başarıları elde ettik" diyebiliyor muyuz?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Eğer bir gazete, resmi bir bayramı kutlamadı diye "hain, gerici, bölücü, düşman" konumuna rahatlıkla düşüyorsa, bence bu bayramın &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;b&gt;resmiyetinde&lt;/b&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;bir sorun var demektir. Faşizm konuşma zorunluluğunun yanısıra, acaba bir de "kutlama zorunluluğu" olabilir mi?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;KUTLAYIN ULAN CUMHURİYETİ!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-8412304463582208955?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/8412304463582208955/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=8412304463582208955' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/8412304463582208955'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/8412304463582208955'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2009/10/resmi-bayram-vesilesiyle.html' title='resmi bayram vesilesiyle..'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-3474140390960617151</id><published>2009-10-27T13:17:00.004+02:00</published><updated>2009-10-27T16:45:01.142+02:00</updated><title type='text'>hassasiyet, ifade özgürlüğü ve "politik doğruculuk"</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Bugünden itibaren evde olduğum her gün kısa da olsa bi yazı yazacağım desem, inanır mısınız? Ben bile kendime inanmıyorum, ama denemeye karar verdim. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Ne zamandır değinmek istediğim bir konuya Serdar Turgut'un bir yazısı ve Rojin'in tepkisi üzerine değinmeye karar verdim. "Politik doğruculuk" (politically correctness) ifade özgürlüğünü ne zaman baskı altına alır, veya ne zaman gereklidir, veya gerekli midir?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Öncelikle polemiği bilmeyenler için kısaca anlatayım: Serdar Turgut 24 Ekim'de "PKK teröristi olmadığıma pişmanım" başlıklı, bence bir hayli keyifli bir yazı yazdı. Ve alışılmış üslubuyla çeşitli fantezilerini sıraladı. Bu fanteziler arasında Rojin'i dağa kaçırmak, onunla evlenmek ve hatta seks kölesi haline getirmek dahi var. Ve bugün çıkan habere göre Rojin bu yazı yüzünden Serdar Turguta dava açacakmış. Yargılanıp da ceza alırsa, Turgut 6 aydan 4 yıla kadar hapis yatabilir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Rojin'in açıklaması, dava açma girişiminden bile beter: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Serdar Turgut’un ‘dağa kaldırmak’, ‘seks kölesi yapmak’ gibi ağzı salyalı erkek edebiyatının en ucube cümlelerine fütursuzca kullanmaya cesaret etmesinin nedeni, benim Kürt olmam mı, hele de kadın olmam mıdır".&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Doğrusu ben bu sözlerde aşırı bir alınganlık ve hassasiyet seziyorum. Öncelikle Serdar Turgut'un gözünün ucuyla görebildiği hemen her kadınla ilgili böyle fantezileri olduğuna can-ı gönülden inanıyorum. Aslında inanmıyorum, biliyorum. Çünkü yazılarını biraz takip etseniz Marge Simpson'dan Anne Bancroft'a, Özge Uzun'dan çeşitli porno yıldızlarına kadar birçok kadın hakkında çeşitli cinsel fantezilerini defalarca yazmış bir insan. Dolayısıyla bu "ağzı salyalı" cümleleri yazmasının Rojin'in etnik kimliğiyle veya cinsiyetiyle hiçbir ilgisi yok. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Peki bir insan cinsel fantezilerini, üstelik mizahi olduğu apaçık olan bir üslupla yazdı diye yargılanmalı mıdır? Hatta hapis yatmalı mıdır?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Tamam Rojin'in yaşadığı zorluklar var, bu toplumda Kürt olmanın da kadın olmanın da getirdiği fazladan mağduriyet de var. Bunun yanısıra Kürt sorununda "çözüm" arayışları da had safhada. Serdar Turgut'un buna yabancı olduğunu düşünmüyorum. Ama mizahta biraz absürdlüğe, biraz ölçüyü kaçırmaya müsade yok mu? İnsanın arada sırada, ne kadar ciddi olurlarsa olsunlar, toplumsal figürlerle dalga geçmeye hakkı yok mu? Böyle bir yazı yüzünden bir adamın 4 yıl hapis yatması, yeni bir mağduriyet yaratmak değilse nedir? Mağdur psikolojisiyle hareket edip yeni mağduriyetler yaratmak..toplum olarak içinde bulunduğumuz kısırdöngünün formülü buna benzemiyor mu?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Eğer Turgut bu yazı yüzünden ceza alırsa, Türkiye'deki ifade özgürlüğü kavramının ne kadar absürd olduğuna bir kez daha kanaat getirmiş olacağım. Zira daha geçenlerde "Her şehit için 5 DTP'li öldürülmeli" diye yazan köşeyazarı, beraat etti. Evet, bu laf ifade özgürlüğüne girebiliyor. Bence ifade özgürlüğü "şiddete teşvik" noktasında durmalıdır. Ama onun dışında gerçekten neyin hakaret, neyin hiciv olduğu konusunda oturup düşünmek gerekiyor. Bir düşüncenin ifadesi hangi koşullarda suç olabilir?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Bence Rojin'in vereceği en güzel cevap "senin çükünü keserim" olurdu. Ciddiyetle söylüyorum bunu. İfadenin cevabı, yeni bir ifade olmalıdır, doğrudan mahkeme celbi değil. Hoş, bu cevap Serdar Turgut'u belki daha bile tahrik edebilirdi ama, olsun. Herşeye aşırı hassasiyet, aşırı ciddiyetle yaklaşmak ve hayatla, kendimizle, etrafımızla dalga geçmeyi doğrudan "hakaret" olarak algılamak bizim temel sorunlarımızdan biri. Hali hazırdaki sorunlarımızı daha da içinden çıkılmaz bir hale sokuyoruz böyle yaparak. Hayatı, kendimizi, ideolojimizi aşırı ciddiye alıyoruz. Gelip-geçiciliğimizi, önemsizliğimizi, hayatın kısalığını "davalarımız" yüzünden unutuveriyoruz. Mizahı, fanteziyi, hep bir hor görme, aşağılama olarak algılıyoruz. Çünkü aslında korkuyoruz, ufacık bir laf, kısacık bir cümle bütün gerçekliğimizi, inandığımız bütün değerleri, en önemlisi de kimliğimizi alaşağı edebilir diye korkuyoruz. Bu yüzden, benliğimizin bir parçası haline getirdiğimiz "sürekli mağduriyet" bilincini her fırsatta yeniden körüklüyoruz, sağlamlaştırıyoruz. Haliyle hem kendimizi, hem de etrafımızdaki insanları sıkıntıya sokuyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Taraf gazetesinin geçen gün imza attığı skandaldan sonraki tavrı hoşuma gitti doğrusu. Evet, skandal büyüktü ve hatta belki yaptırımı da olabilir, ama Taraf gazetesi, NTV'nin Tarafla dalga geçen fotoğrafını kendi sayfalarına da taşıdı ve "hakettik!" yazdı. Oysa aşırı alınganlık gösterip "bu kadarı da fazla, biz ciddi bir gazeteyiz" tutumuna girebilir ve polemiği uzatabilirlerdi. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: normal; "&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 19px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style=" line-height: 19px;font-size:medium;"&gt;Slavoj Zizek, bir konuşmasında Saraybosnadaki en edepsiz fıkraların hep en büyük acıların yaşandığı zamanlarda ortaya çıktığını anlatıyordu. Mizah, acının, felaketin, yıkımın adeta panzehiriydi. Kişinin kendini korumasını, yaşadığı korkunç olaylarla arasına bir mesafe koymasına yarıyordu. Bizim de bu absürdlükler ülkesinde yaşananlara biraz daha mizahi bi gözle bakmamız, hiçbişey için değilse akıl sağlığımız için gerekli değil mi? Kaldı ki sürekli mağduriyet ve yenilmişlik hissiyle hareket ediyorsanız, zalimler galip gelmiş ve benliğinizi sizden almış demek değil midir? &lt;span class="Apple-style-span"   style="font-family:Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif;font-size:100%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:13px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-3474140390960617151?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/3474140390960617151/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=3474140390960617151' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/3474140390960617151'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/3474140390960617151'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2009/10/hassasiyet-ifade-ozgurlugu-ve-politik.html' title='hassasiyet, ifade özgürlüğü ve &quot;politik doğruculuk&quot;'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-6292301824421747195</id><published>2009-08-28T12:21:00.003+03:00</published><updated>2009-08-28T12:29:20.724+03:00</updated><title type='text'>"Sevr'den BOP'a Türkiye" ya da anti-emperyalist potbori</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana; color: rgb(68, 68, 68); font-size: 13px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Bu videoyu daha önce de izlemiştim, bu sabah tekrar inbox'umda görünce şöyle bi değineyim dedim. Sonra bir baktım kocaman yazı olmuş. Biraz dağınık oldu ama, idare ediverin artık.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Öncelikle bu video bir "belgesel" olma iddiasındaysa, kullanılan teknik çok yanlış. Dünya liderlerinin görüntülerinin arkasına heyecanlı müzikler koyup "bakın yine ne çeviriyolar" havası vermek, epey ucuz bir numara. Bu haliyle bir belgeselden çok propaganda filmi gibi duruyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Tarihte de sosyolojide de kesin ahlaki hükümler vermek, aslında biraz ahlaksızcadır. Bilgiye haiz olunabilir, ama yargılamak farklı birşeydir. Çünkü yargılarken, kendini de yargıladığın kesimden yukarıda bir yerde konumlarsın. Özellikle de özcü, ötekileştirilmiş ve hatta canavarlaştırılmış bir "Batı" üzerinden analiz yapmak, dahası, bu "öteki" analizi üzerinden bir kimlik kurmak, günümüzde yaşadığımız onca sorunun çözümü değil, belki de kaynağıdır. Yürürlüğe bile girmemiş bir anlaşmanın travmasını yaşayan ve onu canlı tutmaya çalışan bu zihniyet, sınırların gerçekten kalktığı, ulus-devlet anlayışının hiç değilse teoride bile olsa dönüşmeye başladığı bir dünyada bize daha ne kadar faydalı olabilir? Ben ve Öteki kavramlarını birazcık olsun değiştirmeye uğraşıp, karşılıklı diyaloğun, "bendeki öteki" veya "ötekideki ben" gibi kavramların önünü açmamız daha barışçıl bir dünyada yaşamamızın anahtarı değil midir? (merhaba sayın kalaycıoğlu!=))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Neyse, "belgesele" döneyim. 1918'de bir harita gösteriliyo, sonra pat diye 90lara geliyo. Bu, ciddi bir bağlantı mı, yoksa apaçık çarpıtma mı? Mesela 30'lu ve 40'lı yıllardaki Almanya ile bugünkü Almanya bir mi? Eminim o zaman da ne haritalar çizilmiştir. Bugün de aynı zihniyet sürüyor mu Almanyada? Yoksa biraz değişmiş olabilirler mi? İşte bu, bütün Batı'yı "değişmez bir bütün ve öcü olarak" gören zihniyetin ufak bir yansıması yalnızca.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Burada "Amerika zulmetmemiştir" diye bir savım yok elbette. Ama başka ülkelerin zulümlerini eleştirmeye ve onları 100 yıllık gizli emellerle suçlamaya başlamadan önce, yani kısacası bütün "dünya düzeni"ni emperyalist bir şablona indirgemeden önce, biraz da "türkiye düzeni"ne, bizim devletimizin 100 yıllık suçlarına ve emellerine bakmamız, ahlaken daha doğru olmaz mı? Hani "herkes kendi kapısının önünü süpürse" demek gibi. Ermeni tehciri, 6-7 eylül olayları, mübadeleler, yasaklar, Takrir-i Sükun kanunu, istiklal mahkemeleri, askeri darbeler, yargısız infazlar, işkenceler, derin devlet eylemleri, katliamlar, kapatılan yüzlerce sendika-gazete-sivil toplum örgütü-siyasi parti..bunların hepsini emperyalist ülkeler mi yapmış acaba? ülkemizin bugün içinde bulunduğu durum, şu yukarıdaki olayların bir sonucu değil midir aynı zamanda?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Örneğin "topraklarımızı paylaşıyorlar" yaygarası. 1. Dünya Savaşına durup dururken giren biziz. Osmanlı ve Almanya kazansaydı, toprak paylaşımı yapılmayacak mıydı? Yüzlerce yıldır yaptığımız fetihler, emperyalizmden sayılmıyor muydu? Bizim de ülke olarak gözümüze kestirdiğimiz topraklar, ganimetler yok muydu? "Musulu da alsaydık keşke" diye hayıflanmamızın nedeni, orada yaşayan Türkmenler midir, yoksa petrol rezervleri mi? Kıbrıs'ta çözümsüzlük üzerinde diretmemizin nedeni orada yaşayan Türkler mi, yoksa "stratejik konum" mu? İçimizdeki emperyalisti öldürebildik mi de dışardakilere çatıyoruz?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Savaş kazanıldığında, kazanan taraf yenilene çok ağır şartlar içeren anlaşmalar sunar. Yürürlüğe dahi girmeyen ve Yunanistan dışında hiçbir ülkenin imzalamadığı Sevr'in özelliği nedir gerçekten merak ediyorum. Neden özellikle bu anlaşma "öcü Batı"nın bütün kirli emellerini ortaya koyuyor da, sözgelimi Lozan aynı şekilde okunamıyor? Hoş, kurucu anlaşmamız dediğimiz Lozan'ın bile birçok ilkesini ihlal ettiğimiz de ortada, ama biz emperyalistlerden bahsedelim yine de. Unutmadan, belgeselde  "Batı sevr'i yeniden kurmak istiyor" şeklindeki güzide ifadesine yer verilen Demirel, ne ölçüde güvenilir bir siyasetçidir? Bu ülkeye verdiği zararlar saymakla biter mi?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Açık toplum ve soros'a gelelim. Veya avrupadan maaş alan vakıflar. Bugün biliyoruz ki, AB'den en fazla fon alan kurumların başında TSK geliyor. Üstelik bu paraların tam olarak neye harcandığını bilme hakkımız da yok. Napıcaz şimdi? Açık toplum enstitüsüyle ilgili komplolara cevap veren bir yazı için bkz: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.bianet.org/bianet/bianet/106202-soros-uzerine-komplo-teorileri-ve-acik-toplum-enstitusu" style="font-weight: inherit; text-decoration: underline; color: purple; cursor: pointer; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;http://www.bianet.org/bianet/bianet/106202-soros-uzerine-komplo-teorileri-ve-acik-toplum-enstitusu&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Belgeselde (ve aslında ulusalcı argümanlarda) sık rastlanan bir başka çifte standart da şöyle gelişiyor: "Bizim" topraklarımızda yeni devlet kurmaya çalışan halklar "isyan" ediyor. Başka ülkelerde yeni devlet kurmaya kalkan halklar "özgürlük mücadelesi" veriyor. Bizim kurtuluş savaşımız ve sonrasındaki gelişmeler de aslında devlete isyan değil miydi? Öyleyse hangisi isyandır, hangisi özgürlük mücadelesidir? Bunun kriteri nedir? Hangisi kışkırtılmıştır, hangisi kendiliğinden gelişmiştir? Mesela kurtuluş savaşında rusya bize silah yollamıştı. O zaman kurtuluş savaşı, Rusların yardım ettiği bir Anadolu isyanı olarak da okunabiliyor mu? Yoksa burada emperyalizm dışında başka mekanizmalar da mı işlemektedir? Mesela halkların kendi kaderini tayin etmesi gibi bir ilkeden bahsedilebilir mi?Neden bahsedilmesin?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Yine belgeselin bi noktasında 1900'lerin başlarında Avrupada, Osmanlıya karşı ırkçı yayınlar gösteriliyor. Tıpkısının aynısını, birçok benzer örneğini bizim ülkemizde de bulmak hiç zor değil. Bugüne baktığımızda da iki tarafın marjinallerinde bu söylemlere rastlamak mümkün. Tam tersi düşünceler bulmak da mümkün, Türkiyenin AB üyeliğini destekleyen birçok aydın, politikacı, yazar vs. var avrupada. Tabii bu insanlar "öcü Batı" söylemine denk düşmedikleri için belgeselde yer almaya hak kazanamıyorlar.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Mesela "yeni bir kürdistan için yeni bir kürt kültürü" icad ediliyormuş Banu Avar'a göre. Bunu izleyen Kürtler eminim aşağılandıklarını hissetmişlerdir. Senelerce baskı altında, yasaklar altında canlı tutmaya çalıştıkları bütün bir kültürleri, emperyalist bir oyunmuş meğer! Bunu iddia etmek, artık çarpıtmanın da ötesinde, artniyetliliktir. Kaldı ki insan haklarını, demokrasiyi, çoğulculuğu sindirebilmiş olsaydık, bu unsurların ülkeye zarar vermek için kullanılmasının mümkün olamayacağını bilirdik. Aksine çoğulculuk, demokrasi ve insan haklarının gelişimi, ülkeyi bütünleşmeye ve huzura götürebilecek yegane unsurlardır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Belgeselin sonlarına doğru "bütün bunlar olurken Türkiye fakirleşecek, ihracatı düşüp ithalatı artacak" diye bir cümle var. Bunun nesi doğru şimdi? 80'lerin başında 3-4 milyar dolar olan ihracat, bugün 120-130 milyara dayanmış durumda. 90'ların ortasında üç haneli enflasyon rakamlarında geziniyorduk, şimdi %8 çıkacak diye korkuyoruz. Türkiye ekonomisinin büyüdüğü apaçık ortada. Belki bu da Sevr planının bir parçasıdır..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Aslında daha önce sormamız gereken çok temel bir soru var: Batı medeniyeti, gelişimini tamamen sömürüye ve emperyalizme mi borçludur? Böyle kolay bir indirgemeye başvuracaksak, neden yaşam tarzı olarak batıya bu denli benzemeye çalışıyoruz? Bugün hayatımızın vazgeçilmez bir parçası olan birçok icat Batı'da üretildi. Hem de işgücü veya hammadde sömürüsüyle falan değil, akıl gücüyle, bilimsel yöntemlerle, geceli gündüzlü çalışan bilimadamlarıyla. Cep telefonu, internet, buzdolabı, pantolon, televizyon, araba, tren, uçak..adamlar bu icatları yapmışlar ve bütün dünyanın kullanımına açmışlar. Bu icatların üretilmesinde en ufak bir emeğimiz geçmiş mi Türk halkı olarak? Hayır. Parası neyse verip, en doğal hakkımızmış gibi kullanıyoruz. Bu da bir çeşit sömürüdür işte (bu argümanın daha düzgün hali için bkz: sevan nişanyan-yanlış cumhuriyet). Sonra da, ironi bu ya, "batının emperyalist emelleri" diye tutturuyoruz, bunu bu kadar yaygın dile getirmemizi, birbirimize anti-Batı videolar yollamamızı bile Batı sağlamışken.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Dünyanın değiştiğini kabul etmemiz gerekiyor. Örneğin "azınlık hakları" konusu 80 yıl öncekiyle aynı şekilde algılanmıyor günümüzde. Devletler artık "azınlıklara karışmayız" diyerek pasif kalmıyor, eşitliği sağlamak için pozitif ayrımcılığa kadar gidiyor. Ve biz azınlık haklarının geliştirilmesine dair anlaşmalara imza atıyoruz. AB'ye girmeye aday ülke olduğumuzu söylüyoruz. Bu noktada, Ruhban okulu sorununun, Kürt sorununun, Ermeni sorununun çözülmeye çalışılmasından doğal ne olabilir?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Bir başka çifte standart örneği: Almanyada yaşayan türkler, "bölücü unsur" olabilir mi? Orada Türkçeyle ilgili bir yasak geldiğinde biz buradan kıyametleri koparıyoruz. Almanya "içişlerimize karışıyorlaar, emperyalistleer" diye veryansın ediyor mu? Hayır. Ama kürtçeyi yasaklamayı da en doğal hakkımız olarak görüyoruz. Başka ülkelerdeki kürtler buna tepki gösterince de "kürdistan kuracaklar" diye paniğe kapılıyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Bu sorunların kökenine dönelim. Daha kuruluş yıllarında "sınıfsız, kaynaşmış bir kitle" olduğumuzu iddia etmeseydik, acaba bu ülkenin tarihi farklı olabilir miydi? Bu ülke Kürdünün kendi kimliğiyle özgürce yaşamasına izin verseydi bir Kürt sorunu, terör sorunu yaşanmazdı. Bu ülke, kendi müslümanına sahip çıksaydı, ona önceden tanımlanmış bir moderniteyi dayatmak yerine, kendi modernliğini kurmasına izin verseydi "ılımlı islam" diye bir proje geliştirilemezdi. Bu ülke azınlıklarına sahip çıksaydı, azınlıklar bu ülkede yaşamaktan memnun olsaydı, şimdi emperyalist paranoyalara bu kadar kolay düşmezdik. Devlet sahip çıkmayınca, başkaları çıkıyor işte. Bu ilişki, lozanda bi komutanın lafıyla pat diye PKK'nın devreye girmesi arasında kurulan bağlantıdan biraz daha sağlam gibi duruyor bence. Kürt sorununun başlangıçta tamamen kültürel haklara dayalı bir sorun olduğunu görmemek için de kör olmak, ya da bu ülkenin aleyhine çalışıyor olmak gerekiyor, diye bir genelleme yapma hakkım var mı? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;Kısacası Batı da Türkiye de değişmez, geçmişten bugüne hep aynı kalmış özcü varlıklar değiller. Ve bunca yıllık etkileşimden, savaşlardan, barışlardan, anlaşmalardan, ticaretten, göçlerden sonra "mutually exclusive" de değiller, yani biz Batının bir parçasıyız, batı da kaçınılmaz olarak bizim bir parçamız. Değişebiliriz ve hatta değişmek zorundayız. Hem AB'de hem de Türkiyede bir kimlik bunalımı yaşanıyor. Bu minvalde kırmızı çizgiler de, mavi çizgiler de değişebilir, daralabilir veya uzayabilir veya yeniden tanımlanabilir. Bu, tarihin ve toplumlarının kolektif momentumunun kaçınılmaz bir sonucudur. "Obsolete" hale gelen düzenler ve zihniyetler, değişmeye veya yok olmaya mecburdur.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-6292301824421747195?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/6292301824421747195/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=6292301824421747195' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/6292301824421747195'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/6292301824421747195'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2009/08/sevrden-bopa-turkiye-ya-da-anti.html' title='&quot;Sevr&apos;den BOP&apos;a Türkiye&quot; ya da anti-emperyalist potbori'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-6406171147315573124</id><published>2009-08-18T00:22:00.007+03:00</published><updated>2009-08-18T01:23:29.506+03:00</updated><title type='text'>kazanımlarımız</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Ah ah yine çok ihmal ettim blogu tatil ayağına. Neredeyse ayda bir yazar oldum. Halbuki yazılacak, düşünülecek, üretilecek ne kadar çok şey var.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Şu sıralar "Kürt açılımı" etrafında gelişen tartışmalar var elbette. Ancak ben bunun teorisine girmek istemiyorum şu anda, bunu zaten herkes konuşuyor ve anlatan çok da iyi anlatıyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Ben özellikle açılıma karşı çıkanların öne sürdüğü fantastik bir hikayeyi ele almak istiyorum. "Cumhuriyetin kazanımları" hikayesini. Çünkü, bu ülkede bişeyler değişecek olduğu zaman, bu değişimin karşısında duranların otomatikman yumurtlayıverdiği isim tamlaması bu. Fakat bu kazanımların içeriği üzerinde pek durulmuyor. Demokrasi için ne zaman radikal, daha önce görülmemiş bir adım atılsa, "kazanım"ları kaybetme korkusu sarıyor yurdum muhalifini. Öyle ya, şu 80 yılda neler neler kazandık!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Şimşekleri üzerime çekmek pahasına soruyorum: cumhuriyetin kazanımları nedir? Şu an içinde bulunduğumuz "ahval ve şerait içinde dahi", hangi kazanımımızla gerçekten gurur duyabiliyoruz? "Evet, ülkemiz şu şu durumda ama hiç değilse şuyumuz var" diyebildiğimiz, gerçekten, ne var?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Belki farklı kesimler için farklı "kazanımlar" söz konusudur. Cumhuriyet, belli zümrelere belli avantajlar sağlamıştır elbette. Ama "cumhuriyetin kazanımları" deyince ben herkesin hemfikir olabileceği, bu ülkede yaşayan herkesin bir yerinden tutabileceği ortak bir ilke aklıma getirmeye çalışıyorum. Ve her nasılsa bulamıyorum. Bulursam, bu sefer bu ülkenin yaşandığı onca çalkantıyı, onca çatışmayı, onca kaosu nasıl açıklayabiliriz zaten? Sağ-sol çatışması, müslüman-gayrimüslim çatışması, alevi-sünni çatışması, dinci-laik çatışması ve liste uzayıp gider..Bütün bu çatışmaların en önemli nedeni, cumhuriyetin  ortak bir zemin, hepimizin meşruiyetini kabul ettiğimiz müşterek bir platform, diğer bütün değişim ve devrimlerin üzerinde bir "kazanım" sağlayamaması değil midir? Bir "1000 yıllık kardeşlik" hikayesi var örneğin. Şu 1000 yıla bakalım, acaba son 100 yılda çatıştığı kadar çatışmış mı bu toprakların insanları birbirleriyle? Ne oldu da 1000 yıllık kardeşlik bozuldu, kardeşim? Bi batırıverin çuvaldızı devlete!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Şu kazanımların neler olabileceğine bakmak istiyorum, gerçekten. Diyanet işleri başkanlığının, zorunlu din derslerinin, devletten maaş alan imamların olduğu bir ülkede laiklik bir kazanım olabilmiş midir? Dahası, üniversteye gelen genç kızların kılığını kıyafetini denetime tabi tutan bir devlet, kendi rejimine ne ölçüde güvenmektedir?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Devlet yönetimi artık babadan oğula geçmiyor, halk kendi yöneticisini seçiyor dedik. İyi, güzel. Peki ya Özal'a kadar bütün cumhurbaşkanlarının "genelkurmaylıktan terfi ederek" gelmesi neyin nesiydi? Halkın, hem de yüksek oy oranlarıyla seçtiği milletvekillerinin darbelerle alaşağı edilmesi, bir başbakanın asılması, belki yüzlerce gazetenin, STK'nın, sendikanın darbe dönemlerinde kapatılması, halkın iradesi miydi?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Peki ya eşitlik? Şu Kürt meselesi etrafında tartışılanlara bakıyorum, kimisi böyle bir sorunun olmadığını, ülkede herkesin &lt;b&gt;eşit derecede süründüğünü&lt;/b&gt;, ve geçmişte Kürt cumhurbaşkanımızın bile (muhtemelen Özal'ı kastediyorlar) olduğunu söylüyor. İyi de, bu ülkede siyasetçiler hiçbir zaman ciddiye alınmadılar, zaten bu ülkede siyasetçilere yalnızca gelirin (veya daha doğrusu rantın) paylaşımını organize etme görevi verildi. Dolayısıyla siyasetçilerimiz de yolsuzluklarla, aşırı gösterişli özel hayatlarıyla, yakınlarına sağladıkları ekonomik avantajlarla anılır oldular. Eh, bunu çok büyük bir kısmı haketti de. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Bu ülkede hakiki "siyaset" işini bürokrasi ve asker birlikte yürütmüştür. Bütün anayasalar darbe dönemlerinde yönetimi elinde tutan kesimin ürünüdür. Son yıllara kadar MGK da, Anayasa Mahkemesi de ülkenin yönetiminde TBMM'den çok daha fazla insiyatif sahibi olmuştur. Dolayısıyla cumhuriyet tarihi boyunca "iktidar" aslında siyasette veya hükumetlerde değil, bürokraside ve TSK'da toplanmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Cumhuriyetin kazanımlarından biri "eşitlik" olabilir mi? Bunun için bir Kürt cumhurbaşkanı, ya da başbakan olabiliyor mu diye bakmak yersizdir, çünkü bu makamlar aslında "devletin 1 numarası" değildir. Esas şu soruyu cevaplamak lazım: bu ülkede Kürt bir genelkurmay başkanı düşünebiliyor musunuz? Veya Ermeni bir Anayasa mahkemesi başkanı? Veya MGK'da herhangi bir pozisyonda yer alabilecek bir Rum? Hadi genelkurmay başkanlığı en tepe diyelim, orgeneral düşünebiliyor musunuz? Cumhuriyet tarihinde böyle birşey görülmüş mü? Bu ülkenin gidişatına her daim askerler ve bürokrasi karar verdi. Ve o karar mercilerinde hiçbir zaman Kürtler, Rumlar, Ermeniler ve hatta Aleviler bile yer almadı. Yalnızca Sünni Türkler, (tabii din vurgusunu hafif kılmak şartıyla) bu iktidar pozisyonlarını işgal ettiler. Bu, size eşitlik ilkesi hakkında neler söylüyor?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;Şimdi, bu "kazanım" tartışmalarında mutlaka ortaya atılan şu meşhur "Kadınlara seçme ve seçilme hakkı" mevzusuna gelelim. Bu, kuşkusuz çok önemli bir "açılım"dı. Ancak bununla bitti mi? Kadınlar üzerindeki baskı, kadınlara uygulanan iktidar, Osmanlı zamanındakinden çok mu farklı oldu? Evet, bir devrimin bütün iktidar mekanizmalarını bir anda değiştirmesini bekleyemeyiz, ancak bu büyük "modernleşme" atılımı sayesinde bütün "satıha" nüfuz etmiş ataerkil zihniyetin en azından yumuşaması gerekmez miydi? Halen kadının giyim kuşamına, dinine-ideolojisine, hangi tarihi figürü sevebilip hangisini sevemeyeceğine karışmayı vazife biliyoruz. Halen şiddet gören kadınlarımız için "mor çatı"lar açmamız gerekiyor, hem de yalnızca belli bir kesimde, belli sosyo-ekonomik şartlardaki kadınlar için değil, tüm kesimlerden kadınlar için. Tamam kadın milletvekillerimiz ve hatta bakanlarımız oldu, ama genel olarak, kadınlarımız bu ülkede yaşamaktan memnun mu? Türkiyede bir kadın olarak doğmak, iyi şans mı?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Ben bu "şans" kalıbını seviyorum. Örneğin bu ülkenin güneydoğusunda bir Kürt olarak dünyaya gelmek ister miydiniz? 1900'lü yılların başında anadoluda bir ermeni olarak yaşamış olmak ister miydiniz? Bu ülkede bir gayrimüslim olarak yaşamak bir ayrıcalık sayılabilir mi örneğin? Öyleyse kimi kazandık, neyi kazandık?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Daha sayılması gereken çok şey var esasen, azınlıklar hakkında, çocuklar hakkında, siyasi suçlular hakkında, cezaevleri hakkında, sağlık ve sosyal güvenlik kurumları, polis ve asker ve yargı ve..Herşey. Bu ülkede tepeden tırnağa herşeyin değişmesi için mücadele etmeyen bir muhalefete muhalefet demek mümkün değil. Burada antiparantez şunu da belirtmek istiyorum: AKP'nin bu ülkenin demokratlarında birazcık kredisi varsa, çok ufak ve önemsiz dahi olsa, ve hatta gerisi gelmemiş de olsa, daha önce söylenmemiş şeyleri söylemesi, iktidar sahiplerinin sorun olarak bile görmediği şeylere "sorun" adını ilk kez devlet katında vermesindendir. Ve aynı zamanda demokratların en ufak bir "açılım" ihtimalinde bu kadar heyecanlanması da, daha önce bunun sözünü dahi etmeyen, bir değişimin gerekli olduğunu dahi belirtmeyen hükumetlerden bıkıp usanmış olmasıdır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Şimdi devletin ve ülkenin önündeki şu tabloya bakın; bu devletten beklediğini alamayan, hem geçmişte hem de bugün bizzat devlet tarafından mağdur edilen onbinlerce insanı düşünün ve samimiyetle cevap verin: Kazanımlar, gerçekten bunlar mıdır? Vaadedilen, veya bahsi geçen kazanımların hangisi ciddi manada uygulanmış ve halka maledilebilmiştir? Demokrasiye doğru evrilmek yerine, çürümüş bir devleti ve kurumlarını, çürümüş bir rejimin sözde kazanımlarını mı korumamız gerekiyor? Muhalefet partileri müthiş kazanımların olduğu bir ülkede mi yaşıyorlar gerçekten?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Bütün bunların üzerine gelecek argümanı çok iyi biliyorum. "Keşke Atatürk olmasaydı da görseydin bu ülkenin nasıl ilkellikten, sefaletten kırılacağını". Bu da elbette başka bir yazının konusu olacak. Kazanımlı günler dilerim.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-6406171147315573124?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/6406171147315573124/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=6406171147315573124' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/6406171147315573124'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/6406171147315573124'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2009/08/kazanmlarmz.html' title='kazanımlarımız'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-8588449861892930857</id><published>2009-07-06T16:58:00.010+03:00</published><updated>2009-07-06T17:58:36.951+03:00</updated><title type='text'>ideolojimin düşmanı şeytan</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Meşhur ve anonim "şeytan"larımız var. Bir de dünyada eşi benzeri olmayan "değerlerimiz". Vatan. Millet. Devlet.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Borla çalışan araba üretildi, Türkiye kıskaçta. Arabayı bor madeniyle çalıştıracak patentli 600 proje olduğu ortaya çıktı. Türkiye, dünya rezervinin yüzde 70`ine sahip ve uluslararası teröristler Türkiye uyanmadan &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style=" font-style: normal; "&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;bu kaynağı ele geçirmeyi planlıyor&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;."&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Aslında bu bilindik bir nakarat. Genel söylem şu şekilde: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;"Aslında oldukça derli toplu, modern, sınıfsız ve kaynaşmış bir kitle olan "TÜRK" ulusunu (ve vatanını), bölmek isteyen, yozlaştırmak, kandırmak, sömürmek isteyen, iç ve dış düşmanlar mevcut. Bunlar, elbette dışarıdan destekliler.  AB ve ABD (ve soros?) hep bunları "yüce" toplumumuza karşı kullanıyor, asimetrik bir psikolojik savaş uyguluyor." &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Bu cümlelerin hepsini aynı anda, çeşitli varyasyonlarıyla beraber hepimiz bir yerlerde duymadık mı? Ülkemizde olduğu gibi, dünyada da her ideolojik eğilimin şeytanlaştırdığı ve yücelttiği çeşitli "stereotype"lar yok mu? Peki bu şeytanlaştırma, bu ideolojik yanılsama, aslında neyi gizliyor? İdeolojiler neden "ebedi ve ezeli" düşmanlara ihtiyaç duyuyor?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;İdeolojiler, tarihsizdir. Geçmişte hep var olmuş, gelecekte de hep varolacak bir düşünce sistemini temsil ederler. Kendilerinden önceki siyasi eğilim ve olayları, ve hatta kişileri ideolojik bir anlam dünyasında belirli yerlere oturturlar (örneğin ulusalcı ideoloji için Çanakkale muharebesi ve Atatürk, günümüzde halen çok önemli referans noktalarıdır) . Ve bireyleri "özne" olmaya çağırırlar (Althusser). Bu "özne" elbette kontrollüdür, yani ideolojinin bir ürünü olan öznedir. Kısacası ideolojinin öngördüğü şekilde düşünmeli ve hareket etmelidir. Ayriyeten bu özne, yine ideolojinin belirlediği "iç ve dış düşmanlara" karşı savaş vermeli, "devletin ideolojik aygıtlarının" da doğru düzgün işlemesi için elinden geleni yapmalıdır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Şimdi şu şeytanlaştırma işini açıklamak için ulusalcı ideolojinin türbanlı kadınlara, ya da daha genelde dindarlara bakış açısını ele alalım. Bir kere, her daim bir "gizli ajanda" vardır dindarlarda. Türkiyeyi bir şeriat ülkesi yapmaya ant içmişlerdir. Herhangi bir şekilde, modern, demokrat bir eylem veya söylemde bulunduklarında, bilin ki bu aslında takiyyedir. Hepsi organize bir şekilde devleti ele geçirmeye uğraşmaktadır. Hepsi mutlak surette gericidir, Atatürk'ün ve ilkelerinin düşmanıdır. Liste daha uzar gider..&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Burada dindar, şeytanlaştırılmıştır, ve deyim yerindeyse "ağzıyla kuş tutsa" ulusalcı ideolojinin şaşmaz bir neferine yaranamayacaktır. Zira "ağzıyla kuş tutması" bile &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;esas amaç&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt; uğruna yapılmış bir taktik, bir maskeleme işlevi görmektedir. Böylelikle ulusalcı, daima şüpheci ve daima haklıdır. Dindar ise ne yaparsa yapsın yanlış, haksız ve düşmandır. Ulusalcı ideolojiye göre, türban, sonradan bu ülkeye "iç ve dış mihraklarca" enjekte edilmiştir. Çünkü toplumun, (kandırılmadığı-sömürülmediği) takdirde böyle bir giysiyi kendi iradesiyle kabul etmiş olması düşünülemez! Ancak gerçekte, ideoloji nüfuz edemediği, yani özne olmaya çağıramadığı bireyleri dışlamakta ve düşman ilan etmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Ve dahası, burada türbanlı kadın, ulusalcı ideoloji için çok acı bir gerçeği, bir travmayı maskelemektedir. Ulusalcı modernizm, aslında modernizm değildir. Ulusalcı ideoloji, asla (iddia ettiği gibi) modernleşmenin taşıyıcısı olamayacaktır. Modernleşme, ülkeyi kuranların öngördüğü şekilde değil, halkın kendi içsel mekanizmalarıyla, farklı yol ve yöntemlerle gerçekleşecektir. Türban, tam da bu "yeni modernliği", "yeni burjuvayı" simgelediğinden, aslında ulusalcılığın yenilgisinin de sembolüdür. Bu yüzden ona tahammül edilememektedir, bu yüzden "kamusal alandan" zorla dışarı atılmıştır. Halbuki daha geçen gün AP'de türbanlı bir vekil yemin etti. Yoksa AB'ye şeriat mı geliyor?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Burada enteresan bir özellik var. Sanki ideolojiye ve ideolojik kurumlara karşı gelen herkes, bunu belirli bir maddi çıkar veya tamamen düşmanca bir tavır içinde yapıyor. Yani ulusalcılığın bir eleştirisini ancak hainler veya dış kaynaklardan para alan "enteller" yapıyor. İdeolojiye göre insan kendi iradesiyle ideoloji karşıtı bir düşünce üretemez, yani "özne" değildir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Bir de yüceltilen kavramlara bakalım. Benim favorim "ulusal çıkarlar". Hangi ulusun hangi çıkarları? Buradaki ulus tanımı, örneğin AKP seçmenini, Ermenileri, Kürtleri, Alevileri içeriyor mu? Bu kadar muğlak bir kavramdan yola çıkmak, gerçekten her ideoloji için bulunmaz bir nimet. Siyasi olayların seyrine ve "kime yaradığına" bakarak her türlü gerçeği "ulusal çıkarlara uygun" veya "ulusal çıkarlara aykırı" bulmak olası. Şu son çıkarılan yasaya bakalım: AB'ye uyum çerçevesinde askerlerin sivil mahkemelerde de yargılanabilmesinin yolu açıldı. Buna tipik ulusalcı tepki geldi ve bu kanunun "ulusal çıkarlara" (yani ordunun siyasi ve ideolojik tahakkümüne?) aykırı olduğu söylendi. E peki ya AB'ye girmek? Peki ya reformların yavaşlamış olmasından yakınanlar da aynı çevre değil miydi? AB müktesebatına uygun yapılan değişikliklerin bir kısmı "ulusal çıkarlara uygun" ama bir kısmı değil. Hangileri, neye göre değil? Hangi reformlar ağırdan alınmalı, hangileri ivedilikle hayata geçirilmeli?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Elbette en çok gündemde olan, ve hali hazırda en çok yıpranmış olan ideoloji ulusalcılık olduğu için örnekleri oradan verdim. Ancak bu, başka ideolojiye mensup başka kesimlerde de benzer bir yanılsamanın sürdüğü gerçeğini değiştirmiyor. Dindar kesimin de "şeytan öteki"leri az değil. Örneğin eşcinseller, "toplum ahlakını bozan" kişilerin başında geliyorlar. Eşcinsellerin şeytanlaştırılması, geçmişte gerek binbir türlü yolsuzlukla, gerek çeşitli kesimlere uygulanan baskı ve hatta Sivas gibi katliamlarla halen yüzleşememiş dindarların, iddia ettikleri kadar ahlaklı insanlar olmadığının bir dışavurumu olarak da okunabilir. Dindar kesimin bir başka "ötekisi" de elbette Yahudiler. Aslında anti-semitizm dünya genelinde en yaygın olan "şeytanlaştırma" olabilir. Her Yahudi, gizlice dünyayı yöneten, olağanüstü maddi kaynaklara sahip, her zaman gizli bir ajandası olan ve asla güvenilemeyecek kişidir anti-semitik ideolojiye göre. Bu söylemi gerek dindar kesimden, gerek ulusalcı kesimden sıkça duymuyor muyuz? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Toparlamak gerekirse, kendi ideolojik tutarsızlığımızı, başarısızlığımızı örtbas etmek için şeytanlar, gizli ajanda sahibi iç ve dış düşmanlar üretiyoruz. Onları anlamaya çalışmak, neyi niçin yaptıklarını sorgulamak yerine, istisnasız her hareketlerini (zaten ya takiyye ya gericilik) belli bir ideolojik düzleme oturtmayı ve stereotipleştirmeyi seçiyoruz. Dolayısıyla özeleştiri yapmaktan, ülke ve dünya bazında gerçekleşen değişimi doğru okumaktan ve bu değişimin bir parçası olmaktan epey uzak kalıyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium;"&gt;Not: Kaçınılmaz olarak bazı genellemelere başvurdum, ama belli kişilere odaklanmaktansa genel ideolojik söylem üzerinden eleştiri getirmeye çalıştım. Bu yazıya kaynak olarak Slavoj Zizek'in "İdeolojinin Yüce Nesnesi" (the sublime object of ideology) kitabını da belirtmem gerekir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-8588449861892930857?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/8588449861892930857/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=8588449861892930857' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/8588449861892930857'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/8588449861892930857'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2009/07/ideolojimin-dusman-seytan.html' title='ideolojimin düşmanı şeytan'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-2915233762507620181</id><published>2009-06-09T15:54:00.001+03:00</published><updated>2009-06-09T15:54:44.870+03:00</updated><title type='text'>...yazma</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS'; color: rgb(51, 51, 51); font-size: 13px; line-height: 18px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial; "&gt;İşte size bilinçaltımı açıyorum, şu andan itibaren okumaya başladığınız bu sözcükler, sadece ve sadece benim aklımın bir ürünü olarak ekranlarınıza yansımakta ve siz de bu gördüğünüz kelimeleri kendinizce anlamlandırmaya çalışmaktasınız. Bir nevi suni iletişim gerçekleşiyor şu anda. Anlatmak istediklerimin ne kadarını anlatıyorum, veya ne kadarını anlayabiliyorsunuz hiçbir zaman bilemiyorum. Sonuçta hepiniz her sözcüğü farklı bir algı süzgecinden geçiriyorsunuz, geçmişte yaşadığınız olaylara veya üzerinde düşünmüş olduğunuz olgulara atıflar yapıyorsunuz içinizden. Yazdığım bazı kelimeler ben farkında olmadan size dokunuyor, veya sizi etkileyeceğini düşündüğüm bazı kelimeleri hiç iplemiyor da olabilirsiniz.Kelimeleri okumak, aynı zamanda kendi üzerinizde düşünmeye de itiyor sizi, bir yandan "bunları da benim gibi bir insan, son derece subjektif bir biçimde yazıyor" diyorsunuz. Asla kavranamıyor "öteki", ama kelimeler aracılığıyla bir nebze yaklaşılabiliyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial; "&gt;Kimi zaman "aa evet ben de bunu düşünmüştüm" diyorsunuz, kimi zaman "hmm bunu düşünmemiştim" diyorsunuz (yani umarım arada böyle dedirtiyorumdur) kimi zaman da "bu ne lan" diyorsunuz tabii.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial; "&gt;Malesef geçmişe oranla "ciddi" yazılar yazmaya başladığımdan beri, siz okuyucuları da hesaba katarak yazıyorum. Bu içgüdüsel olarak gelişen birşey. Belki de forumlarda tartışarak oluşan bir üslup. Yazmak istediğimi temiz bir biçimde, herkesin anlayacağı bir dilde anlatmak. Halbuki bu yaratıcılığı köreltiyor biraz. Herkesin kullandığı kelimelere başvuruyorum ister istemez, ve esas anlatılmak istenen orjinal bir fikir (eğer varsa) bile bu gündelik ve yıpranmış kelimelerin arkasında orjinalliğini yitiriyor. Kısacası yeni bir fikri eski kelimelerle dile getirmeye çalışmak çok zor bir uğraş. Bunun yanısıra kendimi başkalarının fikirlerini tekrarlarken, başka yazarların argümanlarını pekiştirirken buluyorum.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial; "&gt;Neden böyle bir ihtiyacım var? Neden benim gibi düşünenlerin de ötesine geçmeye çalışmıyorum? Neden bana yakın düşüncelerin limanından biraz uzağa açılmaya korkuyorum? Sonuçta ideoloji, sosyoloji, psikoloji biraz farklı kavramlar kullanmayı, neden-sonuç ilişkileri kurmayı, yeni bir terminolojiye adım atmayı gerektiriyor. Acaba bir terminolojiyi anlamakla, o terminolojiyi kullanarak yeni argümanlar üretmek farklı aşamalar mı?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial; "&gt;Oysa lise zamanında sadece kendim için yazardım, çok az kişiye okuturdum. Ve o zamanlar hem daha üretkendim, hem de daha özgürdüm yazma konusunda. Mantık, tutarlılık, düz bir çizgi halinde tez ve antitezlerle argüman üretmek falan bana çok uzaktı. Halen eski yazdıklarımı okumaktan büyük keyif alıyorum, ve şimdi o şekilde yazamadığım için üzülüyorum. Hoş, o şekilde yazayım diye masa başına oturmuyorum bile uzun zamandır, belki de biraz denesem, biraz gündelik mantığın, politikanın, ideolojinin, felsefenin dışına çıkıp edebiyata, kelimelerin ahengine, deliliğe ve saçmalamaya eğilsem belki yine çıkar birşeyler. Ama onları da bir blog yapar mıyım, yoksa kendime mi saklarım bilmiyorum.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: medium; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: arial; "&gt;Şimdi yazdığım şeylerin anlamını, başkalarının bu yazdıklarımı nasıl anlayacağını da düşünmek zorundayım. Yani zorunda değilim belki, ama içimde bir ses beni buna zorluyor. (süper-ego?). Dolayısıyla hem daha seyrek yazıyorum, hem de yazmaktaki o "catharsis" hissinin yerini sorumluluk duygusu alıyor. Ama pes etmek yok! Bundan sonra daha sık yazmaya uğraşıcam, ve her yazım şahane olsun, bütün argümanlarımı en iyi şekilde sunsun şeklinde düşünmeyip, yazma ve terminolojiyi kullanma antremanı olarak düşüneceğim. Haydi bakalım.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-2915233762507620181?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/2915233762507620181/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=2915233762507620181' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/2915233762507620181'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/2915233762507620181'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2009/06/yazma.html' title='...yazma'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-6061555271676091153</id><published>2009-05-10T21:05:00.007+03:00</published><updated>2009-05-10T21:35:10.891+03:00</updated><title type='text'>benim ideolojim seninkini döver</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Şu yaşam tarzı meselesi, beni yeniden kemalizmi düşünmeye itti. İçinde yetiştiğim, bana öğretilen, ve etrafımdaki insanların genellikle vazgeçemediği bu ideolojiyle hesaplaşmak, bence ülkece içinde bulunduğumuz siyasi ve sosyal darboğazları çözmekte yardımcı olabilir. En azından, her "cemaatin" kendi ideolojisiyle yüzleşmesi, eksik yanlarını eleştirmesi, fazla yanlarını düzeltmesi, hatta sonunda bütünüyle inkar etmesi ülkeye müthiş bir yarar sağlayacaktır diye düşünüyorum. Tabii inkar ettikten sonra körükörüne bir başka ideolojiye saplanılacaksa, hiç gereği yok.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Bu cemaatleşmiş ve birbirinden kopuk yapının, ülkeye hiçbir hayrının dokunmadığı aşikar. Herkes diğer cemaatlerin bir açığını yakalama, "senin bokun daha fazla kokuyo" deme yarışında. Bu yanlış bir mücadele. Önce "en çok benim bokum kokuyo, en kirlisi benimkisi" diye başlamak lazım mücadeleye. Kendi içinde bir eleştiri ortamı oluşturamayan ve dolayısıyla değişim sağlayamayan düşünce sistemleri, bir başka cemaati, bir toplumu, bir ülkeyi nasıl değiştirebilir ki?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Şimdi içinde yaşadığımız dünyada ideolojilerin hala önemini ve işlevini koruduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla "ideolojileri bırakalım, keyfimize bakalım" kolaycılığına kaçmak için henüz çok erken. A&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="border-collapse: collapse; line-height: 17px; -webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;ncak ümit verici olan birşey var ki şu anki aşamada "tarihi donduran" ideolojilerin yaşayamadığı görüyoruz. Siyasi gelenekler, toplumsal ihtiyaçları gözetecek bir değişim ve dönüşüm mekaniği içine girmedikleri takdirde yok olmaya mahkumlar. Bu da bize gelecekte daha iyi bir ülke-daha iyi bir gezegen hayali kurma şansını verebiliyor. Bugün kapitalizmin çöküşünü izlemesek de, neo-liberal ideolojinin tam ortasından çatladığı, ve nihayet daha demokratik-diyaloğa yatkın yaklaşımların "uluslararası ilişkilere" yansıyacağı bir dönemin eşiğindeyiz. Peki biz, ülkece nerede duruyoruz? Kemalizm nerede duruyor?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="border-collapse: collapse; line-height: 17px; -webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;"Bizim yeni bir düşünceye ihtiyacımız yok, herşeyi Atatürk söylemiş zamanında" diyen ne kadar çok insan tanıyorum. Bu insanlar, 80 yıldır dünyada ve Türkiye'de olup bitenden bihaber mi? Değil. Öyleyse neden böylesine tutkuyla saplanıp kalmışlar bu ideolojiye? Neden devletçilik'te, milliyetçilik'te, yani "muasır medeniyetler"in çoktan geride bıraktığı kavramlarda diretmekteler? Amaç Atatürk'ün gösterdiği yolda ilerlemek mi, yoksa Atatürk kavramından ve onun kişiliğiyle düşünceleri etrafında oluşturulan ideolojiden nemalanıp, iktidarı sağlamlaştırmak mı?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="border-collapse: collapse; line-height: 17px; -webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Kemalizm, tarihi 1938de donduran bir ideolojidir. Bu ideolojiye sahip birçok kişiye göre o tarihten itibaren ülke tepetaklak gitmiştir. Tek parti yılları bir nevi "devr-i saadet" olarak anılır. Ondan sonra gelen herkes ülkeyi batırmış, emperyalistlere teslim etmiş, karşıdevrim başlatmış, irticai faaliyetlere girişmiştir vesaire.. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="border-collapse: collapse; line-height: 17px; -webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;Fakat bu ideoloji öyle bir avuç nostaljik insanın Atatürk'e sonsuz sadakatiyle sınırlı değil. Devletin bütün kurumlarına, özellikle de TSK'ya, eğitim sistemine, hukuk anlayışına kadar nüfuz etmiş, toplumsal yaşantıyı çok önemli bir ölçüde etkilemiş ve etkilemeye de devam eden bir ideoloji. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar neden bu 1938 sevdasından vazgeçemiyor? Bakınız, bu kişi-kültü üzerinden üretilen ideoloji, cumhuriyetin ilanından itibaren yavaş yavaş kendi elitini yaratmıştır (askeri-sivil bürokrasi)-bu elit de hem Atatürk kavramını hem de "devlet için makbul vatandaş" çerçevesini kendi tekeline alarak, her türlü iktidarı elinde toplamıştır ve ülkede "gerçek" bir siyasetin yapılmasını-gerçek bir demokrasinin oturmasını her daim engellemiştir. Çünkü devlet ve siyasette böylesi bir dönüşüm, elitizmin sona ermesi ve iktidarın, bir cumhuriyet rejimine yakışır şekilde halka geri verilmesi demektir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="border-collapse: collapse; line-height: 17px; -webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="border-collapse: collapse; line-height: 17px; -webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Bugün "elit" dediğim kesim, makbul vatandaş tanımının da taşıyıcısı olarak, bu tanıma uymayan her türlü kesime (dindar-kürt-alevi-gayrimüslim) binbir türlü baskıyı reva görebilmektedir. Sen türban takıyorsun, kamusal alanda hakkın yok. Sen bilmediğim bir dil konuşuyorsun, siyaset yapma hakkın yok. Sen, zaten ezelden beri "dışardaki köklerinle" ülkenin altını oymaya çalışıyorsun, sana hiçbişey yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İdeoloji sadece fikirsel düzeyde de değil, madden hayatımızın içinde! Ülkede toplam Atatürk heykeli sayısı kaçtır? Ülkeyi ziyarete gelen bütün yabancı liderler neden ilk durak olarak Anıtkabir'e götürülmektedir? Ben neden özenle Anıtkabir'i, Atatürk'ü büyük harfle, noktasına virgülüne dikkat ederek yazıyorum? Atatürk için neden özel bir koruma kanunu vardır? Neden bütün paralarda Atatürk resmi kaçınılmazdır? Nasıl bugün paraların sahte olup olmadığına, Atatürk'ün transparan bir figürüne bakarak karar veriyorsak, kemalist elit de bizim "sahte" vatandaş olup olmadığımıza içimizdeki "Atatürk sevgisi"ne bakarak karar veriyor. Bunlar hep devlete bütünüyle hakim olmuş bir ideolojinin tezahürleridir. Ve bu ideoloji etrafında örgütlenmiş devlet, artık bu topluma dar gelmektedir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="border-collapse: collapse; line-height: 17px; -webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="border-collapse: collapse; line-height: 17px; -webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;Buradan, milli görüş veya MHP çizgisi, veya Türk soluna veya Kürt hareketine hakim ideolojiler harikadır, şahanedir, destekleyiniz evlatlarım gibi bir sonuç çıkmasın. Onlara dair yazı da yazarım ayrıca isterseniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin acı kısmı şu ki, ben bunları söyledim diye biçok kişi "vay Atatürk düşmanııı" diye saldıracaktır, benim gerici olduğumu ve o yüzden Atatürk'ün ilerici hamlelerinden rahatsızlık duyduğumu düşünecektir, her zaman olduğu gibi. Bu da bir nevi ideolojik körlüktür. Bu insanlar, "bir sembol olarak" Atatürk'ün hayatımıza bu denli nüfuz etmesinin Atatürk'e verdiği zararı görememektedirler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben kendimi bilakis ilerici olarak görüyorum, kemalizmin de ötesine geçmemiz gerektiğini düşünüyorum. devletin daha nötr ve demokratik bir şekilde örgütlenmesiyle epey bir sorunumuzun hallolacağına inanıyorum. Geleceği karşılayacak argümanları üretmek için, Atatürk'ten bağımsız düşünebilmeyi, argümanlarımızı kurarken ona sığınmadan, bireysel olarak kendimizi doğru düzgün ifade etmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Bunun için de, herkes kendi cemaatinin içinde bireyselleşebilmeyi öğrenmeli sanırım.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-6061555271676091153?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/6061555271676091153/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=6061555271676091153' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/6061555271676091153'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/6061555271676091153'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2009/05/benim-ideolojim-seninkini-dover.html' title='benim ideolojim seninkini döver'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-7896488578267177703</id><published>2009-04-21T01:09:00.002+03:00</published><updated>2009-04-27T20:35:20.430+03:00</updated><title type='text'>yaşam tarzı endişeleri</title><content type='html'>&lt;div&gt;Bizi tanıyor musunuz? Bizimle ne sıklıkta karşılaşıyorsunuz? Aynı ülkede yaşamamıza rağmen, ne derecede "beraber" yaşıyoruz? &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bize pek fazla rastlayamazsınız. Örneğin ailemizin her ferdinin ayrı arabası var, otobüslerde sıkış tıkış gidemeyiz. Şehrin gürültüsünden, kirliliğinden, trafiğinden ve kozmopolitliğinden uzak rezidanslar başlıca yaşam alanlarımızdır. Alışveriş merkezlerinin en üst katlarında geziniriz. En pahalı restoranlara gideriz, yemekler çok iyi olduğundan değil, "nezih" mekanlar olduklarından. Çocuklarımız özel okullarda, en iyi hocalardan eğitim alırlar. "Dünya" vatandaşı olsunlar diye. Ama dibimizdeki dünyayla ve halkla temasımızı da "minimumda" tutarız. Dünya öyle soyut bir yerdir bizim için. Hem öyle ayaktakımıyla uğraşamayız, işimiz-gücümüz var arkadaş!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aslında restoranlara bile gitmeye gerek yok, veririz siparişi, rezidansımıza kadar getirirler. Zaten burada herşey var, sinemamız, starbucks'ımız, migrosumuz, DNR'ımız, vakko'muz..ülkenin geri kalanında ne olduğu, kimlerin nerelerde, nasıl yaşadığı bizi pek de alakadar etmez. Maaşımız yatsın, lüks harcamalarımız kısıtlanmasın, yeterli. Arasıra kanald'mizi açarız, dünyada olup bitenden haberdar oluruz. Böyle de duyarlı, alakalı insanlarız.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aa ekonomik kriz mi varmış? Eyvah eyvah..işsizlik de çok arttı. Hii, belediye salonunda içki yasak mıymış? Aman tanrım, neler oluyor? Şu hükumet yönetemiyo bu ülkeyi canım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Müthiş korunaklı yaşantılarımıza en ufak bir "dış etki" gelmeyegörsün. Ülkenin geri kalanıyla kıyaslandığında mükemmele yakın hayatlarımızda, ufacık bir pürüz..Bembeyaz sicilimizde, tertemiz rejimimizde ufacık bir leke. Yine bir yerlerde içki mi yasaklandı? Mini etek giyen bir kızımız laf mı işitti? Kemalist bir dernekte arama mı yapıldı? O halde darbe meşrudur. Gazeteler çarşaf çarşaf yazarlar, "duyarlı çevreler" hemen o çok tanıdık vaveylaya başlarlar.."harekete geçmek lazım, ülkenin çivisi çıkmış!". &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonuçta paramız var! Bütün dünyada parası olan insanlar nasıl yaşıyorsa bizim de öyle yaşamaya doğal olarak hakkımız var. Nişantaşı'nda nasıl dolaşıyorsak, Fatih'te de öyle dolaşmaya hakkımız var! Nevizadede nasıl içiyorsak Konya'da da öyle içme hakkımız var! Biz, merkezi temsil ediyoruz. Bizi engelleyen, karşısında MERKEZİ bulur, tamam mı?!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Neyse ki çocuklarımızın kafasına dipçikle vurulmuyor, neyse ki çocuklarımız taş attı diye senelerce hapiste sürünmüyor, neyse ki anadilimizde konuştuğumuz zaman hapse atılmıyoruz, neyse ki kıyafetimiz yüzünden üniverste kapılarından kovulmuyoruz..yoksa bu sefer nükleer bombalara falan sığınmamız gerekecekti!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bütün bunlar olurken; devlet bütün baskı mekanizmalarını merkezin dışında kalmışların üzerine salarken biz rahatız. "Onlar" hizaya gelmeliler. Bize benzemeliler. Yani ilerlemeli, çağdaşlaşmalılar. Yoksa, muhatabımız dahi olamazlar. Mazallah, aramıza sızmaya çalışanlar var. Neyse ki "kamusal alan" bize ait. Modernliğin, çağdaşlığın, laikliğin, demokrasinin patentini biz aldık.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gidip görmeyeceğimiz yerlerde, tanışıp konuşmayacağımız insanlara ne olursa olsun. Onlar bu ülkenin artıkları, fazlalıkları. Bize ayakbağı olmaktan başka yaptıkları birşey yok. Ya bizim gibi olsunlar, ya da ne halleri varsa görsünler. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Obsesif derecede yaşam tarzımıza düşkünüz. Ancak öylesine izoleyiz, öylesine babil kulesi bir yaşam tarzı benimsemişiz ki..Hayatın kendisinden, sokaktan, mahalleden, bütün o karmaşık ilişkilerden, bağırış-çağırıştan, itiş-kakıştan, halkın gündeminden o kadar uzağız ki.. O kadar az bir alan paylaşıyoruz ki ülkenin "geri kalanıyla"..Şu kadarcık bir yaşamın, özel şartlarda üretilmiş bir fanus habitatının nesini sahipleniyoruz? Bu yüzeysellik, bu kopukluk, bu izolasyonla, ölüden farksızız. Ve o yüzden görmüyorsunuz bizi, o yüzden komiğiz, o yüzden trajiğiz ve her yanımızla tepeden tırnağa çelişkiliyiz..&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-7896488578267177703?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/7896488578267177703/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=7896488578267177703' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/7896488578267177703'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/7896488578267177703'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2009/04/yasam-tarz-endiseleri.html' title='yaşam tarzı endişeleri'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-8567141066482978099</id><published>2009-04-15T23:20:00.004+03:00</published><updated>2009-04-21T00:36:40.416+03:00</updated><title type='text'>festival yazısı</title><content type='html'>&lt;div&gt;O kadar festivale gidiyoruz, bir adet festival yazımız olsun değil mi? Zaten çok sık karşılaştığım soru ve sorgulamalara karşı artık böyle bir yazı yazmak farz oldu. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;En çok şununla karşılaşıyorum: "Abi festivale niye para vereyim yaa, evimde divx izlerim mis gibi.."&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sanırım en kapsamlı soru bu, biraz detaylı açıklamam gerekiyor. Artık hemen hemen her filmin divx'ini bulmak mümkün, evet bu doğru. Ancak evde konsantre bir şekilde izlemek kolay değil. Telefon çalabilir, kapı çalabilir, tuvaletiniz gelir, karnınız acıkır vesaire..bunun yanısıra internet, insanı felaket meşgul eden ve konsantrasyonunu bozan bir icat doğrusu, msn'den ileti gelir, bir mail bekliyorsunuzdur filmi durdurup onu kontrol edersiniz, iki çift laf edeyim sonra devam ederim dersiniz, bu liste uzar da uzar. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bunun yanısıra teknik imkanlar söz konusu olduğunda, doğru düzgün ses sistemi olan ve büyük ekranlı bir sinemada izlemekle evde bilgisayarda seyretmek arasında dağlar kadar fark olduğunu, herhalde söylememe bile gerek yok.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ayriyeten sinemaya gitmek, çok değişik bir sosyalleşme eylemi. Karanlıkta oturuyorsunuz, etrafınızda sizinle aynı amaç için oraya gelmiş ve o karanlıkta oturan insanlar var ve pür dikkat filmi seyrediyorlar. Tanımadığınız insanlarla beraber filmi seyrederken, bazı vurucu sahnelere aynı şekilde "aa" diyorsunuz, bazı komik sahnelere hep beraber gülüyorsunuz, ekrandan yayılanların sadece sizi değil, etrafınızda ve o karanlıktaki herkesi etkilediğini düşünüp, bir kez daha etkileniyorsunuz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir de şu var ki, yönetmenler ağırlıklı olarak filmlerini  doğru düzgün bir ses ve görüntü sisteminde bir oturuşta izlensinler diye düşünerek çekiyorlar. Örneğin David Lynch filmlerinin DVD'lerinde sahne seçimi bulunmaz, çünkü film belirli bir akış ve temposu olan bir bütündür, &lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;bölünemez&lt;/span&gt;. (neye benzedi bu ya?)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir soru çeşidi de şöyle: "Üstüste o kadar film izleyince, filmler birbirine karışmıyor mu?"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bilmiyorum, belki de karışıyordur. Ancak ben filmlerin hissiyatına bakıyorum daha çok. Filmi izlerken belli bir hissiyatı verebiliyorsa başarılı buluyorum Filmdeki en zor iş de atmosfer yaratmak diye düşünüyorum. Yani bir oyuncu performansı veya bir şiddet-seks-komedi sahnesi insanı etkileyebilir, ama bir atmosfer yaratmak ve onu bütün filme yaymak gerçekten ustalık gerektirir ve sinemayı sinema yapan da odur. Bence insanlar filmden birşey anlamaya değil de hissetmeye çalışmalı. Ne demiş Woody Allen; hayatta kavranmaya değer şeyler, beyin tarafından kavranamaz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Son olarak, yetkililerden sadece eski klasik filmlerin oynatıldığı bir festival veya sinema salonu talep ediyorum! &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-8567141066482978099?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/8567141066482978099/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=8567141066482978099' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/8567141066482978099'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/8567141066482978099'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2009/04/festival-yazs.html' title='festival yazısı'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-2293470960796139427</id><published>2009-03-30T21:31:00.010+03:00</published><updated>2009-04-01T18:38:29.118+03:00</updated><title type='text'>kimlik seçimi</title><content type='html'>Aslında reel-politik yazmayı çok sevdiğim söylenemez, benim anlatmak istediğimi çok daha iyi bir biçimde anlatacak birçok köşeyazarı ve yorumcu mevcut. Ancak bu yerel seçimler çok heyecanlı geçtiği ve şu an için net bir Türkiye tablosu çizdiği için değinmek istedim.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Öncelikle ülkemizde "kimlik siyaseti"nin halen çok önemli olduğu ortaya çıktı. Hemen hemen herkes kendi hemşehrisine, kendini yakın hissettiği, kimlik tanımının bir parçasını oluşturan partiye oy verdi. Batı sahil şeridi CHP'ye, güneydoğu DTP'ye, b&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:medium;"&gt;üyü&lt;/span&gt;k şehirler ve orta anadolu AKP'ye ve milliyetçiliğin kuvvetli olduğu bazı iç anadolu illeri de MHP'ye oy verdi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;En önemli sonuç AKP ile ilgili olduğundan, önce onunla başlamak istiyorum. &lt;span class="Apple-style-span" style="border-collapse: collapse; line-height: 17px; -webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;A&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="border-collapse: collapse; line-height: 17px; -webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;KP, birçok farklı kimliği bünyesinde barındırdığı için aslında en "kimliksiz" parti idi. Ancak bu seçimde bu farklılığın yaralandığını görüyoruz&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="border-collapse: collapse;   line-height: 17px; -webkit-border-horizontal-spacing: 2px; -webkit-border-vertical-spacing: 2px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;.&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="border-collapse: separate;   line-height: normal; -webkit-border-horizontal-spacing: 0px; -webkit-border-vertical-spacing: 0px; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; AKP bütün illerde varlık gösterebilmiş tek parti olmasına rağmen, diğer bütün partilere alternatif olma yetisini ve merkez sağın tek adresi olma vasfını bir parça yitirmiş görünüyor. Seçim öncesi müthiş iddialı olmalarını gözönünde bulundurursak, AKP için başarısız bir seçim olmuştur. Ancak objektif bakarsak yine de %39 çok iyi bir orandır ve AKP'nin siyaset sahnesinden "gidici" olmadığının göstergesidir. Öyle çok ağır bir yenilgi veya "kocaman bir tokat" diyerek abartmayı gülünç buluyorum, buna olsa olsa bir "fiske" diyebiliriz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;AB sürecindeki tıkanma, patlayan işsizlik, kriz için önlem almakta gecikilmesi, bütün partilerin hep bir ağızdan AKP'yi yaylım ateşine tutması ve karşılığında seçim sürecinde yapılan kimi garip çıkışlar (özellikle M. Ali Şahin ve Gökçek) AKP'yi devirmeye yetmese bile, sarsmaya yetmiş. Bir bakıma AKP'nin şımarıklığı ve başınabuyrukluğu artık siyasi arenaya fazla gelmiştir ve halk da, tabiri caizse bir "balans ayarı" çekmiştir. Ayriyeten, farklı ideoloji ve kimliklere mensup insanlar da AKP'ye şans vermekten bir nebze cayıp kendisini temsil eden partiye yönelmiştir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Belediyecilikte tekelin kırılması ve kaynakların daha farklı ellerde toplanması açısından bu faydalı bir sonuçtur. Ayriyeten siyasi belirsizliğin giderilmesi ve insanların kendilerini yakın hissettikleri partilerin belediyelerde yönetime gelmesinin getireceği güven ve huzur, siyasi iklimimizdeki gerginliği ve kutuplaşmayı biraz olsun azaltabilir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;CHP oy oranlarında aşırı bir yükselme yaşamasa da, birçok kilit bölgede sürpriz başarılar elde ederek, önceki seçimlere oranla başarılı çıkmıştır. Bu başarıda Ergenekon avukatlığının ya da "dini" açılımların ya da yolsuzluk dosyalarından ziyade ekonomik krizin ve "yaşam tarzı" endişelerinin büyük ölçüde etkili olduğunu düşünüyorum. Bunu CHP'nin "patlama" yaptığı iki büyük şehire bakarak görmek mümkün; genellikle AKP'nin zayıf olduğu ve laiklik endişelerinin en yüksek perdeden dile getirildiği bu iki il: İzmir ve Antalya. AKP'nin güçlü olduğu yerlerde ise çok da başabaş bir mücadele verildiği söylenemez. Sonuçta AKP seçmenini "temelden" sarsabilmiş, oylarına talip olabilmiş bir muhalefet yok, ancak kıyı kentlerinde ve özellikle İstanbul'da iyi bir kampanya yürütüldüğü de aşikar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;MHP her zaman olduğu gibi tabanına oynadı ve her zamanki yüzdesinde kaldı. Ayriyeten bazı illerde güçlü bir aday çıkararak tabanından olmayan ancak AKP'yi de desteklemeyen kesimlerden epeyce oy topladı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;DTP'nin yükselişi ise gerçekten şaşırtıcıydı. Anlaşılan TRT-Şeş ve beraberinde bölgede yapılan bazı yatırımlar ve din temelli bir kampanya, AKP'yi başarıya taşımaya yetmedi. Kürtlerin kimliklerini anayasal güvenceye almak istedikleri ve siyasetlerini DTP üzerinden yapmak istedikleri ortaya çıktı. AKP'nin kapatma davasından sonra bölgede tutturduğu devlet yanlısı söyleme olan kızgınlığın da bu sonuçta büyük etkisi olduğunu düşünüyorum.  "DTP Kürtleri temsil etmiyor ki" şeklinde savları olan arkadaşlara selam ederim!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şimdi Türkiye'nin gerçek ideolojik dağılımının çok daha yakın bir sonucunu görmüş vaziyetteyiz. Doğuyla batı arasındaki iletişim kopukluğu ürkütücü gözükse de, bence bütün büyük siyasi partiler yerlerini sağlamlaştırdılar ve umuyorum ki bu sayede, yani"sivil" bir muhalefetin ışığında artık siyaset-dışı hatta insanlık-dışı yöntemlere başvurulmasına gerek kalmayacağını görmüşlerdir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Daha sağlıklı ve sorunsuz bir demokrasi için, bütün partilerin bütün kesimlerden oy almayı hedeflemesi gerekmekte, ancak sanırım kimlik siyasetindeki düğümler çözülmeden ve karşılıklı güven ortamı oluşturulmadan bunu sağlayamayacağız. Bana kalırsa bunu sağlamanın yollarından biri bir önceki yazımda anlatmaya çalıştığım "savaş dili"ni bırakmak.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Son olarak, bence bütün bu tablodan daha da güzel olanı, e-muhtıra, kapatma davası, türban polemiği tarzı siyaseti kilitleyen ve AKP'ye bonus mağduriyetler kazandıran etkenlerin bulunmadığı, nispeten daha "saf" bir seçim yaşamış olmamız. TSK, Yargıtay veya Anayasa Mahkemesi gibi kurumların uzunca bir süredir siyasete ilişmemeleri, belki de AKP dışındaki bütün partilerin oylarını arttırmalarına sebep oldu. Demek ki neymiş? Anladınız siz onu..&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-2293470960796139427?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/2293470960796139427/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=2293470960796139427' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/2293470960796139427'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/2293470960796139427'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2009/03/kimlik-secimi.html' title='kimlik seçimi'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-8770791857000457946</id><published>2009-03-21T16:40:00.002+02:00</published><updated>2009-03-21T17:18:04.092+02:00</updated><title type='text'>savaş dili</title><content type='html'>&lt;div&gt;Sosyal ve siyasi olayları sürekli bir savaş diyalektiği içinden yorumlayanlara üzülüyorum. Hayat onlar için ne zor olmalı! &lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Biliyorsunuz neyi kastettiğimi..çok önemli anahtar kelimeler vardır ve bu kelimeleri kullanmadan siyasi argüman oluşturmak bu dili kullananlar arasında neredeyse "ayıp" addedilir. Aklıma gelenler şunlar: peşkeş, BOP, emperyalist oyun, takiyye, işgal, sömürü, iç düşmanlar, dış düşmanlar, bölücüler, hainler, satılmışlar, komplocular, ajanlar, emperyalistler, sorosçular, fetoşçular, cemaatçiler, siyonistler, ermeniciler, kürtçüler,"psikolojik savaş" unsurları, "değerlere saldırı"lar, gericiler, yandaşlar, liboşlar..&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tabii bütün bu cenaha karşı kendilerini savunmak için "sözde" takısını geliştirmişler:sözde entel-demokrat-aydın-solcu-hatta sözde ermeni soykırımı..Onlar, herşeyin "özdesini ve sözdesini" bilirler. Bunu belirleyen yegane merci onlara aittir. Muhtemelen biz vasat insanlarda bulunmayan bir organları mevcuttur bu kriterleri belirleyebilen. Sosyolojik yapıdan tutun, karşılaştırmalı tarihe, terör ve işgalden tutun, direniş ve devrimlere, herşeyin en iyisini, en doğrusunu bilirler, dolayısıyla ülkeyi yönetmek onların hakkıdır. Bir çeşit vahiy gelmiştir onlara, kendi yarattıkları savaşın komutanlarıdırlar (ki bazıları içinde yaşadığımız gerçeklikte de komutandırlar). &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Böylesi etiketlerle zihnini dolduran insanlar yavaş yavaş gerçeklikle bağlantılarını kaybediyorlar ve içinde yaşadığımız somut durumları bile kategorilere ayırmaya başlıyorlar. Böylece "işimize yarayan" ve "işimize yaramayan" iki gerçeklik ortaya çıkıyor. Örnek mi? "Dinci" kesimin dayatmalarını önplana çıkarmak, askerin dayatmalarından söz etmemek. PKK'yı ön plana çıkarmak, ama Diyarbakır Cezaevi'nden bahsetmemek..&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Eh, sonuçta savaş hali bu, ilkelerin ne önemi var? Hatta bu savaşın amacı o ilkeleri korumak dahi olsa, işimize gelmeyen gerçeklikler gözardı edilebilir. Bu gelişigüzel "esneklik" sayesinde dürüst ve vicdanlı bir dilden, çıkarcı ve saldırgan bir dile geçiş yapmak zaten çok kolay.&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu savaşçı dilin tezahürleri saymakla bitmez..Mesela devletin kurumları birer "kale"dir, ve ne pahasına olursa olsun "ötekiler" o kaleyi ele geçirmemelidir (ötekiler, yani bizden olmayanlar, zaten yukarıda sayılanlardır)!  Mesela yabancı bir devletle işbirliği, ortaklık, anlaşma asla ve asla "arzulanan" şekilde gerçekleşmediğinden ötürü, o işbirliği, o yabancı devletin işgalidir. Şansa bakın ki o işbirliği yapılan devlet, illa ki emperyalisttir! Soğuk savaş'ın sona erdiğinden bihaber insanların algılaması da ancak o dönemin terimleriyle kısıtlı oluyor sanırım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben bir de şunu merak ediyorum, yabancı bir devletle oluşturulan ortaklık sırasında bu kesim tarafından arzulanan nedir? Bu şartları asla öğrenemeyiz bu dilden. Muhtemelen kayıtsız şartsız bir itaat ve hiçbir taviz vermeden bütün avantajı tek elde toplamayı beklemektedirler.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonra özelleştirmeler, illa ki birilerine peşkeş çekilmiştir. Sanki ülkemizde hiç ihale açılmıyormuş gibi. Tabii yabancı sermaye örneğin Telekom'u satın alıyorsa o aynı zamanda "işgalin" de bir parçasıdır. Her an savaş durumundayız ya, mazallah kesiverirlerse bütün iletişimi?! Bu insanlara Türk işadamlarının yurtdışındaki telekomünikasyon, inşaat, enerji veya güvenlikle yatırımlarını sorduğumuzda ne diyeceklerini bilemem. "Helal olsun, biz de onları işgal etmişiz" falan mı? Ya da yabancı devletler kara kaşımız kara gözümüz için kendi şirketlerini bize "peşkeş" mi çekmektedirler?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sözün özü bu dil, sorunların çözümü için hiçbir şey önermeyen, her soruna "çatışmacı" yaklaşan ve mızmızlanmaktan öteye gidemeyen, içekapanmacı, ukala ve acımasız bir dildir. Bu dili kullananlar hem kendilerini sonsuz bir paranoyaya kaptırıp hayatlarını karartmakta, hem de etraflarındaki insanlara da hayatı, düşünceyi, ekonomiyi ve siyaseti dar etmektedirler.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Zor değil bu dili değiştirmek, biraz sakin olmak, biraz soğukkanlı ve biraz da anlayışlı yaklaşmak yeterli. Elbette dünyada ve ülkemizde haksız kazanç, haksız rekabet, siyasi dayatma, torpil, rüşvet, baskı, zulüm mevcut. Ancak sosyal sorunlara yaklaşım tarzımız ve onları çözümlemek için kullandığımız dil de sorunun bir parçası olabilir. O yüzden bunlarla mücadele yöntemini ve dilini doğru belirlemek çok önemli. Yoksa çözümün değil, sorunun bir parçası haline gelmemiz işten bile değil..&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-8770791857000457946?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/8770791857000457946/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=8770791857000457946' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/8770791857000457946'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/8770791857000457946'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2009/03/savas-dili.html' title='savaş dili'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-4973746898397581194</id><published>2009-02-26T17:33:00.011+02:00</published><updated>2009-02-27T00:19:38.489+02:00</updated><title type='text'>inanmıyorum, öyleyse..</title><content type='html'>Varım!?&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Öncelikle biraz "politik doğruculuk" oynayıp bu yazıda kimseyi yargılamadığımı, herkesin inancına saygılı olduğumu belirtmem gerekiyor sanırım. Ve nihayetinde herkes bu hayatı bir şekilde kendini kandırarak, bazı olguları gözardı ederek, bazı olgulara vurgu yaparak, ve kendi hayat görüşüne göre bir yön çizerek devam ettiriyor. Bu minvalde bazı gerçekleri çarpıttığı, ve bazı gerçeküstü varlıklara inandığı olabiliyor. Gerçeküstü varlıklara inanmak dünya üzerinde yaşayan 7.2 milyar insan arasında epeyce yaygın.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kimisi kendini kandırdığının farkında ve dinlerden sadece "ahlaki öğütler" alıyor. Kimisi doğaüstü varlıklara, kadere, tanrıya, cennete ve cehenneme yürekten inanıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Peki insan neden inanır? Neden yüzyıllardır inanagelmiştir? Sanırım burada "büyük sorular" devreye giriyor. Neden buradayız, nereden geldik, gezegenler ve evren ve hayat ve insan nasıl/neden oluştu vb..Daha sonra da ahlaki sorular, insanlararası ilişkiler ve hukuk devreye giriyor. Hukuk'un insanüstü kavramlara atıfla tanımlanması belki eski çağlarda daha işlevseldi denebilir. Ancak günümüzde modern hukuk böyle değil, hukuk "insan"dan yola çıkıyor ve yine insana dönüyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Önce milattan önceki çok tanrılı dinlere göz atalım. O dönemdeki bilgiyle açıklanamayan doğa olaylarına dayanarak, her özel olaya bir tanrı atfedilerek geliştirilmiş (güneş-ay-deniz tanrıları vesaire). Adak adama-dilek dileme var, seremoniler önemli bir yer tutuyor. Tanrıları resmetmek veya edebiyatta kullanmak da yaygın. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Birkaç yüzyıl sonra artık bazı doğa olayları açıklanabildiği için, ve bu olayları "tek" bir tanrıya bağlamak daha kolay olduğundan insanlar semavi dinlere yöneliyorlar. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tek-tanrılı dinlerin genel formatına baktığımızdaysa sanki bir hiyerarşi doğuyor. Öncelikle tanrının yer yüzünde bir "elçisi" oluyor: peygamber. Bir de tanrı ile peygamber arasında iletişimi sağlayan melekler oluyor. Meleklerin ilettiği mesajı peygamber halkın geneliyle paylaşıyor ve bu mesaj aynı zamanda mutlak ve değiştirilemez bir "kutsal kitap" haline geliyor ve kuşaktan kuşağa aktarılıyor. Bu esnada bir kurumsallaşma da yaşanıyor; özel ibadet yerleri (cami-kilise-sinagog), bu yerlerde çalışan din bilginleri, zamanla kurulan devletler içinde özel bir otoritenin sahibi oluyorlar. Din ruhani ve kişisel bir olgu olmaktan çıkıp, bir dogma ve toplumsal bir fenomen haline geliyor ve deyim yerindeyse "kitleleri peşinden sürüklüyor".  &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Nelere yol açmadı ki din? Haçlı seferleri, İslam'ın "yayılması" esnasındaki savaşlar, bugün bile devam eden İsrail-Filistin savaşı..Toplumsal kargaşa, mezhep çatışmaları, kutuplaşmalar, teknolojik gelişimin engellenmesi..Ama dinlerin toplumlar içinde bir adalet ve hakkaniyet ölçüsünün de yerleşmesine öncü olduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda boşlukta olan ve cevap bulamayan insanlara da bir "cevap" sağlaması nedeniyle kimi zaman faydalı da olabilir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben bu yukarıda saydığım büyük sorular ve adalet için çok basit iki gerçekten hareket ediyorum. Birincisi; hayat, beyinde başlayıp beyinde bitiyor. Beyin öldüğü zaman, yani artık sinir uçlarımızda ve beynimizde elektrik sinyalleri tamamen durduğu zaman, artık hiçbirşeyin farkında olmak mümkün değildir. Beyin ölünce, acı, farkındalık, vicdan azabı, mutluluk, huzur, yanma, üşüme, hicap, pişmanlık, gurur vesaire gibi hiçbişeyi hissetmek mümkün değildir. Yani, ölümden sonra yaşam mümkün değildir, çünkü yaşamımızı algılamaya yarayan organ işlevini yitirmiştir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İkinci basit gerçeklik ise hümanizm. Tabii buna gerçeklik demek doğru değil, bir bakış açısı diyelim. Bence hümanist olmak insanlığa en büyük faydayı sağlayacak "din"dir. Hümanist insan, vicdanı olan insandır. Mümkün olduğunca zulme ve zalime karşı çıkmak, mağdurların yanında durmak, özgürlük için mücadele etmek bence bizi nispeten "iyi" bir insan yapar. Ve bu vicdani tanımlamaya da dinler sayesinde ulaşmış değilim, hiçbir kutsal kitabı da okumadım. Ama ailemden ve çevremde böyle gördüm, ben de ilerde bir aile kuracak olursam çocuklarıma böyle öğretmeyi düşünüyorum. Önce kendini sevmek, kendini hatalarınla, yalanlarınla, eksiklerinle, arzularınla sevmek. Ve sonra başkasına bakarken de ilk önce tıpkı kendin gibi insan olduğunu bilerek bakmak.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hemen burada çok çakal bir soru çıkacaktır: ne yani tecavüzcülere, pedofillere, faşistlere, katillere de mi "insanca" bakacağız? Onların da eksiklerini mazur mu göreceğiz? İnsanlığa zarar vermiş olanlara hümanizmle ne derece yaklaşabiliriz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Doğru, yaklaşamayız. Hümanizm de demokrasi de burada düğüm oluyor zaten. Ancak erdemli olmak, adil olmak istiyorsak-mümkün mertebe yaklaşmaya çalışacağız. Nefrete ve öfkeye yenilmemeye çalışacağız. /burada sanki bi siyasi parti lideri konuştum ama..&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Diğer dinlere mensup insanlarda böyle bir tolerans yok gibime geliyor. En başta da dine ve dindarlara eleştirel bakma cesareti gösterenlerin başlarına gelen olaylar geliyor aklıma. Ortaçağlarda işkenceden geçirilenler, cadı diye yakılanlar, aforoz edilenler..Daha modern zamanlarda Salman Rüşdi, Hz. Muhammed'in karikatürlerini yapanlar, Theo Van Gogh..Bu kıyaslamaya göre günümüzde Hristiyanlık dünyası biraz daha toleranslı davranabiliyor. Müslümanlık ise radikal kanadını korumakta. Bu da Batı'nın gözünde bütün İslam dünyasını töhmet altında bırakmaya yetiyor. Neyse batı-doğu çatışması başka bir yazının konusu olmalı. Aslında inanç konusu öyle bir konu ki hem toplumsal hem kişisel yüzlerce açılımı var, o yüzden dağınık bir yazı oluyor, kusura bakmayın.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Her neyse, şuna gelmek istiyorum: İnanmak bir insanı otomatikman vicdan sahibi yapmıyor. İşte din uğruna yüzyıllar boyu çıkan savaşlar ortada. İnsan inandığı din için-din onu yasaklamış olsa bile-öldürmeyi göze alabiliyor. Tamam, savaşlar esas olarak ganimet ve toprak kavgası için çıkmıştır, ancak din de çok güzel gaza getirebilmektedir insanları. O gaza gelenlerin suçu yok mu diyelim? Elbette var. Peki dinlerde suç yok mu? Olsa gerek.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ama şuna da dikkat etmek lazım, dinlere inanmamak da bir insanı otomatikman "vicdan sahibi " veya "ahlaklı" veya "bilge" yapmıyor. Kısacası inanç, bir insanı tanımlayan yüzlerce parametreden yalnızca biri. İnançlı olup müthiş hümanist-bilge kişiler olduğu gibi, inançsız olup suç ve zulme yönelen insanlar mevcut. Ve tabii tam tersi de geçerli.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Öyleyse bir insan hakkında sırf "inançlı" veya "inançsız" diye bir önyargıda bulunmak saçma. Bazen arkadaşlarım bana kızıyorlar "inanmadığın halde niçin inançlıların haklarını (örn. türban) savunuyorsun? Bu ikiyüzlülük değil mi?". Bence değil. Tesettürün mantığını, kadın hak ve özgürlükleri açısından eleştirirken, bir yandan insanların o tesettüre girme hakkını da teslim etmem gerekir. Çünkü, ben kimim ki insanlara nasıl yaşamaları-nasıl giyinmeleri gerektiğini söyleyeyim? Yani hangi hümanist, insanlara nasıl yaşamaları gerektiğini dikte edebilir? Ve, yine bu noktadan hareketle, kim kimden üstünmüş de insanlara nasıl yaşamaları gerektiğini dikte edebiliyormuş? Ha, punk-goth-emo şeklinde dolaşanlar da hoşuma gitmiyor ve onları zevksizlikle suçlayabiliyorum, ama o şekilde giyinmeyi yasaklamaya da karşı çıkarım. Subjektif bir yargıyla yola çıkıp objektif bir kural getirmek adil olmaz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ya bir de şu "dinlere inanmıyorum ama bi güç var" olgusuna. Hangi güç? Bu gücün bir bilinci var mı? Bu bilince dayalı verdiği kararları, hayatımıza pozitif veya negatif etkileri mevcut mu? Mevcutsa bunları nasıl tespit ederiz? Bir zahmet cevaplayınız..&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu adalet ve hukuk kavramları da, "politik doğruculuk" kavramları da ayrı ayrı yazıların konusu olacak. Tatil bittiğine ve okul başladığına göre, kaytardığım blog yazılarına daha fazla yüklenebilirim. Mucizevi günler dilerim.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3217938458045703052-4973746898397581194?l=umuteldem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://umuteldem.blogspot.com/feeds/4973746898397581194/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3217938458045703052&amp;postID=4973746898397581194' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/4973746898397581194'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3217938458045703052/posts/default/4973746898397581194'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://umuteldem.blogspot.com/2009/02/inanmyorum-oyleyse.html' title='inanmıyorum, öyleyse..'/><author><name>sirnaber</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11866258823382588561</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='24' src='http://bp3.blogger.com/_BEdfSltlmNw/R6chT5GLF4I/AAAAAAAAAAQ/tblvMazjYkE/S220/DSC04320.JPG'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3217938458045703052.post-1593128200474805627</id><published>2009-02-13T01:29:00.008+02:00</published><updated>2009-02-18T16:39:42.507+02:00</updated><title type='text'>insan şizoiddir sık sık</title><content type='html'>İçimde en az yedi kişi yaşıyor. Bugün size iki tanesinden bahsedeceğim. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Biri, dünyanın olabildiğine kötü bir yer olduğunu, hayatın kesinlikle yaşamaya değmeyeceğini düşünüyor sürekli. Sayıklıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"İşte, insanlığın 6000 yılda geldiği noktayı görüyoruz"  diyor. "Halen birbirini öldürenler, katliamlar, savaş teknolojileri, petrol savaşları, kıyımlar, Afrika'da açlık, Asya'da fakirlik, bunların pahasına Avrupa'da, Amerika'da zenginlik, ki o da yalnızca çook kısıtlı bir kesime. Adaletsizlik, cinayet, cinnet, tecavüz, pedofili, zoofili, sapıklık, işkence, haraç, trafik kazası, trafik, trafik, hırsızlık, yankesicilik, dolandırıcılık, yalan, yalan, kandırmaca, aldatma-herkesi herşeyi aldatma, düzmece, yolsuzluk, rüşvet, yasadışı faaliyetler, insanlıkdışı yasalar, tekme, tokat, silah, bomba, ve silah ve bomba ve silahlar ve bombalar..Eşitsizlik, tutsaklık, kölelik, nefret, kin, intikam, kan davası, baskı, baskı, baskı, dayatmalar,  dışlama, asimilasyon, ötekileştirme, susturma, suskunluk, sansür, ezilmişlik, kompleks, keder, ölüm, acı, yas, ölüm, yas, ölüm, yas terörist terörü, devlet terörü, ordu terörü, örgüt terörü, dünya terörü, küresel terör, ABD terörü, AB pohpohu, şiddetle yükselen ırkçılık, doğu-batı kavgası, müslüman-hristiyan kavgası, müslüman-yahudi kavgası, yahudi-hristiyan kavgası, darfur, dram, ırak, dram, filistin, dram, kenya, dram
